Kutsal Muhafız’ı bir kez daha yanı başında belirmesi için çağıran Sunny, Kulenin kapılarına doğru kasvetli bir bakış fırlattı. Yüzünü buruşturup mercan tepesinden aşağı atladı.
"Hiç ama hiç hoşuma gitmedi bu iş…"
Adaya çökülen sessizlik ürperticiydi. Fazlasıyla sessiz.
Tüm canavarlar arkasında kalmış, Düşçü Ordusu’nu yavaş yavaş yutmaya devam ediyor olsa da devasa taş heykellerin kesik kafalarıyla süzdüğü bu açık alan, insana felaketi müjdeleyen tekinsiz bir his veriyordu.
Ama Sunny korkmayı bırakalı çok olmuştu.
"Asıl siz benden korkun."
İleriye doğru yürüdü. Dev kafaların arasından geçip kalyon kapılarını andıran o heybetli kapıların önündeki boşluğa adım attı. Sırtına bir çift göz çivilenmiş gibi hissedince ürperdi, yedi kilide doğru yaklaştı.
Yolun yarısında duraksadı. Bir anlık tereddüdün ardından arkasına, taş kafalara döndü.
Yedi kahramanın yüzünü ilk kez bu kadar net görüyordu.
Derebeyi’nin yüzünde soylu ve vakur bir ifade vardı; Rahibe’nin çehresi ise büyüleyici ve yumuşaktı. Katil, dudaklarına yuvalanmış kibirli, soğuk bir sırıtışla bakıyordu. Yabancı bir miğfer takmıştı; vizörünün yarığından koyu bir karanlık sızıyordu.
"…İnsan işte. Hepsi altı üstü insandı."
Gözlerini kaçırdı, derin bir iç çekip başını çaresizce salladı.
"Yaptıklarınız yüzünden sizi yargılayacak değilim. Ama umarım… Gerçekten umarım biz daha iyisini başarabiliriz."
Attığı bir sonraki adımla birlikte donakaldı.
Kızıl Kule’nin kapılarıyla arasındaki o dar toprak parçasında bir şeyler değişmişti. Aniden uluyan soğuk bir rüzgâr, mercan kırıntılarını havaya savurdu.
O kırıntılar yere düşmedi. Aksine, havaya yükselen kızıl parçaların sayısı daha da arttı ve yavaşça bükülerek yedi bozuk silüete dönüştü.
Sunny bir küfür savurdu. Elini uzatıp Gece Yarısı Parçası’nı çağırdı.
Birkaç saniye sonra, kızıl mercandan yapılma yedi golem, yıldız sembolüne giden yolu kapatarak Sunny ile Kutsal Muhafız’ın önünde dikiliyordu. Biçimlerini hemen tanıdı.
Şövalye’nin zırhlı figürü, Katil’in narin hatları, Rahibe’nin zarif silüeti…
Yedi kahramanın bu yozlaşmış, tiksindirici taklitleri yavaşça kımıldadı. Silahlarını ona doğru kaldırdılar. Hareketleri kaba ve insanlık dışıydı ama etrafa korkunç, kutsal olana hakaret eden bir güç yayıyordu. Bu yaratıklar, antik kahramanların anısını yaşatmak şöyle dursun, onların hatırasına leke sürüyor gibiydi.
Sunny dişlerini göstererek güldü. Kılıcının ucunu yere eğip mercan golemlere doğru yürüdü.
"Yedi kişi misiniz? Beni durdurmaya bunun yeteceğini mi sanıyorsunuz gerçekten?"
Koyu renk gözleri parıldadı, bakışları soğuk ve acımasız bir hal aldı.
"…O zaman ne bekliyorsunuz aptallar, gelin de alın!"
Öne atılarak Gece Yarısı Parçası’nı havaya kaldırdı.
Ancak daha kılıcını savuramadan Yabancı sanki yoktan var olmuş gibi önünde belirdi. Yuvarlak kalkanını o sade taçinin yoluna siper etti. Kalkan vurmak, bir dağa çarpmaktan farksızdı.
Sunny’nin gözleri yuvalarından fırladı.
"Çok hızlı…"
Saniyenin kesirinde, şakağına doğru korkunç bir hızla yaklaşan savaş çekicinin sivri ucunu fark etti. Dişlerini sıktı, bedenini yana kaydırıp Gece Yarısı Parçası’nın keskin yüzüyle darbeyi karşıladı.
Bedeninden geçen acı dolu şok dalgasıyla geriye fırladı. Kızıl mercanların üzerinde kaydı. İnleyerek ağız dolusu kan tükürdü.
"Kahretsin! Nasıl bu kadar güçlü olabilirler?!"
Başını kaldırdığında, kendisine doğru kaçınılmaz bir kinle, kararlı adımlarla yürüyen yedi uzun figür gördü. Golemlerin her biri, Uyuyanlar’dan oluşan koca bir bölüğü tek başına kıymaya çevirecek güçteydi.
Yanı başındaki Kutsal Muhafız kalkanını kaldırdı, kılıcının yüzüyle kalkanın kenarına iki kez vurdu.
"Her neyse. Başlayalım bakalım!"
Siyah su girdabının öte yakasında Düşçü Ordusu, canavar sürüsüne karşı hâlâ hiddetle direniyordu. İnsan etine duydukları deli dehşet açlıkla gözü dönen canavarların tamamı mercan köprüyü terk etmiş, Uyuyanlar’ın üzerine çökmüştü.
Artık birinci ya da ikinci hat diye bir şey kalmamıştı. Sağ kalan herkes katliamın kanlı karmaşasına batmış, zifiri kaosun ortasında hayatta kalmak için çırpınıyordu.
Değişen Yıldız, bu korkunç katliamın merkezinde parıldayan bir güneş gibi parlıyordu. Tek başına savaşıyordu; çünkü sürünün o ışığı söndürmek için uyguladığı yıkıcı baskıya başka kimse dayanamazdı. Ona yaklaşıp yardım etmeye çalışan her insan anında parçalanıyordu.
Her şeye karşı ilgisiz görünen Nephis, gazap dolu bir ilah gibi hareket ediyor, mahlukları birbiri ardına katlediyordu. Etrafı yanan cesetlerle dolmuştu; yaratıkların lanetli kanı köpürerek buharlaşıyordu. Varlığı sadece diğer Uyuyanlar’ın üzerindeki baskıyı hafifletmekle kalmıyor, insanlara güç de veriyordu.
Değişen Yıldız onların kurtuluşu için savaştığı sürece nasıl vazgeçebilirlerdi ki? O ışık karanlığı kovduğu sürece umutlarını nasıl kaybedebilirlerdi?
İlk iki hattın kalıntılarını aşıp okçulara ulaşmayı başaran tek bir canavar bile olmamıştı.
Kızıl mercanın kaygan yüzeyinde dikilen Kai, altındaki dehşet verici katliama baktı, ardından yüzünü gökyüzüne kaldırdı.
Ancak gökyüzü yerine demir ağı halı gibi kaplayan kanlı ceset yığınını gördü. Yüzü sarardı, gözlerindeki ışık söndü.
Düşçü Ordusu’nun yakın dövüşe girmeyen tek subayı olarak, büyük resmi bir tek o görebiliyordu.
Demir ağın çökmek üzere olduğunu bir tek o biliyordu. Dakikalar kalmıştı.
Ağ koptuğunda, keskin demir tellerin ve sayısız ölü canavarın ezici ağırlığı, hayatta kalan insanların üzerine çökecek ve hepsinin sonunu getirecekti.
Birinin bir şey yapması gerekiyordu…
Ve o kişi kendisiydi.
Kai gözlerini kırpıştırdı, sonra bir anlığına kapattı.
"Elbette. Benden başka yapabilecek kimse yok."
Demir ağın çöküşünü kimse engelleyemezdi. Ama nasıl çökeceği kontrol edilebilirdi. Tek yapmaları gereken ağı uygun bir yerden kesmek, ölü canavar yığınının savaşan insanların üzerine değil, boşluğa düşmesini sağlamaktı.
Uçabilen birinden başka kim demir telleri kesebilirdi ki?
Tek sorun şuydu: Ağ bir kez kesildiğinde… Beş Kule Elçisi’nin o yarıktan içeri girmesini engelleyecek hiçbir şey kalmayacaktı.
Onları da savaş alanından uzaklaştırması gerekecekti.
"…Evet. Evet, yapmam gereken şey bu."
Ağır yayını zihnine geri gönderen Kai, bir süre yere baktı. Elinde zarif bir falkata belirdi.
Yüzünde kararlı, karanlık bir ifadeyle kızıl mercandan kendini ileri fırlattı ve gergin demir ağa doğru havalandı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.