Düşler Ordusu lanetli denizin yükselen sularında ve canavarların doymak bilmeyen dalgasında boğulurken Sunny kızıl kuleye yaklaştı.
Diğerlerinden çok uzakta, tamamen yalnız ve kükreyen bir karanlığa gömülmüş haldeydi. Onu kapılara kazınmış parlayan yıldız simgesinden ayıran son birkaç metreyi aşmak için coşkun siyah dalgalara ve kasırga şiddetindeki rüzgara karşı amansızca çabaladı.
Sonunda eli antik taşın soğuk yüzeyine değdi. Solgun yüzündeki yağmur suyunu silip yedi yıldızın ışıltılı biçimlerine baka kaldı.
Umarım işe yarar...
Yemin Anahtarlarından ilkini çağırıp bir an duraksadı, ardından dikkatle anahtar deliğinin siyah uçurumuna yerleştirdi.
Kabaran karanlık denizin sonsuz enginiyle ondan ayrılan hayatta kalmış Uyuyanlar, üzerlerine gelen canavar sürüsüne karşı çaresizce dövüşüyordu. Siyah su çoktan bel seviyelerine ulaşmış, hareket etmeyi zorlaştırmıştı. Ordu, kızıl mercan yamaçlarından yukarıya geri çekilmeye çalışıyordu ama onları takip eden deniz çok daha hızlıydı.
Kayıp Yıldız canavarları birer birer katletmeyi sürdürüyordu. Öfkeli fırtınanın kapkaranlık cehenneminde ışıltısı daha da parlaklaşıyordu. Yağmur damlaları ışıl ışıl tenine değdiği anda buharlaşıyor, kor gibi parıltısı gökte çakan şimşekleri bile sönük bırakıyordu.
Derken, siyah suyun yüzeyinde belirsiz bir dalgalanma yaşandı. Unutulmuş Kıyı boyunca esen soğuk bir rüzgar, sayısız yaratığın yüreğine titreme düşürdü.
Sıradaki yıldıza geçen Sunny ikinci anahtarı çağırıp kilide soktu. Kötü bir şey yaşanmayınca üçüncü yıldıza ulaşmak için suda zorlukla ilerledi.
Kötü derken... Nasıl bir şey olabilir ki sanki? Şu anki durumumdan daha kötü ne yaşanabilir?
Sanki bu soruyu yanıtlamak istercesine, hemen arkalarında bir yerlerde, coşkun dalgaların arasından siyah bir dokunaç yükselip havayı körlemesine kırbaçladı. Mercan kayalıklarından birine çarpıp kolayca un ufak etti. Suyun üzerine moloz yağmuru yağdı.
Bir an sonra, ilkinin peşinden sayısız dokunaç belirdi.
Bu yeni gelişmeyi gölgesinin gözlerinden fark eden Sunny lanet okudu.
Ben ve benim çenam!
Neyse ki dokunaçlar biraz uzaktaydı; kattettiği yedi golemin kalıntılarına yakın bir yerdeydiler. Fakat deniz yükseldikçe yavaşça ona doğru ilerlemeye başladılar.
Aceleyle üçüncü anahtarı da takan Sunny dördüncü yıldıza atıldı. Bir diğer Yemin Anahtarı daha yuvasına kaydı.
Su artık daha da yükselmişti, ağırlığına karşı koymak iyice zorlaştı. Arkasından vuran güçlü bir rüzgar, Sunny'yi neredeyse taş kapılara kafalama geçirecekti.
Beşinci anahtarı deliğe soktuğunda dokunaçlar tehlikeli derecede yaklaşmıştı.
Kahretsin!
Sunny altıncı Yemin Anahtarını kilide taktı ve sonuncusuna doğru yüzerek siyah sulara daldı.
Kıvrılan dokunaç yığını üzerine çökmeden hemen önce son parlayan yıldızı bulup yedinci anahtarı merkezine geçirdi.
Sarsıldı dünya.
Bütün Unutulmuş Kıyı titredi.
Savaş alanındaki hayatta kalan insanlar, dünyada yankılanan bu ani değişim karşısında irkilerek bir anlığına donakaldı.
Rüzgarın öfkeli baskısı dindi. Sağanak yağmur kesildi. Gökgürültülerinin aralıksız, sağır edici kükremesi sustu.
O korkunç fırtına, tıpkı belirdiği gibi ansızın son bulmuş, kırılgan bir serap gibi yokluğa karışmıştı.
Onlara saldıran Kabus Yaratıkları bile bocalayıp bir an durakladı, gökyüzüne baka kaldı.
Ve sonra, bulutların karanlık örtüsü kör edici parlaklıkta bir güneş ışığıyla yarıldı.
Bu olduğu an, durulmak bilmeyen siyah suyun yükselişi durdu ve akıntı tersine döndü.
Lanetli deniz geri çekiliyordu.
Tüh!
Sunny son Yemin Anahtarını da yedinci kilide geçirdiği an, bütün Kızıl Kule sarsıldı. Derinliklerinden tarif edilemez bir ses yükseldi; fırtınanın karanlığında ağır, kederli bir iç çekiş gibi yankılandı.
Ve sonra, o devasa kapılar açıldı. Devasa antik taş bloklar binlerce yıldır ilk kez kımıldadı.
Sorun şuydu ki, kapılar dışarıya doğru açılıyordu. Sunny'ye çarpıp onu korkunç bir hızla siyah su kütlesinin içinde sürükledi. Bu beklenmedik darbe onu ayağından edip az kalsın boğuyordu. Canının fena halde yanması da cabasıydı.
Açılan kapı, en azından onu o lanet dokunaçlardan uzaklaştırmıştı.
Bir süre sonra Sunny yüksek bir mercan tepesinin yamacına fırlatıldı. Birkaç kez öksürdükten sonra yorgunlukla yukarıya doğru birkaç metre emekledi, ardından mercanın pürüzlü yüzeyine çöküp arkasını döndü.
Gördüğü şey Sunny'ye gözlerini kırpıştırdı, ardından şaşkınlıkla gözlerini fal taşı gibi açıp baka kaldı.
Karanlık deniz Kule'nin içine çekiliyordu.
Siyah su tersine akıyor, o muazzam kapı aralığına doluyordu. Kıvrılan dokunaçlar ve ait oldukları o dehşet verici yaratık da akıntıya kapılıp o karanlıkta kayboldu.
İşin garibi, Kızıl Kule'ye giren su miktarı mümkün olabileceğinden çok daha fazlaydı. Sunny suyun o devasa kuleyi dolduracağını sanıyordu ama bunun yerine sadece içeri akıyor ve sanki... yok oluyordu.
Sanki Kule tarafından yutulup yerin derinliklerine sürgün ediliyordu.
Sadece birkaç an sonra karanlık denizin seviyesi düşmeye başladı.
Fırtına dindi, geçit vermez bulut örtüsü yırtılarak güneş ışığının dünyayı bir kez daha aydınlatmasına izin verdi.
Ve birkaç dakika içinde...
Lanetli denizden eser kalmadı.
Sunny, az önce siyah dalgalarla kaplı olan kızıl mercanın berrak yüzeyine baka kaldı.
Dipsiz karanlık okyanus iz bırakmadan kaybolmuştu. Adayı çevreleyen siyah girdap bile artık orada değildi; geride derin, düzensiz ve boş bir hendek silüeti kalmıştı.
Sonra Sunny, öfkeli beyaz bir güneşin tam da Kızıl Kule'nin tepesinde dikildiği gökyüzüne baktı.
Zihnine donakalmış bir düşünce düştü...
Biz... başardık mı?
Gerçekten de karanlık denizi yok mu etmişti?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.