Gözlerinin önünde, Aziz hayata zar zor tutunuyordu. Zırhı parçalanmış, düzinelerce korkunç yaradan sızan kızıl tozlarla kıpkırmızıya boyanmıştı. Kaskının vizörü, yüzünün yan tarafıyla birlikte paramparça olmuştu. Yakut gözlerinden biri yoktu; yerini sivri, oyuk bir karanlık almıştı.
Şövalye’nin kılıcından kaçan zalimane bir darbe Gölge’nin savunmasını yarıp kalkan tuttuğu koluna saplandı ve kolunu dirsekten koparıp attı.
Aziz sendeledi, kılıcıyla sakarca bir hamle yaptı. Ardından bir adım gerileyip dizlerinin üzerine çöktü.
Golemlerin tehditkar karaltıları, son darbeyi vurmak için üzerine çöküyordu. Mimar’ın savaş çekici, yıkımın habercisi gibi inmeye hazır şekilde havaya kalktı. Avcı’nın mızrağı, aç bir yırtıcı gibi ileri fırladı.
Gölge kafasını hafifçe yana eğip ölümüyle yüzleşti. Ürkütücü derecede güzel, mermer gibi beyaz yüzü sakin ve ifadesizdi. Lanetli yaratıkların silahları, kalan tek gözünde yansıyor, yaklaştıkça büyüyordu.
...Ama sonunda delebildikleri tek şey boşluk oldu.
Yaralı Aziz, son saniyede Sunny’nin özündeki besleyici siyah alevlerin içine geri çağrılarak gölgelere karıştı.
Bir an sonra, fırtınalı rüzgarları ve bardaktan boşanırcasına yağan yağmuru da beraberinde getiren bir karanlık duvarı, Kızıl Kule’nin önündeki boşluğu yuttu.
Fırtına artık üzerlerindeydi.
Altı golem, korkunç kasırganın kükreyen enginliğine bakarak birkaç saniye duraksadı. Sadece nadir bir yıldırım çakışıyla aydınlanan dünya ile birlikte, fırtınanın karanlığına gömüldüler. Yağmur perdesi o kadar yoğundu ki arkasını görmek neredeyse imkansızdı.
Aniden sol taraflarında belirsiz bir hareket fark edip hızla döndüler, düşmana saldırmaya hazırlandılar. Ancak orada kimse yoktu.
Fakat bir an sonra içlerinden biri aniden titredi ve kafası karanlığa doğru uçarken yere yıkıldı. Onu kafasız bırakan bıçağın parıltısı o kadar hızlı ve beklenmedikti ki hiçbirinin tepki verecek vakti olmadı.
Üstelik darbe yanlış yönden gelmişti.
Golemler hızla dönüp silahlarını kaldırdılar... Ancak bir düşman yerine tek gördükleri, karanlık duvardan fırlayıp içlerinden birinin boynuna saplanan ağır bir kunai oldu.
Darbe, golem’i sendetecek kadar güçlüydü ama o kadar da tehlikeli değildi. Yaralı mahluk elini kaldırıp hançeri mercan etinden söküp çıkardı.
Ancak bunu yaptığı sırada, diğer golemlerin arkasında duran Katil birden dizlerinin üzerine çöktü. Bir an sonra kafası boynundan yavaşça kaydı ve pürüzsüz, kusursuz bir kesik sergileyerek yere yuvarlandı.
Karanlıkta saklanan Sunny, acımasızca dişlerini göstererek gülümsedi.
'Burası benim alanım, sizi pislikler. Artık konuğum sayılırsınız...'
İkisi gitti, kaldı dört.
Düşmanlarının gölgelerde saklanabildiğini ve karanlıkta görebildiğini anlayan golemler taktik değiştirdi. Şövalye, Yabancı ve Avcı bir çember oluşturacak şekilde dizilip Rahibe’yi bedenleriyle korumaya aldılar.
Rahibe ise ellerini gökyüzüne doğru kaldırdı.
Sonraki an, açık avuçlarından her yöne doğru kör edici bir ışık huzmesi yayıldı. Bu ışık, sadece birkaç metre ötede duran ve yeni bir saldırıya hazırlanan Sunny’i açığa çıkardı.
'...Lanet olsun.'
Kanlı savaş alanında, Hayalperest Ordusu’ndan kalanlar her taraftan kuşatılmıştı. Bütün korku ve şüpheleri bir kenara bırakıp çaresiz bir kararlılıkla dövüşmeye devam ediyorlardı. Siyah su dizlerine kadar gelmiş olsa da insanlar, bu korkunç mahlukların öldürdüğü her bir kişiye karşılık üçünü katlederek çıldırmış Kabus Yaratıkları sürüsüne karşı direnmeyi sürdürdü.
Değişen Yıldız’ın yayan ışığıyla aydınlanan tek bir kişi bile kaçmaya çalışmadı.
Aksine, dimdik durup savaştılar. Bazıları gülümsüyor, hatta bazıları şarkı söylüyordu.
...Aralarından daha fazlası düşüp lanetli denizin soğuk yüzeyi altında sonsuza dek kaybolurken, siyah su yükselmeye devam etti.
Savaş alanının tepesinde, gökyüzünün yükseklerinde, Kai ve Sessiz Dansçı, üç amansız Kule Habercisi’nin saldırılarından kaçarak yıldırım ağlarının arasından süzülüyordu. Bu korkunç canavarlar ikisinden kıyaslanamayacak kadar hızlı ve güçlüydü ama devasa bedenlerini havada tutabilmek için kanatlarına güvenmek zorundaydılar.
Hem Kai hem de onun zarif koruyucusu büyülü beceriler sayesinde uçuyordu ve bu yüzden kanatlı mahluklardan çok daha iyi manevra yapabiliyorlardı. Halen hayatta olmalarının tek sebebi buydu.
Kai, ölümcül saldırı bombardımanından kaçıp sıyrılırken, yayıyla Habercileri isabetli atışlarla delik deşik ediyordu. Ancak hiçbiri ilk atışı kadar şanslı değildi: Siyah ok, bu güçlü canavarların etine defalarca saplanıp kanlarını içti ama tek yaptığı onları biraz yavaşlatmak oldu.
Ama bu umurunda değildi. Zaten Kule’nin bu ürkütücü habercilerini yenmeyi hiç ummamıştı. Tek istediği, onları karada savaşan insanlardan uzak tutmaktı...
Lütfedilen her bir saniye boyunca.
Fırtınanın içinde uçarken, rüzgarın ezici baskısına karşı direnip yıldırımlardan kaçan Kai, dişlerini sıktı ve yapması gerekeni yapmaya devam etti.
...Yeri açığa çıktıktan sonra bir saniye bile duraksamayan Sunny, öne fırlayıp en yakındaki golem olan Şövalye’ye hızlı bir dürtüş savurdu. Yaratık hamle yaparak Gece Yarısı Parçası’nın kınını soylu silahın mercandan yapılma çirkin bir taklidiyle savuşturdu.
Efendi yok edildiği için, bu yapay yaratıklar önemli ölçüde yavaşlamış ve zayıflamıştı. Bağa leşçilerinden veya belki de yüzbaşılardan daha iyi durumda değillerdi...
Gölge sayesinde, Sunny’nin kendisinden ancak biraz daha güçlüydüler.
Ancak onlar sadece birer canavardı, oysa kendisi çok daha ölümcül bir şeydi.
Cehennemin derinliklerinde hayatta kalmak için tüm bir yılını savaşarak geçirmiş, varoşlardan gelen bir çocuktu.
Bir insanın becerisine, berrak zihnine ve ölümcül iradesine sahipti.
Gece Yarısı Parçası’nın rakibinin kılıcı boyunca kaymasına izin veren Sunny, bir adım öne çıkıp ellerini kaldırdı. Taçi açısını değiştirdi ve Şövalye’nin savunmasını kolayca geçip boynuna saplandı. Bir burkma hareketiyle golem’in etinden çıktı ve bu süreçte boynunun yarısını yok etti.
Hareketini sürdüren Sunny, yumruğunu ve Gece Yarısı Parçası’nın kabzasını kalan yarıyı da kıracak bir kuvvetle golem’in yüzüne geçirdi.
[Bir uyanmış katlettiniz...]
Aziz ile yaptığı sayısız antrenmanda öğrendiği dengeli ayak hareketlerini kullanarak hızla konum değiştirdi ve Avcı’nın mızrak saldırısını engelledi. Yabancı hâlâ savaşa katılmak için Rahibe’nin arkasından dolanmaya çalışıyordu; Sunny zaten en başından beri bunu lehine kullanmayı planlamıştı.
Şimdiki rakibi tepki veremeden Sunny ölümcül bir kontratak yaparak adamın kollarından birini kesti. Bir an sonra taçiyi geri çekti, öne doğru saplayarak Avcı’yı göğsünden deldi ve ardından yukarı doğru çekerek lanetli yaratığı ikiye böldü.
[Bir uyanmış katlettiniz...]
Rahibe, onu çıplak elleriyle parçalamak isteyerek öne atıldı ama savaşın bir noktasında boynuna dolanan görünmez bir ip tarafından aniden geri çekildi.
Bu, Sunny’nin ihtiyaç duyduğu tüm zamandı.
Mercan parçaları yere saçılırken Büyü bir kez daha konuştu:
[Bir...]
Rahibe’nin ölümüyle Yabancı bir kez daha karanlıkta yalnız kaldı. Tereddüt ederek kalkanını kaldırdı, düşmanın bir saniye önce bulunduğu noktaya baktı ve kükreyen fırtınanın içinden gelen su sesini dinledi.
Ancak bir sonraki saniyede arkasında bir şey hışırdadı. Yabancı dönüp kılıcıyla geniş bir yatay şlakk savurdu ama sonra durup aşağıya baktı.
Kılıcı tutan eli yoktu, bileğinden temiz bir şekilde kesilmişti.
Sonra, yağmurun içinden bir şey parıldayıp bedenini yarıp geçti. Golem sendeledi ve ardından yere düşerken ikiye ayrıldı.
Derin derin nefes alan Sunny, Gece Yarısı Parçası’nı indirdi ve önünde siyah suların altında kaybolan altı kızıl mercan yığınına baktı. Sonra yere tükürdü.
"Benim Gölge'me zarar verebileceğinizi size kim söyledi, pislikler?"
Arkasına döndüğünde, bir yıldırımın Kızıl Kule’nin devasa kapılarına çarptığını gördü. Elektrik arkları taş yüzeyde dans etti ve ardından arkalarında hayaletimsi bir parıltı bırakarak kayboldu.
Sadece yedili yıldızın biçimleri, sanki enerjiyle doluymuş gibi parlamaya devam ediyordu.
Yanan göğsünü tutan Sunny, çoktan dizlerine kadar gelen siyah suya baktı ve Kule’ye doğru ilerledi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.