İşler bittikten ve Nephis kurtulanları iyileştirmek için alevlerini kullandıktan sonra, yeraltı mezarlarından geçerek şehre döndüler.
Belki de sırf onları diriltecek tiran ortadan kalktı diye geride kalan hortlak canavar ordusunu kılıçtan geçirmeyi umuyordu. Ancak günün sonunda karşılarına sessizlikten başka bir şey çıkmadı.
Bir zamanlar Sunny ve ekibinin hayatına neredeyse mal olacak o vahşi iskelet sürüsü artık yoktu. Harabelerin altında uzanan karanlık tüneller, yavaş yavaş toza dönüşen kemik yığınlarıyla doluydu. Ölüler Lordu yok edildiği an, hizmetkarları da onunla birlikte yok olmuş gibiydi.
Bir süre sonra insan grubu, deniz fenerinin yıkılan kulesinden dışarı çıktı ve Parlak Kale'ye doğru yoluna devam etti.
Karanlık Şehir'i arkalarında bırakmadan önceki son gecelerini burada geçireceklerdi.
Kadim kalenin derinliklerindeki küçük bir odada, yedi kişi bir masanın etrafında toplanmıştı.
Sunny, Nephis, Cassie, Caster, Effie, Kai ve Seishan.
Kalenin surlarının ötesinde, gecenin zifiri karanlığı dünyayı yutmuştu. Kabus Yaratıkları lanetli harabelerde sinsice dolaşıyor, çok uzaklarda bir yerde siyah dalgalar şehir surlarının boyun eğmez granit yüzeyine çarparak dövünüyordu.
İçeride ise bir Hatıra fenerinin soğuk ışığı yüzlerini aydınlatıyordu.
Garip bir şekilde kimse ne diyeceğini bilemediği için suspus olmuştu. En sonunda Sunny sesli bir şekilde esneyerek bu sessizliği bozdu.
"Artık sadede gelsek mi? Yarın uzun bir gün olacak, aramızda güzellik uykusuna ihtiyacı olanlar var."
Göz ucuyla Kai'ye bakıp bir an düşündü, sonra ekledi:
"Aslına bakarsanız bugünden sonraki her gün uzun olacak. O yüzden uzatmayalım."
Nephis bir an ona dik dik baktı, ardından onun sözlerini yineledi:
"...Uzatmayalım."
Bunun üzerine Hatıralarını çağırdılar.
Sunny'nin ellerinde sade bir taçi ile hayaletimsi bir stiletto belirdi.
Seishan'ın elinde sivri gagalı, zarif bir savaş çekici belirdi.
Effie, o güzel bronz mızrağını ve ağır yuvarlak kalkanını çağırdı.
Son olarak, tek bir mücevherle süslenmiş sade bir metal halka ışıktan dokunarak Değişen Yıldız'ın başına nazikçe yerleşti.
Bunlar Parça Hatıralarıydı.
Şafak, Tepe Noktası, Alacakaranlık, Gece Yarısı, Gün Işığı, Ay Işığı…
…Ve Yıldız Işığı.
Son Hatıra, Effie'nin omuzlarına dökülen kısa, akıcı beyaz bir pelerindi. Ölüler Lordu'nu katlettikten sonra aldığı Parça buydu.
Bir süre kimseden çıt çıkmadı. Sonra Effie konuştu:
"Eee, yani… şimdi ne olacak?"
Nephis başını hafifçe yana eğip kaşlarını çattı. Epey bir zaman geçtikten sonra konuştu:
"Yaklaşın."
Yaklaştıklarında beklenmedik bir şey oldu. Sunny, silahlarının kabzalarının aniden ısındığını hissetti. Çok geçmeden hem Gece Yarısı hem de Ay Işığı Parçası hayaletimsi, ruhani bir ışık yaymaya başladı. Aynı şey diğer parçalara da oluyordu.
Yedi ışık hüzmesi odanın merkezine doğru fırlayıp çakıştı. Ardından birbirleriyle kenetlendiler ve kısa süre sonra bu ışık yumağından dokunan yedi nesne havada asılı kaldı.
Işıl ışıl metalden dövülmüş, üzerlerine yedi parlayan yıldız kazınmış anahtarlardı bunlar.
Binlerce yıl önce yedi kahramanın ettiği o korkunç yeminin somutlaşmış haliydi. Yeraltındaki her şeyi yutan karanlığın lanetini mühürlemek için kullanılan anahtarlar.
Aniden, yedi anahtar ışık akıntılarına dönüşerek odada toplanan yedi kişinin her birine doğru fırladı.
Hüzmelerden biri Sunny'nin göğsüne çarptı ve çekirdeğinde emilerek gözden kayboldu.
Büyü'nin sesi kulaklarında yankılandı:
[...Bir Yemin Anahtarı aldınız.]
Sunny ürperdi. O uğursuz yeminle en ufak bir alakası olsun istemiyordu.
…Ama ne yazık ki başka çaresi yoktu.
Odadaki diğer kişilere göz atan Değişen Yıldız, bir an duraksadıktan sonra konuştu:
"Hazırız."
Şafağın loş ışığında, kalenin kapıları son kez açıldı. Uzun bir insan kafilesi, kendilerine bunca zamandır sığınak olan kadim kaleyi terk ederek kapılardan dışarı adım attı.
Sallanan kafataslarının altından geçip gittiler, hiçbirine dönüp bakmadılar bile. Yaşanan tüm o arbedenin ardından, kimse o dehşet verici şeyleri zincirlerinden söküp çıkarmakla uğraşmamıştı.
Kafatasları kaldırılsa bile, bu mücadelede kaybedilen yüzlerce hayatı ve öncesindeki binlerce ölümü kimsenin unutması mümkün değildi zaten.
Beş yüz insan tepeden aşağı inip Karanlık Şehir'e girdi. Birkaç Kabus Yaratığı saldıracak oldu ama daha zarar veremeden doğrandılar.
Bu beş yüz insan savunmasız bir kalabalık değildi. Onlar savaşta pişmiş bir orduydu; muhtemelen insan ırkının yetiştirdiği en güçlü Uyuyanlardan oluşan bir gruptu.
Yollarına çıkmaya cüret eden her şeyi biçerek harabelerin arasında ilerlediler. Kısa süre sonra Karanlık Şehir'in batı sınırına varıp kadim surlara tırmandılar.
Orada durup arkalarına döndüler ve kasvetli bir sessizlik içinde Parlak Kale'nin siluetine baktılar.
…O zamana kadar kalenin her bir penceresinden simsiyah duman sütunları yükselmeye başlamıştı bile. Çok geçmeden tüm kale, duvarların beyaz taşlarını yavaş yavaş yutan öfkeli alevlere teslim oldu. O görkemli mermer, korkunç sıcağın etkisiyle çatlayıp eridi. Küçük kuleler sallandı, büküldü ve ardından o korkunç cehennem çukurunun içine devrildi.
Yangın Parlak Kale'yi yavaş yavaş yok ediyor, onu erimiş bir harabeye çeviriyordu.
Bir bakıma bu gayet uygundu. Ne de olsa Karanlık Şehir'deki diğer her şey çok ama çok uzun zaman önce mahvolmuştu.
İşin şaşırtıcı yanı, bu yıkım Değişen Yıldız'ın fikri değildi. Artık geri dönüşün olmadığını herkesin ruhuna kazımak adına Parlak Kale'yi arkalarında yakma emrini veren o değildi. Sunny, Nephis'ten böyle simgesel bir hareket beklerdi aslında.
Ama hayır, bu bizzat insanların kararıydı.
Kadim kaleyi yok etmek istemişlerdi çünkü ondan nefret ediyorlardı. Hayatta kalmak için muhtaç oldukları bu kanlı taşlardan, sadece nefrete yer bırakacak kadar az hoşlanıyorlardı.
Şimdi burayı terk ederken, Parlak Kale'yi yeryüzünden silmek istiyorlardı. Belki o yok olursa, orada tanık oldukları ve bizzat faili oldukları tüm o karanlığın anıları da onunla birlikte yok olup giderdi.
Bir süre sonra, can çekişen kalenin o şekilsiz, bükülmüş silueti tamamen yangının ve dumanın arkasında gizlendi. Sessiz Uyuyanlar yavaşça bu manzaradan yüzlerini çevirip uzaklara baktılar.
Batıya bakıyorlardı.
Gidecekleri yer orasıydı.
Kızıl Kule'yi kuşatmaya gidiyorlardı.
Uyuyanlar birer birer surlardan aşağı indi ve Karanlık Şehir'i arkalarında bıraktı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.