Kai taş platforma indi ve Cassie’yi yavaşça yere bıraktı. Kör kızın yüzü ölüm döşeğindeki birininkini andıracak kadar solgundu, canının yandığı her halinden belliydi ama en azından hayati bir tehlikesi yok gibi görünüyordu. Okçu, güven veren bir gülümsemeyle kızın omzunu tuttu.
Ardından, tıpkı diğerleri gibi o da başını çevirdi ve sessizce güneye baktı.
Geçit vermez, hiddetli bir karanlık duvarı oradan üzerlerine doğru yaklaşıyor, her saniye Labirent’in uçsuz bucaksız düzlüklerini yutuyordu. Sunny’ye göre bu manzara, kendilerini boğmak için çılgınca koşan sonsuz bir gölge okyanusunu andırıyordu. Hissettiği baskı, o tekinsiz Kızıl Kule’nin yaydığı kasvetli his kadar ağırdı.
Deasa, üzerindeki o tehditkâr ağırlığa zerre aldırmadan karanlığa doğru yürümeye devam ediyordu.
Rüzgâr Sunny’nin saçlarını uçuşturdu. Herkesin donakaldığı o derin sessizlikte, Effie acı dolu bir iniltiyle aniden dizlerinin üzerine çöktü. Ellerini antik zırhındaki yarığa bastırmıştı, parmaklarının arasından parlak kırmızı kanlar süzülüyordu.
Bu ses herkesi kendine getirdi. Nephis, yüzünde asık bir ifadeyle yaralı avcının yanına gitti ve ellerini şefkatle vücuduna koydu. Bir an sonra, Effie’nin zırhındaki çatlaklardan yumuşak, beyaz bir ışık sızmaya başladı; yaralarını iyileştiriyor, acısını söküp alıyordu.
Değişen Yıldız gözlerini kapatıp dudaklarını ısırdı, fildişi teninden aşağı birkaç damla kızıl kan süzüldü.
Yoldaşının acısını dindirmek için kendisi çok daha feci bir azaba katlanmak zorundaydı.
Sunny öksürdü, dudaklarından kanlı köpükler saçıldı ve halsizce kendini yere bıraktı. Pek iyi durumda sayılmazdı.
Karanlık duvarı her an daha da yaklaşıyordu. Rüzgâr giderek şiddetleniyor, antik heykelin yarıklarında ıslık çalarak esiyordu. Beraberinde keskin bir deniz kokusu getirmişti.
Sunny yüzünü ekşitti ve Taş Aziz’e yanına gelip tepesinde durmasını emretti.
Şimdi ne yapacağız?
Kai ürperdi, öfkeyle kabaran bulut duvarına bakıp konuştu:
Daha aşağı mı tırmansak? Yıldırımlar kesin bu devin boyun kısmına yönelecektir.
Sunny başını iki yana salladı.
Yapamayız. Deniz yükselecek, bu yüzden heykelin büyük kısmı sular altında kalacak. Dalgalar bu platforma kadar ulaşmazsa şanslıyız demektir.
Okçu içini çekip aşağıya baktı.
Yani... öldük mü?
Sunny karanlık bir şekilde dişlerini göstererek güldü.
Endişelenme. Taş elektriği pek iletmez, yani yıldırımlardan korunmuş olacağız. Muhtemelen. Asıl korkman gereken şey, bu gürültü patırtının buraya çekeceği yaratıklar.
Bu sözlerin ardından, acı verici bir öksürük kriziyle tekrar iki büklüm oldu.
Öğğ... bu biraz can yakıyor.
O sırada Nephis, Effie’yi iyileştirmeyi bitirmişti. Yanlarına gelip diz çöktü ve Sunny’ye baktı.
Beklenmedik bir şekilde, yüzünde samimi bir endişe okunuyordu.
Sen... o polenden mi soludun?
Sunny genişçe sırıtmaya çalıştı ama ağzından sadece daha fazla kan geldi.
Evet. Birazcık. Ama dert etme, akciğerlerimde büyüyen çiçek falan yok. Artık.
Neph’in yüzü seğirdi. Ellerini uzatıp Sunny’nin göğsüne koymak istedi ama Sunny kadının ellerini havada yakalayıp onu durdurdu.
Tenini yumuşak ve serindi.
Uğraşma. Ben iyi olurum. Benim yerime gidip Cassie’ye bak.
Değişen Yıldız bir an öylece yüzüne baktı. Sonra aniden sordu:
Ama canın yanmıyor mu?
Sunny kadının ellerini itti ve başını salladı.
Sana vereceği acı kadar değil.
Nephis kaşlarını çattı.
Ben alışığım.
Sunny uzun süre onun yüzüne baktı, ne düşündüğünü kestirmek zordu. Sonra sakin bir sesle konuştu:
Biliyorum. Ama buna alışmanı istemiyorum. Alışmamalısın da. Hele ki benim yüzümden asla.
Söylemediği sözlerin ağırlığı bir an aralarında asılı kaldı. Nephis başını hafifçe yana eğdi, sonra bakışlarını kaçırdı. En sonunda içini çekti, birkaç saniye duraksadı ve tek bir kelime bile etmeden oradan uzaklaştı.
Sunny başını öne eğdi, bir süre öylece hareketsiz kaldı.
Böylesi daha iyi... Böylesi çok daha iyi.
Acıdan korkmak, insana dair en temel duyguydu. Nephis ne zaman Kusur’unun o korkunç azabına sessizce katlansa, sanki o parıldayan beyaz alevlerin acımasız saflığı yüzünden insanlığından bir parça daha yanıp kül oluyordu. Sunny bunun gerçekleşmesini görmek istemiyordu.
Ayrıca Değişen Yıldız’ın bu dünyada yardım etmesi gereken son kişi kendisiydi. Çünkü...
Birden tepelerinde patlayan sağır edici bir gök gürültüsü, kohort üyelerinin irkilmesine neden oldu. Gün ışığı soldu, tuzlu ve siyah su damlaları taşıyan soğuk rüzgâr öfkeyle üzerlerine hücum etti.
Cassie’yi kontrol etmeyi bitiren Nephis, ileriye bakıp yüzünü buruşturdu.
Zamanları neredeyse tükenmişti.
Hazırlanın! Sıkı tutunun!
Bunu söyler söylemez kılıcını çağırdı ve iki eliyle kavradı. Göz alıcı bir ışık gümüş namluyu kaplarken, Değişen Yıldız kılıcını taşın derinliklerine saplayıp metali eritti. Dizlerinin üzerine çökerek kabzayı sıkıca kavradı ve fırtınanın darbesine karşı kendini hazırladı.
Hemen yanında Effie içini çekti ve bir eliyle taştaki bir yarığa tutundu. Diğer koluyla da Cassie’yi kendine çekip sıkıca sarıldı.
Caster da liderlerinin yaptığını yaptı ve efsunlu kılıcını platforma saplayarak kendini sağlama aldı.
Sunny onlara bakıp yüzünü ekşitti.
Tepesinde dikilen Taş Aziz kalkanını bir kenara bırakmış, omuzlarını eğerek fırtına rüzgârlarına karşı göğüs germeye hazırlanmıştı. Tutunacak daha iyi bir şey bulamayan Sunny, gururunu bir kenara bırakıp gölgesinin bacağına sarıldı ve utançla gözlerini kapattı.
Daha bu durumun tadını çıkaramadan yanına bir şey pat diye düştü. Tek gözünü açan Sunny, karşısında Kai’yi görünce şaşırdı.
Ne? Ne yapıyorsun burada?
Okçu mahcup bir şekilde gülümsedi ve hafifçe öksürdü.
Şey... Görüyorsun ya, ne taşı kesebilecek bir kılıcım var ne de muazzam bir gücüm. O yüzden... Bu güzel taş yoldaşının diğer bacağına tutunmamın bir sakıncası var mı acaba?
Sunny birkaç saniye ona dik dik baktı, ardından homurdandı.
İyi! Ne halin varsa gör. Sadece yanlışlıkla bana sarılma da...
Sonsuz karanlık duvarı üzerlerine çökerken, başsız dev adımlarını bozmadan ilerledi ve korkunç fırtınanın o hiddetli girdabına kendini bıraktı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.