Fırtınanın Bağrına

Sunny’nin yanağına serseri bir yağmur damlası düştü. Rüzgarın uğultusu giderek şiddetleniyordu. Bir an sonra koca dünya karanlığa gömüldü ve kuduz bir fırtına üzerlerine çullandı. Yüzünü döven hırçın sular, Sunny’nin savurmak üzere olduğu lanet kelimelerini ağzına tıkadı.

Ö-ödüm koptu, kahretsin!

Fırtına dehşet verici bir hiddetle üzerlerine çökmüştü. Platformda kalan iğrenç çekirgelerin leşleri birdenbire kımıldadı. Ardından rüzgara kapılarak ağır adımlarla ilerleyen devasa heykelin boynundan aşağı uçtular ve karanlıkta kayboldular. Kara kanları, bardaktan boşanırcasına yağan yağmurla yıkanıp gitti.

Bulut perdesini yırtan kör edici bir şimşek çaktı, hemen peşinden kulakları sağır eden bir gök gürültüsü koptu.

Taş zemin ıslanıp kayganlaşırken Sunny, fırtınanın gövdesini platformdan söküp atmak istercesine ittiğini hissetti. Taş Azize’ye daha da sıkı sarılarak acı içinde nefes almaya çalıştı, yüzü buruştu. Zarar görmüş ciğerlerine keskin bir ağrı saplandı.

Hayatımda bindiğim… en berbat lunapark oyuncağı…

Neyse ki ağır gölgesi kasırganın yarattığı o muazzam baskı karşısında milim kıpırdamadı. Taş Azize, ayaklarını platformun yüzeyine sımsıkı sabitleyerek gövdesini döndürdü, omzunu alçaltıp o sert taştan bedeniyle rüzgarı bir bıçak gibi yardı.

Onun hemen yanında Nephis, Caster ve Effie de kasırganın gazabına karşı can havliyle tutunuyordu. Büyük bir çabayla da olsa rüzgara direnmeyi başarıyorlardı.

Fakat en kötüsü henüz başlamamıştı.

Güneşten mahrum kalan o karanlık deniz, derinliklerden yukarı doğru tırmanıyordu. Sunny, Labirent’in kıvrımlı geçitlerinden uğuldayarak geçen ve kızıl mercan yığınlarını döven kara suların o derinden gelen gürültüsünü duyabiliyordu. Çok geçmeden taş dev, her devasa adımıyla azgın girdaplar yaratarak bu suların içinde yürümeye başladı.

Gökyüzünü yırtan bir başka şimşek; sadece rüzgar, su ve karanlıktan ibaret olan bu dünyayı bir anlığına aydınlattı. Özellikle şiddetli bir rüzgar darbesiyle sarsılan Taş Azize birkaç santim geriye kayınca Sunny’nin yüreğini bir anlık panik kapladı.

Taş dev ise durmaksızın ilerliyordu.

Bir süre sonra kara sular devin dizlerine, ardından karnına, sonra da göğsüne kadar yükseldi. Gölgeye tutunarak fırtınanın gazabına göğüs gerdikleri o uzun ve azap dolu dakikaların ardından Sunny, hırçın dalgaların antik heykelin omzundaki yıkık mazgallardan aştığını gördü.

Yüzü iyice asıldı.

Geçen gece kara deniz sığınmakta oldukları taş platforma ulaşacak kadar yükselmemişti. Ancak dalgaların bu boyutu karşısında işlerin rengi değişecekti.

Sanki onun bu düşüncelerini doğrulamak istercesine muazzam bir dalga devasa heykelin boynuna çarptı ve platformu yuttu. Ekip üyeleri kara bir su duvarıyla sarsılarak bir anda tepeden tırnağa tuzlu deniz suyuna bulandı.

Şans eseri henüz kimse dalgalara kapılıp gitmemişti.

Uğuldayan rüzgar, insafsızca bastıran yağmur, ardı arkası kesilmeyen şimşekler ve kulakları yırtan gök gürültüsü senfonisi, zaten insana tüm dünyanın ortadan ikiye ayrılıp yıkılacağı hissini vermeye yetiyordu. Üstelik kara dalgalar taş platformu dövmek için durmaksızın yükselirken durum tam anlamıyla bir felakete dönüşmüştü.

Yine de direndiler. Dakikalar birbirini kovalarken, her türlü imkansızlığa rağmen altı insan o antik taşa sımsıkı tutundu ve azgın fırtınanın kendilerini yutmasına izin vermedi. Sunny ne kadar zaman geçtiğini ya da taş devin fırtınanın bağrına doğru ne kadar yol katettiğini kestiremiyordu ancak fırtınanın dineceğine dair en ufak bir belirti de yoktu.

Aksine, giderek daha da vahşileşiyor ve amansız bir hal alıyordu.

Yine de Sunny’nin asıl korktuğu şey bu değildi. Onun gerçek korkusu aklını kaçırmış göklerde değil, o lanetli denizin ışıksız derinliklerinde gizliydi.

Ve çok geçmeden, kaçınılmaz olan gerçekleşti; en kötü kabusu gerçek oldu.

İçine doğan o tekinsiz hisle Sunny birdenbire başını eğip aşağıya, sanki o antik taş kütlesinin arkasını görmek istercesine baktı. Çok aşağılarda, derinliklerden yukarı doğru tırmanan devasa bir gölgeyi hissetti.

Kara denizin o tarifsiz dehşetlerinden biri, kendisini var eden o dipsiz uçurumdan sıyrılarak yürüyen deve meydan okumak için yukarı tırmanıyordu.

Lanet olsun, her şeye lanet olsun...

Sunny başını kaldırdığında hemen yanında Taş Azize’ye can havliyle tutunan Kai’yi gördü. Okçu bu kez hiç de o her zamanki göz alıcı halinde değildi. Sırılsıklam olmuştu, yüzü kireç gibiydi ve korkudan aklını yitirmek üzereydi.

Onun arkasında Nephis taşların üzerine diz çökmüş, parmakları bembeyaz kesilene dek gümüş kılıcının kabzasına asılmıştı.

Sunny acıyan ciğerlerini zorlayarak haykırdı:

"Hazır! Olun! O yara..."

Ancak lafını bitiremeden genç kızın gözleri fal taşı gibi açıldı.

Hızla arkasına dönen Sunny, köpüren dalgaların arasından yavaşça yükselen devasa bir dokunaç gördü. Çakan bir şimşeğin ışığında, göğe yükselen ucube bir kara kuleyi andırıyordu. Gökyüzünü delip geçen dokunaç bir anlığına havada asılı kalarak antik devin üzerinde gövde gösterisi yaptı.

Yüreğinin ağzına geldiğini hisseden Sunny, bu manzarayı çok iyi hatırladığını fark etti. Unutulmuş Kıyı’daki ilk gecesinde gördüğü o devasa kara dokunacın aynısıydı bu; o devasa canavar köpekbalığını tek bir hamlede dalgaların altına çekip küçük bir balık gibi ortadan ikiye ayıran şeyin ta kendisiydi.

Yozlaşmış Kabus Yaratıkları’nın bile köşe bucak kaçtığı o lanet yaratık.

Yukarıdan inen o devasa dokunaç, hareket halindeki heykelin üzerine inerek boynuna dolandı.

Hayır, olamaz!

Sunny daha ne olduğunu kavrayamadan devasa dokunaç antik devin boynunu çoktan sarmıştı bile. Heykelin boynunu sıkıp onu dalgaların altına çekmek istercesine o boğumlu eti birden sıkılaştı.

Antik heykel ise adımlarını hiç yavaşlatmadan ileri doğru yürümeye devam etti. Ardından, dökülen suların gürültüsü arasında heykelin devasa eli lanetli denizin derinliklerinden yükselerek dokunacı kavradı.

Taş avucuyla dokunacı sıkan dev bir an duraksadı ve ardından onu hiç zorlanmadan tek bir hamlede koparıp attı.

Sunny’nin gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu.

Devasa kara dokunacın kopan parçası çırpınarak antik devin boynundan sıyrıldı ve azgın dalgaların arasına gömüldü. Diğer yarısı ise inatla heykelin koluna dolanmaya çalışsa da taş avucun tek bir hamlesiyle savrularak kara denizin derinliklerinde gözden kayboldu.

Birkaç saniye boyunca kara sular sessizliğe gömüldü.

Aman… Tanrım!

Ve hemen ardından, denizin tüm yüzeyi büyük bir gürültüyle göğe doğru patladı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.