Cassie gülümsedi ama bir an sonra aniden kaşlarını çatarak sordu:
“Peki, Sunny… Onu nasıl bulacağız?”
Sunny birkaç saniye düşündükten sonra omuz silkti.
“Emin değilim. Curcunayı mı takip etsek? Burası o kadar da büyük bir yer değil. Bir yolunu buluruz elbet.”
Merdivenlerden inip gecekondu mahallesine girdiler. Sunny, kalabalığın arasından o kendine has uzun boylu figür aramaya başladı. Dış yerleşkede zırh türü bir Hatıra sahibi olan o kadar az Uykucu vardı ki, Yıldız Değişen’i fark etme yetenek konusunda kendisine güveniyordu.
Kısa süre sonra, derme çatma kulübeler ve gözlerinde boş, kasvetli bir ifade taşıyan insanların arasında kaldılar. Kimileri, şatodan yeni kovulduklarını anlayarak onlara acıyarak baka kalıyor, kimileri ise açıkça hallerine kıs kıs gülüyordu. Sunny onlara hiç aldırış etmedi.
Antik kalenin iç kısımlarıyla dış yerleşke arasındaki o keskin zıtlık onu bir kez daha şaşırtmıştı. Hisarın karanlık dehlizleri ne kadar iğrenç olursa olsun, insanlar orada gerçekten yaşıyordu; yüzlerinde gündelik, insani kaygılarla dolaşıyorlardı.
Burada, bu sefil mahallede ise insanlar yaşamıyor, sadece hayata tutunmaya çalışıyorlardı; hem de binbir güçlükle. Gözlerinde çok daha amansız bir muhtaçlık ve çok daha kusursuz bir korku vardı: Günlük karınlarını doyurma derdi ve gecenin karanlığında görünmez bir canavar tarafından yutulma korkusu. Hepsi birer deri bir kemik kalmış, soğuktan donmuş ve ruhsuzlaşmıştı.
Yüzlerinde umuda dair tek bir iz belirdiği an, bakışlarının kazara Aydınlık Şato’ya düştüğü andı.
“Umut sizi ölüme götürür aptallar. Sizin haliniz, o kaledeki zavallılardan çok daha iyi.”
Burası her şeyiyle Sunny’nin büyüdüğü kenar mahallelerden farksızdı; tek fark, gölgelerin bir yerinde pusuya yatmış Kabus Yaratıkları’nın yarattığı o ek dehşetti.
Gerçi gerçek dünyada da canavarlar vardı. Sadece insan derisi giyiyorlardı o kadar.
Sunny, eğitim eksikliği bir kenara, Kabus Büyüsü’nün sınavlarına ne kadar şaşırtıcı derecede hazırlıklı olduğunu bir kez daha hatırladı.
Şaşırtıcı bir şekilde Nephis’ten hiçbir iz yoktu. Tüm yerleşkeyi baştan başa yürüdüler ve nihayet onu görebildiler.
Varoşun en ucunda, taş platformun dik uçurumunun hemen üzerinde tehlikeli bir noktada tünemiş, alışılmadık derecede geniş bir yapı yükseliyordu. Harabelerden hoyratça toplanmış taş bloklardan kabaca inşa edilmişti; bu taşların çoğunda Karanlık Şehir’in asıl sakinlerinden kalma karmaşık oymalar hala duruyordu.
Bu barbarca çirkinlikteki yapı, tüm dış yerleşke içinde beyaz taş yola en yakın olanıydı. Belki de bu yüzden diğer kulübelerden biraz daha sağlam görünüyordu. Hatta tepesine küçük bir ekleme yapılmıştı, bu da ona sanki ikinci bir katı varmış havası veriyordu.
Yıldız Değişen çatıda bağdaş kurmuş oturuyor, yükselen güneşi ve aşağısındaki lanetli şehri seyrediyordu. Şafak vaktinin o solgun ışığında, fildişi teni ve gümüş saçları hem büyüleyici hem de ürkütücü görünüyordu.
Zırhını geri göndermiş, üzerine beline ip bağlı kaba bir tünik giymişti. Yaklaştıklarını hisseden Nephis başını çevirip onlara doğru bir göz attı.
Ardından ayağa kalktı ve geniş platformun taş zeminine hafifçe atladı.
Sunny sırıttı.
“Selam Neph. Görüşmeyeli uzun zaman oldu!”
Nephis onları yeni ikameti olan taş eve soktu. İçerisi sade ve sert bir havaya sahipti; sağa sola dağılmış kırık dökük mobilya parçaları duruyor, birinci katın geniş salonunda soğuk rüzgarlar özgürce esiyordu.
Boyutunun büyüklüğüne ve işçiliğinin üstünlüğüne rağmen, burayı bulduğunda boştu. Kimse platformun kenarına ve yolun eşiğine bu kadar yakın yaşamak istemezdi; zira burası Kabus Yaratıkları’nın saldırısına en açık, riskin en yüksek olduğu yerdi. Ama Yıldız Değişen’in umurunda değildi.
Sunny etrafa bakınıp dudak büktü.
“Vay canına. Buranın kesinlikle biraz bakıma ihtiyacı var.”
Neph omuz silkti, yaşam koşullarını pek dert etmiyor gibiydi.
Gerçi son iki ayı sadece taşlar ve toprak üzerinde uyuyarak geçirmişlerdi, bu yüzden bir bakıma bu derme çatma bina bile muazzam bir gelişmeydi. Biraz elden geçirilse fena bir yer bile olabilirdi.
Sunny bir an için şatoda yaşadığı tüm o konfor ve sıcaklık yüzünden kendini suçlu hissetti. Günde iki öğün lezzetli ve taze yemek bile yemişti.
Yemek demişken…
Cassie gülümsedi ve Neph’e küçük bir çıkın uzattı. Arkadaşı için endişelendiğinden dün akşam yemeğini yememiş, bu an için saklamayı tercih etmişti.
“Al Neph. Sana yiyecek bir şeyler getirdim!”
Yıldız Değişen çıkını hafif bir tebessümle aldı ve bir an duraksadıktan sonra konuştu:
“Teşekkür ederim. Şey… Siz de kahvaltı ister misiniz?”
Bunu söyledikten sonra duvarın yanında duran derme çatma ahşap bir masaya yürüdü ve üzerindeki bezi kaldırdı. Altta, iştah açıcı bir yığın kızarmış et duruyordu.
Bu miktar, şatodaki on kişiyi bir iki gün doyuracak kadar fazlaydı.
Sunny ete boş boş baka kaldı, sonra bakışlarını Nephis’e çevirdi.
“…Nereden buldun bu kadar eti? Biz de senin burada, dış yerleşkede açlıktan öleceğini sanıyorduk!”
Nephis mahcubiyetle saçına dokundu.
“Şey… Birkaç gece önce yoldan büyük bir canavar geldi. Ben ve birkaç kişi onu öldürmeyi başardık. Bu da ganimetten benim payıma düşen.”
Cassie’nin gözleri fal taşı gibi açıldı.
“Ama Gunlaug’un adamlarının Kabus Yaratıkları ile savaşması gerekmiyor muydu?”
Yıldız Değişen birkaç saniye sessiz kaldı.
“Sadece şatoya saldırı olursa müdahale ediyorlar; tepenin yamaçlarından ya da gökyüzünden bir tehdit gelirse yani. Eğer canavarlar yoldan gelirse, genellikle kılını bile kıpırdatmıyorlar.”
…Demek bu yüzden etraftaki tüm kulübeler boştu. Kim saldırgan canavarların doğrudan geçiş güzergahında yaşamak isterdi ki? Hele de onları koruması gerekenler yardım etmek için parmağını bile oynatmıyorken.
Sunny karanlık bir ifadeyle gülümsedi.
“İşte senin o şanlı Şato Muhafızları. Bir dakika…”
Gözlerini kırpıştırdı ve Nephis’e dik dik baktı.
“Eğer bu doğruysa, neden dünyada… yani Rüya Âlemi’nde… onca yer varken bu çukurda yaşamayı seçtin ki?!”
Nephis bir süre ona baka kaldı, sonra ruhsuz bir ses tonuyla cevap verdi:
“Burası sessiz.”
Ardından Neph’in dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi. Pencereye dönerek ekledi:
“Burayı sevdim.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.