Dışarıda güneş tepedeki yerini çoktan terk etmiş, aşağı süzülmeye başlamıştı. Gün batımına pek bir zaman kalmamıştı; bu yüzden Sunny, Nephis’in akşama kadar Effie’nin fikrini değiştirmek için ne yapabileceği konusunda ciddi şüpheler içindeydi. Ancak Değişen Yıldız’ın yüzündeki kararlı ifadeye bakılırsa, öyle laf olsun diye konuşmuyordu. Aklında somut bir plan olduğu belliydi.
Sunny bir an tereddüt etti.
"Şey, peki... şimdi tam olarak ne yapacağız?"
Neph ona şöyle bir bakış attı; soğuk gri gözlerinin derinliklerinde beyaz alevler dans ediyordu. Sonra bakışlarını kaçırıp konuştu:
"Beni takip et."
Bunu dedikten sonra kaleye doğru yürümeye başladı.
Kale mi? Neden kaleye gidiyoruz?
Huzursuz bir hisle dolan Sunny, kibarca Cassie’nin koluna girdi ve Nephis’e yetişmek için adımlarını hızlandırdı. Yanına vardığında, Neph omuzunun üzerinden aniden sordu:
"Şu Yolbulucu’dan bahsetsene yine. Üç gün önce cinayetle suçlanandan."
Sunny kaşlarını çattı, sonra adam hakkında bildiklerini bir kez daha anlattı. Anlatısı bitmek üzereyken Neph araya girdi:
"Yetenek ne peki?"
Sunny bir an duraksadıktan sonra cevap verdi:
"Eline aldığı her silahı inanılmaz derecede keskinleştirebiliyor. Taşı, hatta belki çeliği bile kesecek kadar. Savaş için çok güçlü bir yetenek."
Değişen Yıldız bir süre sessiz kaldı, ardından tekrar sordu:
"Ya kusuru?"
Sunny başını iki yana salladı.
"Onun hakkında hiçbir fikrim yok. Biliyorsun, insanlar kusurları konusunda çok hassastır. Herkes o kaçık Effie gibi en büyük zayıflığını ulu orta anlatmaz."
Bugün Sunny’ye karşı oldukça korumacı bir tavır takınan Cassie de bu fikri destekledi:
"Sunny haklı Neph. Unutma, biz hâlâ onun kendi kusurunu bile bilmiyoruz."
Sunny az kalsın tökezleyecekti; yüzündeki ifadeyi bozmamak için kendini zor tuttu.
Cassie haklıydı elbette. Değişen Yıldız ve o, kusurlarını Sunny ile paylaşmış olsalar da Sunny bu jeste asla karşılık vermemişti... Malum sebeplerden dolayı.
Doğru ama... Şey, bunu konuşmasak olmaz mı?!
Nephis sessizce onaylarcasına başını salladı, başka bir yorum yapmadı. Aklı başka bir yerle meşgul gibi görünüyordu.
Oh be...
Kısa süre sonra görkemli merdivenleri tırmandılar ve kalenin kapılarına yaklaştılar. Sunny, Neph’in niyeti konusunda gitgide daha fazla geriliyordu.
"Tam olarak planı ne bunun?!"
"Şey... Neph? Bizden ne yapmamızı istiyorsun?"
Genç kız omuz silkip her zamanki kayıtsız tonuyla cevap verdi:
"Aslında bir şey yapmanıza gerek yok. Sadece beni takip edin ve... Şey... Erdemli görünmeye çalışın."
Erdemli mi görünelim? Bu da ne demek şimdi?!
Kapıda nöbet tutan muhafızlar, gözlerindeki küçümseyici ve imalı bakışlarla yollarını kesti.
Küçümseme Sunny’ye yönelikti, geri kalan her şey ise tabii ki kızlara.
"Durun bakalım! Aydınlık Kale’de ne işiniz var? Haraç mı ödemeye geldiniz?"
"Yoksa haraç yerine ödemeyi başka türlü mü yapmak istersiniz? Ne demek istediğimi anladınız ya..."
İkisi de kahkahalarla gülerken Sunny’nin kanı beynine sıçradı.
Nephis onlara sakin bir ifadeyle baktı ve konuştu:
"İçeri girmek istiyorum ama haraç ödemeyeceğim."
Kahkahalar bıçak gibi kesildi. Muhafızlar, gözlerinde sert ve tehlikeli bir ışık parlayarak onlara alaycı bir merakla baktı.
"Aklını mı kaçırdın be kadın? Haraç ödemeyeceksen burada ne işin var? Vaktimizi boşa harcama!"
Değişen Yıldız, fildişini andıran güzel yüzünde en ufak bir duygu kırıntısı göstermeden onlara dik dik baktı. Sonra aynı dümdüz ses tonuyla konuştu:
"Meydan Okuma Hakkı’nı kullanmaya geldim."
Birkaç saniye boyunca her yere ölüm sessizliği çöktü. Sunny’nin kalbi göğsünde vahşi bir hayvan gibi güm güm atıyordu.
Çıldırmış! Bu kız kafayı yemiş!
Ama hayır, Değişen Yıldız çıldırmış olamazdı. Sunny içinden onun ne kadar kaçık olduğuna dair şakalar yapmayı sevse de Neph öyle biri değildi. Aksine, her durumda soğukkanlı ve mantıklı kalabilme becerisi onu bu kadar tehlikeli yapan temel unsurlardan biriydi. Bu da demek oluyordu ki burada Sunny’nin göremediği bir fırsat görmüştü.
En azından Sunny durumun böyle olmasını umuyordu.
Bu sırada muhafızlardan biri kaşlarını çattı:
"Dalga geçmeyi kes küçük kız. Canını seviyorsan kapa çeneni ve defol git buradan."
Neph yerinden kıpırdamadı. Aksine, "Şaka yapmıyorum," dedi.
Diğer muhafız ona şöyle bir bakıp başını salladı:
"Şu varoş farelerinin hepsi kafayı yedi, değil mi? Son gösterilenlerin onlara bir ders olacağını sanmıştım ama görünüşe bakılırsa olmamış."
Yüzünü buruşturarak sırıttı.
"Dinle beni küçük hanım. Meydan Okuma Hakkı çocuk oyuncağı değildir. Bu bir ölüm kalım savaşıdır. Sırf yüzün güzel diye kimse sana acımaz. Anlıyor musun?"
Değişen Yıldız sadece başını sallamakla yetindi.
Muhafız bir süre onun uzun boylu figürüne ve üzerindeki kaba tuniğe bakarak bekledi. Sonra yüzünü ekşitti.
"Sanırım bugün biraz eğleneceğiz! Öğğ, yazık olacak. Bu güzellikle haraç ödemene bile gerek kalmadan kalede yaşayabilirdin."
Başını iki yana sallayarak arkasını döndü ve üçüne de kendisini takip etmelerini işaret etti. Diğer muhafız arkada kaldı; yüzünde şaşkın ama karanlık bir heyecan okunuyordu.
Rüzgarda sallanan paslı zincirlerin sesi kulaklarını tırmalarken; Sunny, Nephis ve Cassie asılı duran kafataslarının altından geçerek kaleye girdiler.
İçeride her şey bıraktıkları gibiydi. Harper bile hâlâ o şatafatlı masasının arkasında oturmuş, bir parşömene bir şeyler karalıyordu. Ayak seslerini duyunca kafasını kaldırdı ve onlara doğru kaçamak bir bakış attı.
Gözlerinde şaşkınlık ve kafa karışıklığı belirdi.
"Şey... Sunless ve Cassia? Sizin burada ne işiniz var yine?"
Sunny elini yüzüne kapatma isteğiyle doldu.
O sıska gence gelecekte görüşebileceklerini söylediğinde... O geleceğin aynı lanet günün içinde olacağını kesinlikle kastetmemişti!
Sunny’nin kafasında dönen bu fırtınalardan habersiz olan Harper gülümsedi:
"Ooo! Yoksa şansınız yaver gitti de birkaç parça mı buldunuz? Haracı ödemek için şimdiden döndünüz mü?"
Sunny dişlerini sıktı ve yüzüne eğreti bir gülümseme yerleştirdi.
"Şey, hayır. Tam olarak öyle değil..."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.