Kaleden ayrıldıklarında, Andel’in kopmuş kafasından hala kan damlıyordu. Nephis, kafayı saçlarından tutmuş, yüzünde her zamanki kayıtsız ifadesiyle yürüyordu. Sanki elinde bir insan kafası taşımak, yüzündeki tek bir kası bile oynatmaya değecek bir iş değildi.
Sunny, Değişen Yıldız’a aniden bambaşka bir gözle bakmaya başladı. Ona karşı tetikte olmayı bırakalı epey olmuştu ama şu an zihninde şüpheler uyanıyordu.
Bu kız geçmişte acaba kaç kişiyi öldürmüştü?
Çevredeki herkesin yüzünde ise şaşkınlıktan dehşete uzanan bir ifade yelpazesi vardı. Duelleşmeye tanık olanlar Nephis’e bir intikam meleğiymişçesine bakarken, diğerleri onu korkunç bir iblis gibi görüyordu.
Acaba bu tek bir leşle ne kadar öz soğurmuştu? Çok fazla olmalıydı, değil mi?
Ama bunlar sadece kalenin sakinleriydi. Dış yerleşkedeki insanların tepkileri garip bir şekilde ölçülüydü ama bir o kadar da derindi. Daha önce aralarından birinin elini kolunu sallayarak o kadim kaleye girdiğini ve elinde bir Öncü’nün kesik kafasıyla serbestçe dışarı çıktığını hiç görmemişlerdi. Şimdi hepsi sessizlik içinde, gözlerinde yanan amansız, karanlık ve boğucu bir duyguyla onları izliyordu.
Tüm bu manzara Sunny’yi fena halde huzursuz etti.
Nephis’in bu hamlesiyle o insanların kalbinde nasıl bir fırtına kopardığının farkında olup olmadığından emin değildi. Bu tür duygular tehlikeliydi ve kontrol edilmesi imkansızdı. Eğer ne yaptığını bilmiyorsa, işler çok çabuk sarpa sarabilirdi.
Ancak bilerek yaptıysa durum daha da vahimdi. Neph gerçekten bu kadar dahi ve etkili bir manipülasyon yeteneğine sahip olabilir miydi? Tüm bunlar en başından beri onun planı mıydı?
Sunny, Değişen Yıldız’ın bu yönünü tanıdığından emin değildi.
Düşününce, aslında onun hakkında pek bir şey bildiği de söylenemezdi.
Bu şüphelerin pençesinde kıvranırken Sunny, Effie’nin kulübesinin önüne geldiklerini fark etmedi bile. Gökyüzüne baktığında güneşin Kızıl Kule’nin meşum silueti arkasına gizlendiğini gördü.
Nephis’in söz verdiği gibi vakit akşamdı.
Korkutucu...
Kapıyı bile çalmadan, asabi avcı kadın gözlerinde bir nebze öfkeyle kapıyı açtı.
"Nedir bu gürültü patırtı?! Bir kız ağız tadıyla bir gününü bile..."
Üçünü görünce olduğu yerde kalakaldı.
Nephis, gözünü bile kırpmadan Andel’in kafasını Effie’nin ayaklarının dibine fırlattı ve sordu:
"Şimdi konuşabilir miyiz?"
Yerdeki bu tüyler ürpertici hediyeye bakan avcının gözleri kısıldı. Çehresi karardı.
Birkaç saniye sonra başını kaldırdı ve sert bir sesle konuştu:
"İçeri girin."
Kapı arkalarından kapanır kapanmaz Effie, öfkeli bir fısıltıyla sordu:
"Sen ne halt ettin böyle prenses?!"
Nephis başını yana eğip hafifçe kaşlarını çattı. Sonra sesinde samimi bir kafa karışıklığıyla cevap verdi:
"Gücümü kanıtlamamı istemiştin. Öyle değil mi?"
Avcı kadın ona inanmaz gözlerle baktı. Onun sessizliğini yanlış anlayan Neph, gözlerini kırpıştırıp ekledi:
"Ah. Bu kafa şuna aitti..."
"Kimin kafası olduğunu biliyorum! Onu nereden aldın?!"
Sunny iç çekip sağlam sandıklardan birinin üzerine çöktü. Ardından yüzüne karanlık bir gülümseme yerleştirip konuştu:
"Ah, bu arada... Karanlık Şehir’de bunu öğrenecek son kişi sen olabilirsin ama tam karşında duran kişi, Ölümsüz Alev klanından Değişen Yıldız’ın ta kendisi, bir adalet savaşçısı. Az önce kaleye daldı, o piçe meydan okudu ve herkesin gözü önünde tek bir kılıç darbesiyle işini bitirdi. Şu an şehirde konuşulan tek şey budur herhalde."
Ses tonunda en ufak bir neşe yoktu. Aksine, Sunny sanki kendini küfretmemek için zor tutuyor gibiydi.
Neden... Neden bela gittiği her yerde onu takip etmek zorundaydı?
Neph ve Cassie, Effie’nin tepkisini gerginlikle beklerken Sunny biraz olsun anlayış bulma umuduyla gölgesine baktı. Ne yazık ki orada teselli yoktu. Gölge, sadece ona bakıyor, içten içe kıs kıs gülerek bu durumdan keyif alıyordu.
Effie ise birkaç kez gözlerini kırpıştırdı ve onlara tuhaf bir ifadeyle baktı.
Doğru ya. Yol yakınken kaç kurtar kendini...
Sonra aniden başını geriye atıp kahkahayı bastı.
"Vay canına! Tanrım! Gerçekten yaptınız mı?! Bu paha biçilemez bir şey! O heriflerin yüzünü görmeyi çok isterdim!"
Sunny ağzı açık bir şekilde onu izledi. Beklediği tepki kesinlikle bu değildi.
Deli bunlar, hepsi kafayı yemiş! Etrafım delilerle çevrili!
Effie’nin gülmesi bittiğinde, Değişen Yıldız’a karanlık ama memnun bir ifadeyle baktı.
"Pekala, kendini kanıtladın. Ama bilmen gereken bir şey var. Ev Sahibi’ne katılmayı reddettiğimde Gunlaug şunu açıkça belirtti: Eğer ona ait olmayacaksam, hiç kimseye ait olmayacaktım. O günden beri beni arasına katmaya cesaret eden her grup sonradan pişman oldu. Beni rehber olarak tutarak kendinizi onun hedef tahtasına koymuş olacaksınız. Bunu gerçekten istiyor musunuz?"
Demek hikayesi daha derinmiş... Neden bu kadar yalnız olduğu şimdi anlaşılıyordu.
Oluşan sessizlikte ilk konuşan Sunny oldu. Sesi acı ve bıkkın geliyordu:
"Yani... Bunu dert etmek için biraz geç kalmadık mı sence de?"
Ertesi sabah ava çıkmak için hazırlanıyorlardı. Gecekondu sakinlerinden oluşan küçük bir kalabalık, onları uğurlamak için toplanmıştı; karanlık gözlerinde umut ve kederin garip bir karışımı yanıyordu.
O zamana kadar Değişen Yıldız’ın kurnaz planı ve zalim Öncü Andel’e karşı kazandığı destansı zaferin hikayesi çoktan her yere yayılmış, her anlatılışta daha da inanılmaz bir hal almıştı. Şimdi bu insanlar onu kendi gözleriyle görmeye gelmişlerdi.
Özellikle Yıldız Işığı Lejyonu Zırhı ve göğüslüğündeki sembolle yakından ilgileniyorlardı. Basit bir kabuklu yüzbaşının Anı’sının, Karanlık Şehir sakinleri üzerinde bu kadar etki bırakacağını kim bilebilirdi ki?
Sunny bu durumdan hiç memnun değildi.
Önceki akşam, kaldıkları yere döndüklerinde Nephis’e birkaç soru sorma fırsatı bulmuştu. Ancak duygularını nasıl ifade edeceğini bilemediği için çoğunu kendine sakladı. Sonunda sadece, fiziksel güç açısından kendisinden çok daha üstün olan bir insan rakibi nasıl bu kadar kolay yenebildiğini sordu.
Değişen Yıldız’ın cevabı çok basitti. Sadece omuz silkti ve şöyle dedi:
"Eski bir Mirasçı numarası."
Bu cevap hem her şeyi açıklıyor hem de hiçbir şey anlatmıyordu.
Ve şimdi, canavar avlamak için Karanlık Şehir’e gidiyorlardı.
Dördü yola çıkmaya hazırken, aniden yükselen bir mırıltı arkalarına dönmelerine neden oldu. Gecekondu sakinleri kenara çekilerek uzun boylu, genç bir adamın geçmesine izin verdiler.
Sunny kaşlarını çattı.
Harika. Bu herifin burada ne işi var?
Yaklaşan Caster, birkaç metre ötede durup nazikçe eğilerek selam verdi.
"Leydi Nephis, Avcı Athena, Cassia, Sunny. Hepinize günaydın. Ben, Han Li klanından Caster; av partinize katılmak istiyorum. Beni kabul eder misiniz?"
Herkes bir anlığına sessizliğe büründü. Sunny bu yakışıklı Mirasçı’dan hoşlanmasa da, onun yanlarında olması inanılmaz bir kazanç olurdu. Caster gibi dahi dövüşçüler her yerde kolay bulunmazdı, hele ki Unutulmuş Kıyı’da... Sunny’nin içi içini yiyordu.
Kalabalıktan bir fısıltı yükseldi. İnsanlar, kaleden bir savaşçının dış yerleşkedeki bir takıma gönüllü olarak katılmasına şaşırmışlardı. Hem de böylesine ürkütücü bir şöhrete sahip olan birinin!
Bir süre geçtikten sonra Değişen Yıldız sadece omuz silkti.
"İstiyorsan gel."
Böylece Han Li klanının gururlu evladı, av partilerinin beşinci üyesi oldu. Labirent’te tek başlarına geçirdikleri aylardan sonra sayılarının arttığını görmek garipti ama bu muhtemelen kaçınılmazdı.
Sunny ne bekliyordu ki? Sonsuza kadar sadece üçü mü kalacaktı?
Aptallık...
Beş Uyuyan, dış yerleşkenin sefaletini arkalarında bırakıp lanetli harabelere çıkan beyaz taşlı yola adım attılar.
Ve böylece, Karanlık Şehir’deki her insanın kaderi mühürlenmiş oldu.
Son başlamıştı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.