Kanla Gelen Sofra

İlk avları şaşırtıcı derecede olaysız geçti.

Deneyimli bir izcinin rehberliği ve Sunny’nin gizlenen gölgesinin desteğiyle, Düşmüş yaratıklardan kaçınmayı başarıp hedeflerine tek parça halinde ulaştılar. Oraya vardıklarında, grup harabelerin arasına gizlenip avlarının ortaya çıkmasını beklemeye koyuldu.

Savaş planı önceden tartışılmıştı. Effie, öldürmeye geldikleri canavarın türünü, güçlü ve zayıf yönlerini içeren ayrıntılı bir listeyle tarif ettikten sonra, Nephis hızla herkese farklı roller atadı.

Sunny, işlerin tıpkı Labirent’teki gibi yürüyeceğini umuyordu ama beklediğinin aksine öyle olmadı. Neph, yine en büyük riski üstlenip düşmanı zayıf noktasını açık etmeye zorlayacaktı. Ancak bu açıktan faydalanıp ölümcül darbeyi indirecek olan kişi Sunny değil, Caster’dı.

Aslında bu mantıklıydı. Ne de olsa yetenek savaş odaklı değildi, en azından resmiyette öyle biliniyordu. Bu görevi, Caster’ınki gibi inanılmaz derecede güçlü bir savaş yeteneğine sahip birine emanet etmek rasyonel bir karardı.

Yine de Sunny, nedense bu duruma içten içe öfkelendi. Sanki bir başkası onun yerini almış gibi hissediyordu.

Çocukça görünmek istemediği için acısını içine atıp sessizliğini korudu.

Canavar nihayet ortaya çıktığında her şey kusursuz ilerledi. Nephis ve Caster, hiçbir yara almadan yaratığın işini bitirmeyi başardılar. Takım çalışmaları, zahmetsiz olmasa da tuhaf bir uyum içindeydi; muhtemelen ikisi de soylu sınıfı mensubu oldukları ve benzer eğitimlerden geçtikleri içindi bu. Görevi işler ters giderse kavgaya dahil olmak olan Sunny, sonunda parmağını bile oynatmak zorunda kalmadı.

Effie de öyle; kör kızı korumak gerekebilir diye Cassie’nin yanında beklemekle yetindi. Her şey bittiğinde kahkahayı bastı:

"Ha! Bu hayatımda kazandığım en kolay yemek oldu!"

Effie’nin partideki konumu biraz tuhaftı. Diğerlerinin aksine, resmi olarak gruba katılmaya dair bir istek göstermemişti. Daha ziyade kiralık bir işçi gibiydi; sorumlulukları gruba harabelerde rehberlik etmek ve onlara bilgi sağlamaktan ibaretti. Onlarla omuz omuza savaşması bile gerekmiyordu.

Kabus canavarı öldükten sonra onu hızla parçaladılar ve savaş alanından yüklü miktarda etle ayrıldılar. Kızıl Kule’nin gölgesi Karanlık Şehir’in üzerine düşmeden önce, ekip tepenin eteğindeki mermer kemere çoktan yaklaşmıştı.

İşte o an, nihayet beklenmedik bir şey oldu. Ve bu, Nephis yüzünden oldu.

Ganimetten düşen payı enerjik avcıya verdikten sonra Sunny, Cassie ve Caster’a bir bakış attı. Ardından, Değişen Yıldız konuştu:

"Siz üçünüzün, et paylarınızı bana emanet etmenizi istiyorum."

Ne? Bu da ne demekti şimdi?

Sunny soru sorma fırsatı bulamadan Cassie gülümseyerek karşılık verdi:

"Tabii ki Neph!"

Caster da geri kalmadı. Hafifçe eğilerek başını salladı.

"Nasıl isterseniz, Leydi Nephis."

Sunny dişlerini sıktı. Bu noktadan sonra onu sorguya çekmeye başlasa tam bir pislik gibi görünecekti. Özellikle de teknik olarak gölgesini Effie’ye ödünç vermek dışında hiçbir şey yapmadığı düşünülürse. Canlarını dişine takanlar Nephis ve Caster’dı.

"...Peki."

Nephis onlara bir onay işareti verip beyaz yolda yürümeye devam etti.

Dış yerleşkeye döndüklerinde, kalan canavar etini iki parçaya ayırdı. Çok daha küçük olan kısmı Cassie’ye uzattı. Kıyaslanamayacak kadar büyük olan diğer kısmı ise öylece barakalarının önündeki beyaz taşların üzerine bıraktı.

Effie tüm bu süreci merakla izliyordu. Onları karşılamak için toplanan varoş sakinleri de aynı merak içindeydi.

Sunny kaşlarını çattı:

"Ne yapıyorsun?"

Değişen Yıldız ona kısa bir bakış atıp Cassie’nin ellerindeki küçük et paketini işaret etti.

"Bu bizim hayatta kalmamız için. Bir sonraki ava kadar bu eti yiyeceğiz."

Kalabalıktan biri bağırdı:

"Ya geri kalanı? Satıyor musunuz? Fiyatınız ne?"

Dış yerleşkedeki avcıların ganimetlerinin bir kısmını satması adettendi. Buradaki insanlar bu şekilde karınlarını doyuruyordu. Et; eşya, hizmet ya da çok nadir durumlarda gerçek parçacıklarla takas edilebilirdi.

Neph etraflarında toplanan insanlara döndü ve kaşlarını çatarak onlara baktı. Herkes sustuğunda, soğuk bir ses tonuyla konuştu:

"Benim av partim asla et satmayacak. Hiçbir zaman."

Bu cevabın şaşkınlığıyla kimsenin tepki vermesine fırsat kalmadan, yana doğru bir adım atıp büyük et yığınına işaret etti ve ekledi:

"...Bunun yerine, hepsini bedava dağıtacağız."

Dış yerleşkenin kıyısında derin bir sessizlik hakim oldu. Değişen Yıldız’ı bir anlığına görmek ya da bir parça yiyecek bulma umuduyla gelen varoş sakinleri, Nephis’e güvensizlik, şaşkınlık ve şüphenin harmanlandığı karanlık bir ifadeyle bakıyorlardı.

Bir süre sonra biri bağırdı:

"Ne oyun çevirmeye çalışıyorsun? Buradaki insanlar aç, Değişen Yıldız! Yazıklar olsun sana!"

Nephis kollarını kavuşturdu, kaşlarını çattı ve cevap verdi:

"Oyun falan yok. İsteyen herkes karnını doyurmak için küçük bir pay almakta özgür."

Onu az önce suçlayan genç adam güldü.

"Neden öylece bedava dağıtasın ki? Bizi aptal mı sanıyorsun?"

Sunny’yi de aynı soru kemiriyordu. Neph’in beyhude asaletine sık sık şaka yollu sataşırdı ama onun gerçekten aptal olmadığını da biliyordu. Yaptığı her şeyin bir nedeni vardı, bu nedenler bazen ona delice gelse bile.

Son zamanlarda Neph’in, ona yakıştırdığından çok daha kinik ve pragmatik olduğundan şüphelenmeye bile başlamıştı. Sadece onun kinizm anlayışı, Sunny’ninkinden çok farklıydı.

Ne yapmaya çalışıyordu?

Bu sırada Nephis, bağıran adamı soğuk bakışlarıyla delip geçti. Yüzünü buruşturarak, sesindeki hafif bir öfkeyle konuştu:

"...Neden mi? Ben insan değil miyim? Sizler insan değil misiniz? Bu lanetli yerde bir insanın, kendi türünden olanlara yardım etmesi için bir nedene mi ihtiyacı var?!"

Bir adım öne çıktı ve toplanan insanlara baktı; sert gözleri altında herkes titrer.

"Bana yazıklar olsun öyle mi? Hayır. Kim olduğunuzu unuttuğunuz için asıl hepinize yazıklar olsun. Biz insanız, canavar değil. İster gerçek dünyada ister Rüya Aleminde olalım, özümüz budur."

Sözleri, uluyan rüzgara karışarak beyaz taşların üzerinde yankılandı.

"Şimdi aç olan varsa gelsin ve yemeğini alsın!"

Varoş sakinleri hala ikna olmuş değildi. Ancak açlıkları, temkinli olmalarından daha güçlüydü. Çok geçmeden, içlerinden biri öne çıktı, tereddütle küçük bir et parçası aldı, Nephis’e kaçamak bir bakış attı ve hızla oradan uzaklaştı.

Diğerleri ona bir şey olmadığını görünce cesaretlendiler. Paçavralar içindeki genç erkekler ve kadınlar düzensiz bir kuyruk oluşturdular. Teker teker öne çıkıyor, küçücük et parçalarını alıyor ve ellerindekinin geri alınacağından korkarak aceleyle gözden kayboluyorlardı.

Yavaş yavaş, yüzlerinde yeni bir ışık belirdi. Bu, Neph ismini haykırdığında şato sakinlerinin gözlerinde Sunny’nin fark ettiği o çekingen ve zayıf duygunun aynısıydı.

Umudun, ya da belki de inancın habercisi olan bir şey.

Sunny, karanlık bir ifadeyle başını kaldırıp onları görkemli hisarın duvarlarından izleyen Muhafızların minicik silüetlerine baktı.

Nephis, hepimizin hala insan olduğunu söylerken haklıydı. Ancak geri kalan her konuda yanılıyordu.

Çünkü insanlar, canavarlardan çok daha beterdi.

...Yaşananlar Sunny’nin hiç mi hiç hoşuna gitmemişti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.