Kanla Örülen Yol

Sunny, aldığı cevap karşısında donakalmış bir halde Nephis’e bakıyordu. Onun bunu bu kadar kolay itiraf etmesini hiç beklememişti.

Genç kız ise sadece omuz silkmekle yetindi.

“Ne yani? İnkâr mı etmeliydim? Neden yapayım ki bunu? Yalanlara takıntılı olan sensin Sunny, ben değil.”

Değişen Yıldız’ın dudak kenarı hafifçe seğirdi.

“Aslında sana teşekkür etmeliyim. Sen olmasaydın, insanları bu kadar kolay aldatmayı asla öğrenemezdim. Malum sebeplerden dolayı çok korunaklı bir çocukluk geçirdim. Başkalarıyla iletişim kurmak, hakkında çok az şey bildiğim bir konuydu her zaman.”

Karanlık bir gülümseme yayıldı yüzüne.

“Bu lanetli kıyıda, onca insanın arasında seninle karşılaşmak ne büyük bir talih. Şanslıyım, değil mi?”

Sunny gözlerini kırpıştırdı. Ne saçmalıyordu bu kız? Karanlık Şehir’e yaptıkları yolculuk sırasında Nephis’in, insanlarla nasıl konuşması gerektiğini öğrenmek için Cassie’yi taklit etmeye çalıştığını hatırlıyordu. Yoksa aynı zamanda onu da mı incelemişti?

Neph bir adım öne çıktı ve bakışlarını Sunny’ye dikti; gözleri yakıcı ve yoğun bir hırsla parlıyordu.

“Rüya Âlemi’nde kimse tek başına hayatta kalamaz. Bu kuralın benim için de istisna olmayacağını biliyordum, bu yüzden seni ve Cassie’yi izledim; ikinizden de bir şeyler öğrenebilmek için elimden geleni yaptım. İşte o zaman fark ettim ki, söylediğin veya yaptığın hiçbir şey gerçek değildi. Öyle değil mi?”

‘Hadi be.’

Sunny sırtından aşağı soğuk bir titreme indiğini hissetti.

Genç kız alayla güldü.

“Ne yaşanırsa yaşansın, bir şekilde gerçek düşüncelerini, arzularını ve nedenlerini gizli tutmayı hep başardın. Aldatma konusunda senin kadar mahir birini daha önce hiç görmemiştim. Tebrikler Sunny! Bizimle oynadığın zihin oyunları, neredeyse Ruh Yiyen’in zihinsel tılsımı kadar kurnacaydı. İlham vericiydi doğrusu.”

Değişen Yıldız duraksadı ve başını iki yana salladı.

“Hatta gerçekleri bile kolayca yalana dönüştürebiliyorsun. Ne kadar… zekice. Böyle bir şeyin mümkün olduğunu bile bilmiyordum. Ne safmışım. Seninle tanışmadan önce bilmediğim ne çok şey varmış.”

Gülümsedi.

“Yani anlayacağın Sunny… sen benden kılıç kullanmayı öğrenirken, ben de senden insanları kullanmayı öğrendim. Bu yüzden lütfen samimi minnetimi kabul et. Daha iyi bir öğretmen dileyemezdim. Sen olmasaydın bunların hiçbiri mümkün olmazdı!”

Nephis elini kaldırdı ve parmağını ona doğru uzattı. Sesindeki öfke artık saklanamaz bir haldeyken nefretle tükürürcesine konuştu:

“Peki, şimdi hangi cüretle beni, senin karşılaştığın herkese yaptığın şeyi yapmakla suçluyorsun?”

Sunny’nin dizleri titredi. Doğru mu söylüyordu? Neph gerçekten de bu kadar manipülatif ve aşağılık olmayı… ondan mı öğrenmişti?

‘Eyvahlar olsun…’

Deneyimsiz biri, istese bile kendisinden daha kötü bir rol model bulamazdı. Onun gibi yaralı ve gaddar bir adamla Rüya Âlemi’ne düşmek kaderin ne kadar zalim bir oyunuydu böyle...

Sunny dişlerini sıktı.

“Aynı şey değil…”

Değişen Yıldız kaşlarını çattı.

“Yaptığım şeyin ne farkı var? Bu insanlara tek bir yalan bile söylemedim. Onlara tıpkı senin bana öğrettiğin gibi, kendilerini kandırmalarına yetecek kadar gerçek verdim. Ama ne oldu şimdi? Oyun sana dönünce birden adaletsiz mi gelmeye başladı? Artık tam gerçeklerden aşağısına razı değil misin?”

Dudağı yukarı doğru kıvrıldı.

“Güzel. Madem öyle, sana söyleyeyim. Evet, haklısın. Ateşler yükselecek ve kan nehir gibi akacak. Planım bu. Ne olmuş yani? Bu zavallı, umutsuz varoluştan ne kadar daha kötü olabilir? Değil. Gunlaug’u öldüreceğim. O öldükten sonra, beş naibin her birinin taht kavgasına tutuşmasıyla Parlak Kale bir iç savaşa sürüklenecek. Onları da öldüreceğim. Ve en son ayakta kalan ben olduğumda…”

Gözleri ışıldadı.

“...hayatta kalanları toplayacağım ve o şanslı az sayıdaki kişinin Geçit’e ulaşabilmesi için kemiklerden bir yol inşa edeceğim. Sözüm budur. Karanlık Şehir halkına sunduğum kurtuluş bu; ya gerçek dünyaya dönme şansı ya da bir fare gibi korku içinde yaşamak yerine, bir insanın yapması gerektiği gibi, elinde kılıcıyla dimdik ayakta ölme onuru! Onca insanın arasından, en çok senin anlayacağını sanmıştım.”

Sunny inanamayarak ona bakıyordu. Nasıl… bunca insanın ölümüne neden olma fikrine karşı nasıl bu kadar kayıtsız olabiliyordu? Onların hayatının onun gözünde hiç mi değeri yoktu?

Ancak sonra, her şeye yanlış pencereden baktığını fark etti. Kendi bakış açısıyla, ne pahasına olursa olsun hayatta kalmaya alışmış, hayatta kalmayı her şeyin üstünde tutan birinin gözüyle bakıyordu. Fakat bu, eski kendisinin dünyayı görme biçimiydi.

Unutulmuş Kıyılar’a geldikten sonra Sunny, hayatta kalmaktan daha değerli şeyler olduğunu öğrenmişti. Üstelik bunu bizzat Neph’ten öğrenmişti.

Onun için, yaşamaya değer olmayan bir hayat, onurlu bir ölümden çok daha kötüydü. Belki de kendi zihninde, gerçekten bu insanlara yardım etmeye çalışıyordu.

Fakat bu kararı onlar adına verme hakkını ona kim vermişti?

Başını iki yana sallayarak fısıldadı:

“Burada yaşamak gerçekten o kadar korkunç mu? Gunlaug gerçekten bizi yönetmesine izin vermektense hepimizin ölmesini isteyeceğin kadar kötü biri mi?”

Değişen Yıldız’ın yüzünde karanlık bir ifade belirdi. Sesinden soğuk bir aşağılama süzülüyordu:

“Gunlaug pek çok aşağılık şey yaptı. Ama onu bunlar için yargılamayacağım. Kim bilir, hangimiz onun yerinde olsak daha iyisini yapabilirdik? Bu cehennemde bin tane umutsuz insanı hayatta tutmak, bir azizi bile iblise dönüştürebilecek bir görev. Hayır… onun işlediği ve asla affetmeyeceğim tek bir suç var.”

Sunny kaşını kaldırdı.

“Hangisi?”

Genç kız çenesini öne çıkardı ve dişlerinin arasından konuştu:

“Vazgeçmiş olması.”

Gözlerini Sunny’ye dikti, sesi büyük bir şiddetle yankılanıyordu:

“Geçit’e ulaşmayı denemedi bile. Hazırlanmak için bunca yılı ve emrinde yüzlerce güçlü savaşçı varken… Kızıl Kule’ye girmek için yapabileceği hiçbir şey olmadığını mı sanıyorsun gerçekten? Hayır… hayır, o sadece fikrini değiştirdi. Burada, Karanlık Şehir’de bir kral gibi yaşayabilecekken neden geri dönsün ki? Uyanmış olarak görevini terk etti ve Büyü’ye boyun eğdi.”

…Ve hüküm sürme biçimi yüzünden, insanlar onun iktidarını tehdit edecek kadar güçlenmeden onları yok ederek, başkalarının denemesine de engel olmuştu.

Ancak Sunny, Nephis’in söylediklerinden başka bir şey daha yakalamıştı. Gerçek motivasyonuna dair küçük bir ipucu. Gunlaug’u mahkûm etmek için seçtiği kelimeler fazla tuhaftı.

Parlak Efendi her türlü cani eylemi gerçekleştirmiş, sayısız insanın ölümüne, aşağılanmasına ve kederine sebep olmuş olmasına rağmen, Değişen Yıldız’ı en çok öfkelendiren şey onun yozlaşmışlığı veya zalimliği değil, bambaşka bir şeydi.

Büyü’ye boyun eğmiş ve sınavını tamamlamayı başaramamış olmasıydı. Geldiği aileyi düşününce...

Gizemli hedefinin anahtarı bu olabilir miydi?

Sunny kaşlarını çatarak sordu:

“Belki de sadece yüzlerce insanın ölmesini görmek istememiştir, olamaz mı? Dış yerleşkede ve Parlak Kale’de yaşayan bunca genç kadın ve erkek… hedefine ulaşmak için onlardan kaçını feda etmeye hazırsın?”

Cevabının şüphelerini doğrulamasından korkarak sustu.

Neph sırtını dikleştirdi ve ona bir bakış attı. Gözleri bir kez daha kararlı ve sakindi. Hiç düşünmeden, sesinde tek bir şüphe kırıntısı bile barındırmadan cevap verdi:

“Hepsini. Tabii ki.”

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.