Ulu kalenin ana salonu, görünüşüyle büyüleyen görkemli ve asil bir havaya sahipti. Sabah güneşinin yumuşak ışığı, yüksek pencerelerden süzülüp beyaz mermer duvarlardan yansıyor, içeriyi parlak bir ışıltıyla dolduruyordu. Duvarlar, onlarca metre boyunca uzanan ve adeta krallara layık birer duvar halısını andıran karmaşık oymalarla bezeliydi.
Salonun en uzak ucunda, merdivenler karanlık bir girintiye açılıyordu. Bu girintinin arka duvarına çok sayıda küçük delik açılmıştı; derin karanlığın içine bu deliklerden sızan güneş ışığı, sanki yıldızlı gece gökyüzünden bir parça kalenin içine kilitli kalmış gibi bir illüzyon yaratıyordu.
O ışığın tam altında, boş ve beyaz bir taht duruyordu.
Sunny bir an için tahtı süzdü, ardından gözlerini dikmiş onlara bakan yüzlerce kişiye şöyle bir göz attı.
Büyük salonun uzunluğu boyunca ahşap masalar dizilmişti. Masaların ardındaki derme çatma banklarda oturan karmaşık bir Uyuyan sürüsü, hararetle karınlarını doyurmakla meşguldü. Kendi aralarında nasıl gruplandıklarına dair bir tür hiyerarşi vardı ancak Sunny bunu henüz çözememişti.
Şu an için, hepsinin gözü onun üzerindeydi.
Sunny yutkundu.
Tüm bu insanların aslında ona değil, Cassie’ye baktıklarını; kızın güzelliği karşısında dona kaldıklarını anlaması birkaç saniyesini aldı.
Hadi bakalım.
Tam tahmin ettiği gibi, bu durumun sonu felaket kokuyordu.
Kör kız ise bu sırada varlığının yarattığı dalgalanmadan habersizdi. Sunny’nin kaslarındaki ani gerginliği hissedince sordu:
"Sunny? Neden durdun?"
Sunny gözlerini kıstı, Uyuyan kalabalığına dişlerini göstererek en tehditkar bakışını fırlattı ve donuk bir sesle yanıtladı:
"Sadece manzaraya bakıyorum."
Ardından yemek dağıtan genç kadınların yanına gidip iki tabak dumanı tüten canavar eti yahnisi aldı ve Cassie’yi masalardan birinin sonundaki nispeten boş bir noktaya yönlendirdi. Hatta çayı andıran bir şeyle dolu iki kupa bile bulmayı başarmıştı.
Oturunca, kaba saba yapılmış çatal bıçağı Cassie’nin eline tutuşturup kendi tabağına dik dik bakmaya başladı.
Bu kadar ilgi çekmekten zerre hoşlanmamıştı.
"Buna bak Cas! Sebze bile var. Yahnimde en az iki parça... ııı... domates olduğuna yemin edebilirim. Yoksa havuç mu? Şu kırmızı patatese benzeyen şey de ne?"
Sunny sebzeleri sadece Akademi’nin yemekhanesinde gördüğü için onları ayırt etme konusunda pek mahir değildi. Profesör Julius da onlardan sadece laf arasında bahsetmişti; zira gerçek dünyaya ait bir sebzeye Rüya Aleminde rastlama ihtimali pek yüksek sayılmazdı.
Daha doğrusu, Julius bir keresinde Sunny’ye Dünya’da en sık rastlanan sebzelerin resimlerini kısaca göstermiş ve ona "ha, bu şey bana bir yerden tanıdık geliyor" dedirtecek bir şey bulursa... arkasına bakmadan kaçması gerektiğini söylemişti.
Cassie yahnisini kokladı ve gülümseyerek konuştu:
"Sanırım o bir pancar."
Sunny gözlerini kırpıştırdı.
"...Adını bile duymadım."
Onlar masumca sohbet ederken, Sunny gölgesi aracılığıyla Uyuyanları gözlemliyor, işlerin sarpa sarmasını gergin bir bekleyişle gözlüyordu.
Ve çok geçmeden, beklenen oldu.
Görünüşleri pek de tekin olmayan iki genç adam banklarından kalkıp gözlerinde nahoş bir heyecanla salonda onlara doğru yürümeye başlayınca Sunny dişlerini sıktı.
Başlıyoruz.
Onca şey arasından başına iş açacak şeyin Cassie’nin güzelliği olacağı kimin aklına gelirdi? Genellikle ya sivri dili ya da genel anlamdaki çekilmezliği yüzünden başı belaya girerdi.
Asla, ama bir kez bile olsun dış görünüşü yüzünden bu duruma düşmemişti.
Vay be. Kıskanmamam lazım, değil mi?
İşin en kötü tarafı, yaklaşan iki Uyuyan’ın besbelli Gunlaug’un çetesinden olmasıydı. Zırhlarından ve silahlarını bir çift budala gibi gerçek kınlarda taşımalarından bu durum açıkça belli oluyordu. Hatıralar bir anda yoktan var edilebildiğine göre, silahları sürekli görünür tutmanın tek sebebi göz korkutmaktı.
Dün kale muhafızlarıyla karşılaştıktan sonra bu detayı not etmişti.
Harper ne demişti? Eğer Gunlaug’un adamlarından biriyle bir yanlış anlaşılma yaşarsan, bu adamların omuzlarında ağır bir yük olduğunu hatırla. Onlara saygıyla yaklaş.
Başka bir deyişle, alttan al.
Genç adamlar, ağız sulandıran bir iştahla gülümseyerek masanın bulundukları köşesine yaklaştılar. Resmen gözleriyle Cassie’yi soyuyorlardı. Sunny kafasını çevirip onlara dik dik baktı.
Yakınlarda oturan Uyuyanlar, korku ve huzursuzlukla dolu ağır bakışlarla başlarını yana çevirdiler.
Belki de sadece selam vermek istiyorlardır.
Sunny ağzını açtı...
Saygılı ol... hatırla... saygılı olmalısın...
...ve dedi ki:
"Siz aşağılık herifler neye dik dik bakıyorsunuz?"
Bütün salon aniden derin bir sessizliğe gömüldü. Sunny bir kez daha kendini ilginin odağında bulmuştu.
Ancak bu sefer herkes Cassie yerine gerçekten de ona bakıyordu.
Sanırım... böylesi daha iyi?
Birkaç saniye önce hiçbir şey fark etmemiş gibi yapan yakındaki birkaç Uyuyan, sanki küçülüp tamamen yok olmak istercesine başlarını öne eğdi.
Sunny onlara tiksintiyle bir bakış attı ve gözlerinde karanlık, tehlikeli bir ışığın oynaştığı, tepesinde dikilen iki genç adama döndü.
Doğrusu, bu patlayıcı tepkisi Sunny’yi bile şaşırtmıştı. Bir an için öfkesine yenik düşmüş, kelimeler ağzından dökülüvermişti. Ama olan olmuştu bir kere.
Görünen o ki kardeşlik içgüdüleri sadece hayatta kalmakla kalmamış, aynı zamanda biraz baskın hale gelmişti.
Cehenneme kadar yolları var. Karanlık ve tehlikeli birini mi görmek istiyorlar? Göstereyim o zaman.
Bu noktadan sonra geri dönüş olmadığını bilerek iki budalaya dik dik baktı. Yanında Cassie, yüzünde telaşlı bir ifadeyle başını çevirmişti.
Budalalardan biri sırıttı.
"Bak sen. Biz de şu tatlı küçük bebeğe kendimizi kibarca tanıtalım diyorduk ama neyse, önce şu çirkin küçük palyaçoyla tanışabiliriz. Ne dersin?"
Gözlerinde en ufak bir espri kırıntısı bile olmadan Sunny’ye bakan diğer Uyuyan’a bir göz attı.
Cassie kaşlarını çattı ve söze girdi:
"Neden böyle yapıyorsunuz..."
Ancak o an, ikinci genç adam bir adım öne atıldı ve kızın sözünü keserek gürledi:
"Az önce ne dedin lan sen, palyaço? Bizim kim olduğumuzu biliyor musun? Budala, biz Gunlaug’un adamlarıyız."
Eli kılıcının kabzasında duruyordu.
Sunny durumu tırmandırmanın pek akıllıca olmadığını biliyordu ama artık başka seçeneği kalmamıştı. Şimdi geri adım atmak sadece bir felakete davetiye çıkarırdı. Bu tip insanları iyi tanıyordu: Bir kez zayıflık sezdikleri an her şey biterdi.
Onlar sadece iki şeyden anlardı: Korku ve güç.
Bir elini uzatıp yüzünü buruşturarak genç adamların doğrudan gözlerinin içine baktı ve şöyle dedi:
"Tebrikler. Şimdi ben sizi cesede çevirmeden önce defolun gidin buradan."
Belki sesindeki bir tınıdan, belki de gözlerindeki bir ifadeden, eli kılıcının kabzasında olan Uyuyan bir an tereddüt etti. Sunny bir anlığına tehdidinin işe yaradığına neredeyse inanacaktı. Ama sonra genç adam gizlice etrafına bakındı ve o minicik umut da buharlaşıp gitti.
Eğer yalnız olsalardı, belki o Uyuyan, Sunny ile takışma isteğini yeniden gözden geçirebilirdi. Ancak bunca insan onları izlerken korku gösteremezdi.
Sunny hayati bir detayı hesaba katamamıştı. Tüm zorbalar aslında birer korkaktı... ama en çok korktukları şey, insanların onların korkak olduğunu öğrenmesiydi.
Gunlaug’un adamı, tehditkar bir tavırla dişlerini göstererek sırıttı.
"Senin gibi cılız bir zayıf halkadan duymak için fazla büyük laflar bunlar. Biliyor musun? Bence kızın daha iyi bir arkadaşlığa ihtiyacı var. Seni ortadan kaldırarak ona yardım etmemize ne dersin?"
Sunny gülümsedi.
...Görünen o ki bugün birkaç salağı öldüreceğim.
Bu sırada Cassie olan bitenden hiç de memnun değildi. Kaşlarını daha da çattı.
"Kiminle arkadaşlık edeceğime kendim karar veririm. Şimdi, lütfen..."
Ancak onu dinlemiyorlardı.
Sunny çoktan kendini en kötü senaryoya hazırlamış, her an Gece Yarısı Parçası'nı çağırmaya hazır bekliyordu.
Ama tam o sırada, aniden arkasından sakin bir ses duyuldu.
"Onları rahat bırakın, lütfen. Onlar benim arkadaşlarım."
Şaşkınlığa uğrayan Sunny, hemen bakış açısını gölgesine kaydırıp arkasına baktı.
Arkasında, elleri kalçasında sakin bir tavırla duran, uzun boylu ve kendinden emin bir genç adam vardı. Kahverengi saçlı, nazik ve yakışıklı bir yüze sahipti. Gözlerinde dostane bir pırıltı oynaşıyordu.
Bu...
Caster mı?!
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.