Kan ve Taşın Öğretisi

Gölgen güçleniyor.

Oldukça nahoş bir ses eşliğinde canavarın kafası yere düştü. Sunny, devasa gövdenin yavaşça devrilişini izlerken kayıtsızca kolunu büktü ve Gece Yarısı Parçası’nı zırhının yenine sürterek temizledi.

Gövdenin diğer tarafında duran Taş Şövalye ise kılıcıyla havada zarif bir kavis çizip hamlesini aniden yarıda kesti; bu hareketle üzerindeki her bir kan damlası yere savruldu. Ardından, sanki bir heykelmiş gibi olduğu yerde kaskatı kesilip öylece durdu.

Sunny içini çekti.

Güzel numara. Ben de öğrenmeliyim.

Doğrusu, kılıcını sürekli Kuklacı Örtüsü’ne silmek beşinci aşama bir zırha pek adil davranmak sayılmazdı. Kendini suçlu hissetti.

"Arkamı kolla."

Suskun Gölge çevreyi gözetlerken, Sunny Sinsi Diken’i çağırdı ve onu leşten ruh parçalarını çıkarmak için kullandı.

Bu, Sunny’nin bu gece öldürdüğü dördüncü Kabus Yaratığı’ydı. Taş Şövalye’nin yardımıyla avlanmak eskisinden çok daha kolay bir hal almıştı. Gölge’nin en az hedefleri kadar güçlü olmasını bir kenara bıraksa bile, sadece düşmanın dikkatini dağıtacak bir ortağa sahip olması bile pek çok şeyi değiştirmişti.

Sunny bu ubelalarla doğrudan göğüs göğüse çarpışabilecek kapasitedeydi ancak bunu yapmaktan kaçınmayı tercih ediyordu. Onun tarzı, gölgelerin arasından saldırmak ve ideal olanı, düşmanı tek bir darbeyle indirmekti. Eğer her şey yolunda giderse, av katilini asla göremezdi.

Elbette böyle bir avlanma yöntemi bolca kurnazlık, sabır ve hazırlık gerektiriyordu. Davranışlarını ve zayıflıklarını öğrenmek için düşmanı uzun süre gözlemlemesi lazımdı. Karşılaşmanın kendisi sadece birkaç saniye sürüyordu ancak bu anlık çözüme ulaşabilmek için önceden günler harcanıyordu.

Üç ay boyunca bu titiz yöntemle avlandıktan sonra, canavarları kaba kuvvetle alt etmek Sunny’ye bir garip gelmişti. Taş Şövalye’nin sarsılmaz savunması ile kendi çevik bıçağının birleşimi mucize gibiydi.

Neredeyse Neph ile omuz omuza savaşmak gibiydi.

Neredeyse…

Sunny bir kez daha içini çekip ruh parçalarını sırt çantasına attı ve ayağa kalktı.

Hiç beklemediği bir sorunla karşı karşıyaydı. Dürüst olmak gerekirse durum oldukça tuhaftı.

Öldürecek canavar bulamıyordu.

Zaten Karanlık Şehir’de Uyanmış Kabus Yaratıkları öyle bol değildi; hele ki daha önce izini sürdüğü, üzerinde çalıştığı ve saldırmaya cesaret edebildiği türler iyice azdı. Bu geceki katliamdan sonra hemen hemen hepsi ölmüştü.

Sunny ortalığı resmen süpürmüştü.

Fakat şimdi çok daha güçlüydü, çok daha tehlikeliydi. Taş Şövalye’nin yardımıyla belki de bu kadar temkinli olmasına gerek yoktu…

Hayır. İnsanı mezara götüren düşünce tam da budur.

Bu tehlikeli bir zihniyetti. Son zamanlardaki gelişimine rağmen Sunny hala bu yıkıntıların en tepesindeki avcı falan değildi. Hatta tam tersiydi. Bu sokaklarda pusuya yatan tüm yaratıklar arasında en zayıf olanı oydu.

Kibir, günahların en büyüğüdür. Bir bakmışsın, Düşmüş Olanlar’ın peşine düşmeye kalkmışsın.

Sunny, Düşmüş bir yaratıkla karşılaşsa belki hayatta kalabilirdi… belki… ama birini gerçekten yenmek tamamen farklı bir mevzuuydu. Eğer daha yüksek sınıftan bir şeye denk gelme talihsizliğini yaşarsa, oradan sağ çıkma ihtimali pek yüksek olmazdı.

Bildiği diğer Uyanmış yaratıklardan birini araştırmaya başlayabilirdi. Ya da sadece eve giderdi.

Yine de Sunny’nin zihnini bir şeyler kurcalıyordu. Kafasında bir fikir tohumu varmış da bir şey dikkatini dağıtmış ve o fikrin tam olarak şekillenmesine engel olmuş gibi bir his vardı.

Az önce ne düşünüyordum ben?

Bu gece tekrar avlanıp avlanmayacağı… Gölge’nin yardımıyla ne kadar güçlendiği… Kanı Kuklacı Örtüsü’nün yenine silmenin pek pratik olmadığı…

Ha, doğru ya!

Taş Şövalye’nin kılıcındaki kanı silkeleyişini izlediğinde, bunun öğrenilmesi gereken havalı bir numara olduğunu düşünmüştü. Ve o an, bir şeylerin eşiğinde olduğunu hissetmişti.

Bunu öğrenmeliyim… Bunu öğrenmeliyim…

Aniden Sunny’nin gözleri parladı.

Eğer bu numarayı Taş Şövalye’den öğrenebiliyorsa… Ondan başka neler öğrenebilirdi? Bu Gölgesi’nin Savaş Ustası adında bir niteliği vardı, bu da görünüşe göre her türlü dövüş biçiminde uzman olduğu anlamına geliyordu.

Onun gibi biri için daha iyi bir öğretmen olabilir miydi?

Cevap, hayırdı. Yol gösterecek kimse olmadığı için tekniği yerinde sayarken, ders alabileceği ustalık mertebesindeki Taş Şövalye’den daha iyisi bulunamazdı.

Birden heyecana kapılan Sunny, dilsiz canavarı gölgesine geri çağırıp evin yolunu tuttu.

Gizli inine döndüğünde Effie çoktan uyanmıştı. Yatağın üzerine oturmuş, tembelce tavanı izliyor ve neşeli bir melodi ıslıklıyordu. Uzun bacakları kısmen battaniyeyle örtülüydü ama yine de… O beyaz kitonu her şeyi çok fazla dışarıda bırakıyordu! Sunny, başka tarafa bakmak için büyük çaba sarf etmek zorunda kaldı.

Bu gerçekten zordu...

"Ooo, dönmüşsün. Av nasıldı?"

Sunny cevap vermek yerine sandığına doğru yürüdü, avcı kadına şüpheyle bir bakış atıp kapağı açtı.

Sonra sırt çantasındakileri içeri boşalttı. Son harcamaları yüzünden üzücü bir şekilde azalmış olan yığının üzerine yedi ruh parçası düştü.

Yine de hafife alınacak bir miktar değildi.

Effie bir ıslık çaldı.

"Yedi mi? Bu kaç kafa ediyor?"

Sunny sandığı kapatıp üzerine oturdu.

"Dört. Üç canavar, bir de canavarın alt türü."

Effie biraz sersemlemiş bir halde gözlerini kırpıştırdı.

"Üç canavar mı? Bir gecede üç canavarı öldürmeyi nasıl becerdin?"

Tereddüt etti, sonra içini çekti.

Taş Şövalye’nin varlığını saklamaya çalışmak, özellikle de Neph’in grubuyla bir keşif gezisine çıkacaksa çok zahmetli olacaktı. Labirent’in derinliklerinde, muhtemelen hiçbiri kozlarını gizlemek için kendisini tutamayacaktı.

Tabii eğer gitmeyi kabul ederse.

Her neyse, onu şimdi ifşa etmenin pek bir zararı olmazdı. Hatta getirisi daha fazlaydı.

"Sana göstereceğim. Ama sakın korkma."

Effie kıkırdadı.

"Senin gösterebileceğin hiçbir şeyin beni korkutamayacağına eminim..."

Sunny, kadının alaycı tavrını görmezden gelerek avcıya dik dik baktı ve Ruh Denizi’nden Şövalye’yi çağırdı.

Aniden, gölgesinin derinliklerinde iki kızıl alev parladı. Bir an sonra, heybetli taş şövalye gölgeden çıkıp gizli odanın zeminine adım attı ve başını Effie’ye doğru çevirdi.

Effie irkilerek geriye sıçradı.

"Bu… bu da ne?"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.