Kan Kırmızı Kulenin Kuşatması

"Gerin! Nişan alın! Dayanacaklar!"

Gece, tam da bu sözleri haykırdığı sırada Aiko’nun ayağı takıldı ve yere kapaklandı. Kucağında taşıdığı ok demetleri etrafa saçıldı.

"Ah..."

Mercan kayalıkların üzerinden kendini toplayıp ayağa kalktı. Büyük bir telaşla okları toplayıp en yakındaki okçuya doğru koştu ve hepsini adamın ayaklarının dibine bıraktı.

Bu savaşta onun gibi olanların, yani dövüşemeyecek kadar zayıf ve işe yarar bir Unsur Yeteneği bulunmayanların üstlendiği rol hem en basiti hem de en karmaşık olanıydı. Savaşın ortasındaki Uyuyanlar neye ihtiyaç duyarsa yetiştirmekle görevliydiler. Bu ok olurdı, tatar yayı cıvatası olurdu, sapanlar için taş veya başka bir şey...

Farklı işleri üstlenmiş birkaç koşucu ekibi vardı. Aiko en başta birinci ve ikinci hattan yaralananları formasyonun gerisindeki derme çatma revire taşımaya yardım edecekti. Orada, iyileştirme üzerine Unsur Yetenekleri olan az sayıda insan yardım etmek için bekliyordu. Arkadaşı Stev de onlardan biriydi.

Fakat işlerin gidişatı gösterdi ki bu savaşta pek fazla yaralı çıkmıyordu. Zira vurulanların çoğu oracıkta can veriyordu. Böylece Aiko yapacak iş bulamayınca kendini okçulara mühimmat taşırken bulmuştu.

Gece’ye daha yeni iki ok kılıfı götürmüştü ve tam geri dönüyordu ki...

Bir saniye, bu ne biçim bir delilikti böyle?

Nefesini toplamaya çalışan Aiko etrafına bakınıp ürperdi.

Delilikti bu, resmen delilik...

Gözünün önündeki manzara gerçek olamayacak kadar tuhaftı. Yüzlerce Uyuyan, karada Kâbus Yaratıklarından oluşan bir sürü tarafından kuşatılmıştı; üzerlerine ise gökten bir yenisi yağıyordu. Tüm bunlar kızıl mercandan müteşekkil, sonu gelmez çirkin bir kulenin önünde yaşanıyordu. Kesinlikle rüyadaydı...

"Tabii ki rüyadasın aptal! Burası Rüya Âlemi!"

Yine de tüm bu saçmalığın içinde en tuhaf olan şey... Bütün bu deliliğin ortasında Bülbül grubunun Gece’siyle mahsur kalmış olmasıydı. Memleketteki kendi yaşındaki neredeyse her kızın odasını süsleyen, nefes kesici güzellikteki o idol yanı başındaydı. Bir yıldan uzun süredir tanışmalarına, hatta aralarının bayağı iyi olmasına rağmen, bu durum yaşadıkları gerçeküstü hissi tamamen çileden çıkarıyordu.

Tam da onun gibi genç bir kızın göreceği türden tuhaf bir rüyaydı bu.

Tam bunları düşünürken, birkaç metre ötesinde biri yere devrildi. Bastırılmış bir küfür sesiyle başını o tarafa çeviren Aiko, Stev ile başka bir Uyuyan'ın derme çatma bir sedye taşıdığını gördü. Sedyenin üzerinde kanlar içinde, hayalet gibi solmuş genç bir kadın yatıyordu. Deri zırhı parçalanmış, ha dağıldı ha dağılacaktı.

Bir an önce Stev'in ortağı yere kapaklanmıştı. Çok ağır olmasa da kendisi de yaralanmış gibi görünüyordu. Aiko hemen yanlarına koştu, dizginleri ele alıp o iri yarı devin sedyeyi dengede tutmasına yardım etti.

Ufacık bedeniyle bu ağırlığı taşımak hiç kolay değildi ama dişlerini sıkıp dayandı.

Birlikte formasyonun arkasına doğru koştular.

Yol boyunca, çaresizce savaşan okçuların ve kudurmuş sürüye fırlatacak devasa mızrakları hızla tükenen kuşatma makinesi mürettebatının yanından geçmek zorunda kaldılar.

Görünüşe göre Rüya Takımı için işler hiç de iyi gitmiyordu.

Aşağıda, ilk hat tamamen yok edilmek üzereydi. Canavar denizinin ortasında hâlâ direnen üç insan adacığı kalmıştı ama Aiko o zavallıların daha ne kadar dayanabileceğini bilmiyordu. İkinci hat da Kâbus Yaratıklarıyla birbirine girmişti. İlk plana göre bu iki kuvvet yer değiştirecek ve yorgun savaşçılara dinlenme fırsatı verilecekti ancak artık bu asla gerçekleşmeyecekti.

Yukarıda ise görünmez demir ağın üzerine her an daha fazla ceset düşüyordu. Buna rağmen uçan ustatementların sayısı hiç azalmıyor gibiydi. Metal teller artan ağırlığı taşımakta zorlanarak gıcırdıyordu.

"Hepimiz ölecek miyiz?"

İçini kaplayan soğuk dehşetle titreyen Aiko, gayriihtiyari başını Rüya Takımı kampının en yüksek noktasına çevirdi. Kızıl mercan kayalığının dışarı doğru uzanan bir tepesinde üç karaltı duruyordu.

Biri bizzat Aziz Nephis'ti. Diğeri onun kör kâhini. Üçüncüsü ise...

"Bir dakika... o adamın orada ne işi var?!"

Üçüncü kişi, kendisini en başta bu belanın içine sokan o tuhaf gençten, Sunny'den başkası değildi.

Değişen Yıldız'ın tarafına katıldıktan sonra Aiko, Parlak Hanım'ın birliğindeki önemli kişilerin kimler olduğunu ve ne iş yaptıklarını çabucak öğrenmişti. Herkesin rolü belliydi, netti.

Sunny hariç...

O soluk benizli gencin ne işe yaradığı tam bir muammaydı. İnsanlar onu Hanım Nephis'in ekibinden biri olarak görüyordu ama Sunny'nin kendisi bunu sürekli reddediyordu. Becerikli bir savaşçı olduğu düşünülüyordu fakat aslında dövüştüğünü gören olmamıştı.

Çoğu kişi onu sadece kendi halinde takılmasıyla, saçma sapan böbürlenmeleriyle ve umursamaz tavırlarıyla tanıyordu. Değişen Yıldız'ın gözcüsü olduğu için saygı duyuyor ama genelde zararsız biri olarak görüyorlardı.

Ancak Aiko onun zararsız olduğunu düşünmüyordu. Gölgelerin arasından çıkıp kendisini boğan Muhafız'ı sanki bir böceği ezer gibi, son derece rahat bir hamleyle öldürdüğünü kendi gözleriyle görmüştü.

Onun gözünde Sunny tam bir gizemdi. Ne yapacağı belli olmayan tekinsiz bir karttı.

Şimdi onu Hanım Nephis'in yanında görünce içini minik bir umut kapladı.

Belki de Değişen Yıldız'ın bir planı vardı.

Belki de hayatta kalmayı başaracaklardı...

"Aiko! Şu kısa bacaklarını biraz daha hızlı oynat!"

Stev'in lafına kaşlarını çatan Aiko, gözünü yere dikti ve dev arkadaşını yavaşlatmamaya odaklandı.

Çok geçmeden revire varıp sedyeyi derme çatma masanın üzerine bıraktılar. Stev aletlerini almak için ileri fırladı...

Ama artık çok geçti. Sedyedeki genç kız zaten son nefesini vermişti.

Aiko yere bakarak bir süre öylece kalakaldı. Bir süre sonra Stev temkinli bir tavırla onun omzuna dokundu.

"Hey... iyi misin bücür?"

Yüzünü sildi, ardından başını salladı.

"İyiyim. Sorun yok. Ama gitmem gerek. O... o oklar kendi kendine taşınmayacak."

Stev duraksadı, sonra gülümsemeye çalıştı.

"Tamam. Şey... kendine dikkat et."

Aiko gülümsedi ve tekrar başını salladı.

"Sen de dikkat et."

Bunu söyledikten sonra arkasını dönüp çadırdan dışarı koştu.

Dışarıda savaş her geçen saniye daha da şiddetleniyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.