Kan Çiçeklerinin Pençesinde

Caster’a kısaca birkaç talimat veren Nephis, platformun kenarına doğru yürüyüp aşağıya baktı. Taş devasa tırmanan çok sayıda yaratığı gördüğünde yüzü asıldı.

Sunny elindeki Sinsi Diken’i tartıp sordu:

“Eee, plan ne?”

Değişen Yıldız ona dönüp karanlık bir gülüşle baktı.

“Başka ne olacak? Öldürebildiğin kadarını öldür.”

Bunu söyler söylemez aşağı atladı ve devin omzuna yumuşakça indi. İç çeker gibi bir ses çıkaran Sunny de onun arkasından atladı.

Tabii ki başka ne olacaktı ki!

Bir an sonra yolları ayrıldı. Nephis, hareket eden heykelin ters tarafına doğru atıldı, geniş taş yakalığın üzerinde koşmaya başladı. Devin önünden ve sol tarafından tırmanan yaratıkların icabına bakmaya çalışacaktı.

Sunny’nin ise sağdan ve arkadan gelenleri durdurması gerekiyordu. Sadece ikisinin bu kadar geniş bir alanı savunmaya yetip yetmeyeceğinden emin değildi ama zaten pek fazla seçenekleri de yoktu.

En azından Sunny ve Nephis, düşmana karşı yüksek zemin avantajına sahipti. Ancak devasa çekirge sürüsüne karşı savaşanların böyle bir şansı yoktu. Kafilenin bu görev için feda edebileceği başka kimsesi kalmamıştı.

Aşağıya baktığında, nihayet saldıran Labirent sakinlerinin neye benzediğini seçebildi. Kirli, gri kürklerle kaplı devasa primatları andırıyorlardı. Kolları güçlü ve kaslıydı; ağır gövdelerini antik taş yüzeyden yukarıya kolayca çekiyorlardı. Her birinin ağzı keskin dişlerle doluydu ve çenelerinden hançer uzunluğunda, yukarı doğru kıvrılan iki azı dişi fırlamıştı.

Bu canavarlarla ilgili en ürpertici şey ise etlerindeki kanlı yarıklardan fışkıran kıpkırmızı çiçeklerdi. Hatta bazılarının soluk gövdeleri, bir göz çukurundan çıkıp diğerine doğru süzülüyordu. Sunny titrer gibi ürpererek bu Kabus Canavarı sürüsünün aslında sadece başka bir türün, çok daha korkunç bir türün taşıyıcılığını yaptığını fark etti.

Primatlar, o tekinsiz çiçeklerin elinde birer et kuklasından ibaretti.

Yüce Tanrım...

Sıradan Taş’ı çağırıp bedenini gölgeyle sarmalayan Sunny, kaslarını gerdi ve taşı var gücüyle aşağı fırlattı. Küçük taş havayı yarıp geçerek çok aşağılardaki yaratıklardan birinin tam alnına çarptı ve çürümüş kafatasını ikiye böldü.

Kafasının yarısının uçtuğuna hiç aldırmayan primat, yukarı tırmanmaya devam etti.

Sunny dişlerini sıkarak taşı geri gönderdi.

...Zaten tahmin ettiğim gibi.

Unutulmuş Kıyı’da hiçbir şey kolay olamazdı. Kafilenin sadece uçan hilkat garibelerinin saldırısına uğraması zaten beklenemezdi. Bir de üstüne yerden saldıran canavarla dolu primat sürüsü eklenmeliydi! Ve ne yazık ki bu güçlü canavarlar, çok daha korkunç parazitlerin esiri olmuş durumdaydı.

Neyse ki kısmen çürümüş oldukları için bedenleri o kadar da sert değil.

İşte bu, işine yarayabilirdi...

İlk primat Sinsi Diken’in menziline girer girmez, Sunny’nin tepesinde bir gürültü koptu ve bir sonraki an tepeden tırnağa pis kokulu, kara bir kanla sırılsıklam oldu. Devasa bir çekirgenin parçalanmış cesedi yanından geçip aşağı düştü.

Sunny bir saniye donakaldı, ardından hırladı.

Şu an resmen yürüyen bir hedefim, değil mi? Pekala... Harika! Gelsinler bakalım! Ne kadar çok olurlarsa o kadar iyi!

Görünmez sicimi son sınırına kadar uzatan Sunny, hedef alıp kunaiyi aşağı fırlattı. Sicimi hafifçe çekerek silaha yön verdi.

Hançer havada süzülüp dönerek kavisli bir rota çizdi. Birkaç an sonra, tehditkar primatlardan birinin bileğini kesip elini temizce kopardı.

Tutunacak yeri kalmayan canavar anında boşluğa bıraktı kendini. Ölümcül yükseklikten hızla düşerek aşağıdaki kırmızı mercanlara çarptı ve adeta kanlı parçalara ayrılarak patladı.

Sunny, gergin bir yüz ifadesiyle boşluğu dinledi.

Uyanmış bir canavar katlettiniz: Kan Çiçeği.

Gölgeniz güçleniyor.

Yüzünde rahatlamış bir ifade belirdi. En azından bu şeyler ölümsüz değildi...

Elini kaldırıp geri dönen kunaiyi havada yakaladı ve hemen tekrar fırlattı.

Pek zaman kalmamıştı.

Sayısız canavar, antik devin taş bedenine tırmanıyor, her saniye korkutucu bir miktar yol kat ediyordu. Devlerin omzuna inşa edilmiş olan siperlere ulaşmadan önce olabildiğince çok canavarı katletmeliydi, yoksa onu paramparça ederlerdi.

Sonraki birkaç dakika boyunca Sunny, havada uçuşan, et ve kemiği aynı kolaylıkla kesen Sinsi Diken’i kontrol etmekten başka bir şey yapmadı. Ağır kunai elinde bir saniyeden fazla kalmıyor, ardı ardına can alıyordu.

Yaklaşan güruhun ön saflarında yer alan bir düzineden fazla canavar heykelden aşağı uçtu ve düşerek can verdi. Bu da Sunny’ye gıpta edilecek miktarda gölge kırıntısı kazandırdı.

Yine de hala çok yavaştı. Sallanan devin omzundan aşağı yuvarlanmak istemiyorsa, hançeri fırlatırken hem hızlı hem de milimetrik olmak zorundaydı. Daha da kötüsü, sürekli gökyüzünü kollamak, tepesinden onu yutmak için dalışa geçen çekirgelerden sıyrılmak zorundaydı.

Korkunç canavar sürüsü gittikçe yaklaşıyordu; gelişleri kaçınılmaz olduğu kadar ölümcüldü de.

Yaratıklardan oluşan başka bir grup devasa heykelin sırtına ulaştığında durum daha da feci bir hal aldı. Şimdi Sunny sadece yan taraftan tırmanan canavarlarla uğraşmakla kalmıyor, aynı zamanda en hızlı tırmananların tepeye ulaşmasını engellemek için sürekli hareket eden devin omzundaki yerinden çıkıp tehlikeli yakalık yoluna doğru koşturuyordu.

Kötü, kötü, bu durum çok kötü...

Kana bulanmış bedenine ve yanan kaslarına rağmen Sunny, korkunç canavarları olabildiğince hızlı katletmeye devam etti.

Ama yeterince hızlı değildi.

Bir an geldi ve Sunny, tırmanan canavarların artık sadece birkaç metre ötesinde olduğunu fark etti. Kanlı yarıklardan fışkıran o garip bir şekilde zarif çiçeklerin her bir ürpertici detayını görebiliyordu. Kızıl yaprakları, avın kokusunu aldıkça titriyordu.

Birden primatlardan biri güçlü bacaklarını gererek havaya fırladı ve Sunny ile arasındaki mesafeyi bir anda kapattı. Ancak daha yere basamadan, Gece Yarısı Kırıntısı canavarın devasa bedenini biçip onu ikiye böldü.

...Fakat o korkunç yaradan akan şey kan değil, devasa bir kırmızı polen bulutuydu.

Sunny ne olduğunu anlayamadan, ciğerleri çoktan o polenle dolmuştu bile.

Gözleri fal taşı gibi açıldı.

Olamaz... Hayır! Bu hiç iyi değil!

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.