Işıktan Mahrum

Sunny, bıçağı Harper’ın cılız bedenine sapladığı gibi ileri atıldı. Dayanıksız ahşap masa yana fırlayıp duvara çarptı ve tuzla buz oldu. Diğer eliyle genç adamın yüzünü sertçe kavrayıp onu yere bastırdı; dudaklarından tek bir sesin dahi kaçmamasını sağlıyordu.

Harper’ın ardına kadar açılmış gözleri acı ve dehşet doluydu; Sunny’ye sessiz ama sağır edici bir soruyla bakıyordu.

...Neden?

Eline akan sıcak kanı hisseden Sunny, nihayet Kusurunun getirdiği acının kendisini ele geçirmesine izin verdi.

Fısıltısı boğuk ve güçlükle duyulur cinstendi:

"Işıktan Mahrum! Ben... Işıktan... Işıktan Mahrumum..."

Harper’ın titreyen parmakları Sunny’nin yüzüne ulaştı ve tenine kan bulaştırdı; bu kan, kısa süre sonra gözyaşları ile birbirine karıştı. Sunny’yi zayıf bir hamleyle itmeye çalıştı ama kollarında derman kalmamıştı.

Dudaklarını patlatacak kadar sertçe ısıran Sunny, zayıf genci aşağıda tutmaya devam etti ve bıçağı çevirdi; içinden tüm bunların yakında bitmesi için dua ediyordu.

Bana bakma... Lütfen, bana bakma...

Sonunda, Harper’ın dehşet dolu, suçlayıcı gözleri hareketsizleşti ve ferini yitirdi. Sunny, gencin cüppesinin ince kumaşı üzerinden kalbinin durduğunu hissetti. Harper’ın gerçekten öldüğünden emin olduktan sonra bıçağı bıraktı ve sürünerek uzaklaştı.

Tanrım...

Sanki bu kelimelerle çağrılmış gibi, Büyü'nün sesi kulağına fısıldadı:

Düş Gezgini Harper’ı katlettin.

Gölgen güçleniyor.

Acı dolu bir spazmla sarsılan Sunny, iki büklüm olup şiddetle kustu. Sonra halsizce yere yığıldı ve yüzünü silmeye çalıştı, ancak bunu yaparken sadece kanı her yerine bulaştırdığını fark etti.

Onu öldürdüm. Gerçek bir insanı az önce öldürdüm...

Sunny’nin ruhunu tuhaf bir durgunluk esir aldı. Soğuk taşların üzerinde otururken, az önce canını aldığı gencin cesedine bakıyor ve mantıklı bir düşünce kırıntısı oluşturmaya çalışıyordu. Bir süre sonra nihayet başardı:

Çok fazla... Bu kadarı gerçekten çok fazla...

Tüm bunlar ona ağır geliyordu. Neden bütün bunları yaşamak zorundaydı? Köle kafilesi, Unutulmuş Kıyı, Değişen Yıldız ve şimdi de Harper. Bu kabusu yaşamak için ne günah işlemişti? Yoksa zaten ölmüş müydü de cehennemin dibine mi hapsedilmişti?

...Saçmalık. Bunu hak etmişti.

Sunny dişlerini sıktı ve kendisini bu düşünceye odaklanmaya zorladı.

Neden suçluluk duyuyorsun ki? Bu piç seni Gunlaug’a satacaktı. Senin öldürülmene yardım ettiğini biliyordu. Sadece senin de değil. Neph'in de. Cassie'nin de.

Ancak Harper’ı öldürmeye hakkı olduğuna dair kendini ne kadar ikna etmeye çalışırsa çalışsın, derinlerde bir yerde bunu kabul edemiyordu. Bu ürkek, acınası casusla başa çıkmanın milyonlarca yolu vardı. Hayır... Başka bir sebep daha vardı...

Hadi ama... Burada başka kimse yok. Bir kez olsun kendine dürüst olsana. Sadece itiraf et. İkiyüzlü biri olmaya cüret etme sakın.

Sunny yüzünü buruşturdu ve dişlerini birbirine sürttü.

Söyle şunu!

Gönülsüzce ağzını açtı ve fısıldadı:

"Onu öldürdüm çünkü hayatta kalmak istedim. Onu öldürdüm... Çünkü bu kolaydı."

Ve bir anda, kendini daha iyi hissetti.

Ne vardı yani? Zaten bir katildi.

Nephis’in yüzlerce kişiyi öldürmesine yardım etmeyi planlıyordu.

Durumun ironisiyle sarsılan Sunny, kendini gülmemek için zor tuttu.

Çok fazla gürültü çıkarmak istemiyordu. O masayı kırmak zaten bir hataydı. Ya birileri bu gürültüyü kontrol etmeye gelirse?

Bu kötü olurdu. Utanç verici olurdu.

Doğru ya... Cesedi ne yapacaktı?

Bir cevap bulmak yerine Sunny öne eğildi ve tekrar kustu.

Bir süre sonra doğrulduğunda, kulübenin kapısı açıktı.

Ve orada, kapı eşiğinde yüzü kireç gibi bir halde duran kişi Caster’dan başkası değildi.

Bu gururlu Soylu, suratındaki donup kalmış ifadeyle manzarayı süzüyordu. Kırılan masa, havadaki alkol kokusu, göğsünde bir bıçak saplı duran kanlı ceset ve elleriyle yüzüne taze kan bulaşmış, perişan halde yerde diz çökmüş Sunny.

Olamaz!

"Bu... Bu göründüğü gibi..."

Ancak kelimeler zihninden silinmişti. Ne söylerse söylesin, durumun daha iyi görünmesini sağlamayacaktı.

Doğrudan gözlerinin içine bakan Caster, sesindeki dehşetle sordu:

"Sunny... Ne yaptın sen?"

Sunny gözlerini kırpıştırdı ve yakışıklı gence baktı. Birkaç saniye sonra ağzını açtı ve konuştu:

"Ne mi yaptım? Piçi öldürdüm."

Sesi sakin ve umursamazdı. İçinde ne hissettiği önemli değildi. Caster’ın önünde herhangi bir zayıflık gösteremezdi.

Han Li klanının bu gururlu evladına zerre güvenmiyordu. Onda her zaman rahatsız edici bir şeyler vardı.

Yani, eğer rol yapma zamanı geldiyse, işte o andı. Özellikle de varoştaki diğer herkesin aksine Caster, Sunny’nin sanıldığı kadar işe yaramaz olmadığını zaten biliyordu. Üçünün birlikte bir iblisle savaştığı o geceden beri bunu biliyordu.

"Öldürdün mü... Onu neden öldürdün?!"

Sunny ayağa kalktı ve omuz silkti.

"Çok fazla soru soruyordu."

Caster şaşkınlıkla ağzını açtı, sonra tekrar kapattı. Birkaç an sonra aniden kaşlarını çattı:

"Ne tür sorular?"

Sanki bir şeyleri fark etmiş gibiydi.

...Sahi, onun burada ne işi vardı ki?

"Aman, bilirsin işte. Nephis’i iyi tanıyor muyum, yetenek neymiş, Gerçek İsmini nasıl almış, falan filan."

Sunny, Caster’ın tepki vermesine fırsat tanımadan ellerini bir parça deniz yosunuyla sildi ve ekledi:

"Aslında bu herif, yani Harper, bizi gözetlemesi için Tessai tarafından gönderilmişti. Bu sabah onu Kale Muhafızı subaylarından birine rapor verirken yakaladım."

Caster bir süre sessiz kaldı, sonra alçak sesle sordu:

"Buna dair bir kanıtın var mı?"

Sunny ona dik dik baktı ve tek kaşını kaldırdı.

"...Benim sözüm yeterli bir kanıt değil mi?"

Zihninde aniden vahşi bir düşünce belirdi.

Caster’ı da mı öldürmem gerekecek?

İş o noktaya gelirse bunu yapabilir miydi ki?

Pek muhtemel değildi.

"Neden, bana inanmıyor musun?"

Kötü, çok kötü. Durum gerçekten vahimdi. Caster’ın bir sonraki kelimelerine bağlı olarak Sunny kendini devasa bir belanın ortasında bulabilirdi. Ve bu konuda yapabileceği hiçbir şey yoktu.

Endişeli ve huzursuz bir halde Caster’a bakıyordu.

Gururlu Soylu duraksadı. Bir süre sonra içeri girdi ve kapıyı arkasından kapattı.

"Hayır, sana inanıyorum. Doğrusunu istersen bu çocuktan ben de şüphelenmiştim. İkinizin bir yere birlikte gittiğini duyduğumda bu yüzden buraya geldim. Ama Sunny... Diğerleri... Diğerleri aynı şeyi düşünmeyebilir."

Havayı kokladı ve yüzünü buruşturdu.

"Bunu söylediğim için üzgünüm ama çabuk parlayan biri olarak nam saldın. İşin içine alkol de girince ve Harper’ı Kale'ye bağlayacak hiçbir kanıt yokken... Bunun ne kadar kötü göründüğünü sen de anlıyorsundur."

Hadi oradan be!

Sunny, sakinmiş gibi davranmaya çalışarak surat astı. Olayın nereye varacağını anlamıştı...

"Eee? Ne yapacaksın?"

Caster elini onun omzuna koydu. Ardından ciddi ve ağırbaşlı bir sesle konuştu:

"Ne mi yapacağım? Tabii ki her şeyi gizlemene yardım edeceğim. Ne de olsa biz yoldaşız. Ama Sunny... Burada yaptığını hiç kimse bilmemeli. Özellikle de Leydi Nephis. Bu... Bu bizim sırrımız olacak. Tamam mı?"

Bunu söylerken Sunny’nin tam gözlerinin içine baktı... ve gülümsedi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.