Gücün Kanlı Bedeli

Günün geri kalanında Sunny’nin gün batımına kadar saatleri saymaktan başka yapacak işi yoktu. Gece çöktüğünde, işlediği suçun mahaline geri dönmek, kurbanının cesedini almak ve karanlığın örtüsü altında yıkıntıların arasına taşımak zorundaydı.

İşler nasıl bu noktaya geldi?

Küçücük odasında tek başına duvara dik dik bakarak bekledi. Çok geçmeden, gece vakti Karanlık Şehir’e girme korkusu, ruhuna hükmeden o kasvetli ve boşluk hissini bastırdı.

Hava karardıktan sonra tepeden ayrılmayı göze alan pek çıkmazdı. Unutulmuş Kıyı’nın yıldızsız zifiri karanlığında, en ufak bir ışık kaynağı bile hiçbir insanın karşılaşmak istemeyeceği yaratıkların dikkatini çekmeye yeterdi. Geceleri şehrin sokaklarında sayısız dehşet kol gezerdi.

Güneş battıktan sonra harabelere girmeye ancak bir deli cüret edebilirdi.

Tabii Karanlık Şehir’de deliden bol bir şey yoktu.

Sunny’nin en azından ışığa ihtiyacı yoktu. Ayrıca Parlak Kale’nin çevresini, tehlikelerin çoğundan kaçınabilecek kadar iyi biliyordu. Effie’den bir şeyler öğrenerek geçirdiği haftalar boşa gitmemişti.

Herhalde başımın çaresine bakarım.

Gölgeler her hareketini gizlerken, ters bir durum yaşanırsa en azından kaçabilme yeteneğine güveniyordu.

Yine de her geçen dakika kalbi biraz daha buz kesiyordu. Kızıl Kule’nin gölgesi dünyayı yutup düşüncelerini o tekinsiz dehşetle boyadığında dişlerini sıktı.

Vakit yaklaşıyor.

Ancak güneş tamamen kaybolmadan hemen önce, odasının eşiğinde beklenmedik bir misafir daha belirdi.

Sunny’ye kaşlarını çatarak bakan Nephis, eliyle kalkmasını işaret etti ve dümdüz bir sesle konuştu:

“Benimle gel.”

Sunny’nin kalbi tekledi.

Ne... ne istiyor acaba?

Yakalanma korkusunun verdiği o mide bulandırıcı hissi bastırarak bir an duraksadı, sonra yavaşça ayağa kalkıp Değişen Yıldız’ın peşinden barakadan çıktı.

Birlikte varoşların ıssız bir köşesine doğru yürüdüler. Neph yol boyunca sustu, dönüp bakmadı bile. Her zamanki gibi sakin görünüyordu.

Sunny ise paniklememek için kendiyle savaşıyordu. Biri diğerinden daha karanlık türlü türlü düşünce zihnine sızıyordu.

O piç Caster her şeyi ona anlatmış olabilir mi?

Sonunda, konuşmalarını kimsenin duyamayacağı ücra bir ara sokağa ulaştılar. Sokak, gün batımının kızıl ışığı ve derin gölgelerden başka bir şeyle dolu değildi.

Değişen Yıldız arkasını dönüp kaşlarını çatarak ona baktı. Sunny, yüzünde asık bir ifadeyle onun bakışlarına karşılık verdi. Karşısında sanki hem yargıcı hem de celladı duruyordu.

“Bugün seni kılıç çalışırken izledim. Hamlelerin zayıf ve amaçsızdı. Sanki tüm berraklığını yitirmiş gibiydin. Ne düşünüyordun?”

Sunny yavaşça nefesini verdi.

Demek mesele buydu. Hiçbir şey bildiği yoktu. Sadece zihninde kopan fırtınayı fark etmişti.

Aslında rahatlaması gerekirdi ama nedense Sunny, göğsünde bir öfkenin kabardığını hissetti.

Eğreti bir gülümsemeyle bakışlarını kaçırdı ve cevap verdi:

“Cinayet. Cinayeti düşünüyordum.”

Nephis bir açıklama bekler gibi başını yana eğdi. Sunny birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra sesi tuhaf bir soğuklukla yankılandı:

“Bana bir keresinde dövüşün özünün cinayet olduğunu söylemiştin, değil mi?”

Nephis başını sallayarak onayladı.

Sunny gözlerini ona dikti:

“Peki, cinayet hakkında nasıl bu kadar çok şey biliyorsun Neph? Ha? Gözünü bile kırpmadan Andel’in kafasını uçurduğun o günden beri bunu sormak istiyordum. Burada hepimizin insan olduğundan, canavar olmadığımızdan bahsedip duruyorsun. Andel insan değil miydi?”

Nephis’in yüzü asıldı.

“Her şey bununla mı ilgili?”

Sunny dişlerini sıktı.

“Bir kısmı bununla ilgili.”

Nephis uzun süre sessiz kaldı. Bir ara dalgınca kolunu kaldırıp boynunu ovuşturdu. En sonunda konuştu:

“Mesele çok fazla insan öldürmüş olmam değil. Mesele, çok fazla insanın beni öldürmeye çalışmış olması.”

Sunny gözlerini kırpıştırdı.

“Bir insan neden seni öldürmek istesin ki?”

Kız gülümsedi.

“Neden mi? Her türlü sebebi olabilir. Ailem bir zamanlar çok güçlüydü, hatırlamıyor musun? Ama güç... tehlikeli bir şeydir Sunny. Sayısız düşman edinmeden zirveye ulaşamazsın. Ve bir gün gücün yok olduğunda, o düşmanların hepsi yerli yerinde durur.”

Yüzünü başka yöne çevirip o her zamanki kayıtsız sesiyle devam etti:

“Sanırım... beş ya da altı yaşlarındaydım biri beni ilk kez öldürmeye çalıştığında. Dadımdı. Beni boş bir odaya götürdü, ellerini boğazıma doladı ve boğmaya çalıştı. Bunun bir oyun olduğunu sanmıştım. En azından ilk birkaç saniye boyunca.”

Neph ona baktığında, gözlerinde beyaz kıvılcımlar dans ediyordu.

“Zayıflığın ne olduğunu böyle öğrendim. O sırada oradan geçen öğretmenim içeri dalıp uzmanlık yeteneği ile kadını öldürdüğünde ise... gücün ne olduğunu öğrendim. Yani evet Sunny, kopmuş kafalara yabancı değilim. Bilmek istediğin bu muydu?”

Sunny kıza bakakaldı, sonra yavaşça başını iki yana salladı.

Kim bilir ne kadar korkmuş, ne kadar çaresiz hissetmişti. Çaresizlik... Bu hissi çok iyi biliyordu. Yine de o mağrur ve boyun eğmez Değişen Yıldız’ın da bu duyguyu tattığını, karakterinin bununla şekillendiğini hiç düşünmemişti.

Tıpkı kendisi gibi.

Bu sırada Nephis gülümsedi. Ancak gözlerinde neşeden eser yoktu.

“Peki o zaman, neyi bilmek istiyordun? Ha, Sunny? Tüm bunlar ne hakkında? Kule Elçisi ile dövüştüğümüzden beri bana nasıl baktığını fark etmediğimi mi sanıyorsun? Açık konuş artık. Bana en azından bunu borçlusun.”

Sunny, solgun ve sert yüzünde bir duygu fırtınasıyla uzun süre ona dik dik baktı. Sonunda bir karara vararak dişlerini sıktı:

“Gerçek amacının ne olduğunu bilmek istiyorum. Tüm bunlara değip değmeyeceğini bilmek istiyorum.”

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.