Kadim kalenin ihtişamlı büyük salonunda beş yüz kişi sessizce dikiliyordu. Yüksek pencerelerden süzülen güneş ışınları havayı aydınlatıyor, etrafa canlı bir pırıltı katıyordu.
Daha birkaç hafta önce bu salonda yaşanan korkunç katliamdan eser kalmamıştı. Cesetler sürüklenerek götürülmüş, mermer zeminlerdeki kanlar tamamen yıkanıp temizlenmişti.
Ancak yaşananların anısı hâlâ tazeydi.
BEYAZ mermerden oyulmuş görkemli bir tahta çıkan basamaklarda, gümüş saçlı genç bir kadın oturuyordu. Fildişi rengindeki yüzü mesafeli, berrak gri gözleri durgun ve ağırdı. Yüzlerce insan gözlerini ona dikmiş, hanımlarının konuşmasını sessizlik içinde bekliyordu.
Sonunda Değişen Yıldız içini çekti. Bir an sonra sesi taht odasında yankılandı, en uzak köşelere kadar ulaştı:
"Unutulmuş Sahil'in Düşleyenleri. Bir hafta önce Labyrinth'e birkaç izci gönderdim. Amacım, tıpkı bizim gibi bu lanetli yere sürülen o genç erkek ve kadınları aramaktı. Aralarında hepinizin tanıdığı Nightingale de vardı. Yedi gün boyunca onları aradı. Ama tek bir kişi bile bulamadı. Geçtiklerine dair tek bir iz dahi yoktu. Bu yıl… kimse gelmedi."
Kalabalığın arasında şaşkın fısıltılardan oluşan bir dalga yayıldı. Sunny, büyük salonda toplanan insanların yüzlerine göz ucuyla baktı. Her birinde farklı ifadeler seziliyordu: kafa karışıklığı, korku, şok. Yine de durum beklediği kadar kötü değildi. Kimse kendini tamamen derin bir umutsuzluğa kaptırmış gibi görünmüyordu.
Aksine, hepsi gözlerinde yanan umutla Nephis'e döndü.
Onların umudu oydu. Değişen Yıldız yanlarında olduğu sürece umutsuzluğa teslim olmaya niyetleri yoktu.
Neph, her hareketini izleyen yüzlerce çifte gözü zerre umursamadan konuşmasını sürdürdü:
"Çoğunuz bunun ne anlama geldiğini biliyorsunuz. Anlamayanlar için açıklayayım."
Kadim hisarın duvarlarına kısa bir bakış atarak bir an duraksadı. Yeniden konuşmaya başladığında sesi son derece kasvetliydi:
"Bu kale, uzun yıllar boyunca Unutulmuş Sahil'e gönderilen insanlara bir sığınak oldu. Bazılarınız onun sunduğu güvenliğin tadını çıkardı, bazılarınızsa duvarlarının gölgesinde hayatta kaldı. Ancak Parlak Kale olmasaydı hiçbirimiz burada olamazdık. Karanlık Şehir'in o korkunç yaratıklarına karşı bizi korudu. Bize bir çatı sundu. Fakat bu sığınak hiçbir zaman karşılıksız değildi."
Yüzüne karanlık bir ifade çöktü.
"Bazıları burayı korumak uğruna ruhunu kaybetti. Çok daha fazlası ise canından oldu. Parlak Kale'nin varlığını sürdürebilmesi için her yıl yüzlerce insan feda edildi. Ve her yıl, bu kalenin doymak bilmez boğazına atılmak üzere yüzlerce insan daha geldi."
Sunny içinden alaycı bir kahkaha attı. Nephis, Kaleyi sanki insan etiyle beslenen bir yaratıkmış gibi anlatıyordu... Ruh Yiyici'den pek bir farkı yoktu hani. Verilmek istenen mesaj çok açık değildi belki ama taht odasındakileri etkilemeye yetmişti. Toplanan insanları gözlemlediğinde, birkaç Uyurgezer'in titrediğini ve kaşlarını çattığını gördü.
'Sinsi...'
Bu sırada Nephis devam ediyordu:
"Ama artık bitti. Bu yıl Karanlık Şehir'e kimse gelmeyecek, bundan sonra da kimsenin gelmeyeceği gibi. Yeni insanlar katılmadığı sürece verdiğimiz kayıplar yavaş yavaş birikecek. Ta ki surlarda duracak, Kabus Yaratıklarıyla savaşacak, bu salonları güvenli tutacak tek bir kişi bile kalmayana dek. Sığınabileceğimiz bir yer kalmayana dek. Bu son..."
Duraksadı, ardından korkutucu bir kesinlikle devam etti:
"...kaçınılmaz."
Sözleri Uyurgezer kalabalığının üzerine adeta kâbus gibi çöktü, büyük bir duygu patlamasına yol açtı. Gözleri faltaşı gibi açıldı, yüzleri bembeyaz kesildi. İçlerini kaplayan şok ve korku katlanarak büyüdü.
Değişen Yıldız, dünyalarının tabutuna son çiviyi çakmak istercesine noktayı koydu:
"Bu da tek bir anlama geliyor. Artık Parlak Kale'de kalamayız."
Kalabalıktan dehşet ve inançsızlık dolu çığlıklar yükseldi. İnsanlar bir şeyler haykırmaya çalışıyordu ama hepsi dönüp dolaşıp üç soruya çıkıyordu:
"Ne yapacağız?!"
"Kendimizi nasıl kurtaracağız?!"
...Ve:
"Bizi kurtar, Değişen Yıldız!"
Sunny gülümsedi.
Nephis, çığlık korosunun salonu doldurmasına izin vererek bir süre sessiz kaldı. Ardından gözlerinde tutuşan beyaz alevler herkesi susturdu. Sesi, büyük salonun duvarları arasında bir kez daha yankılandı, kalabalığın zihnine keskin bir bıçak gibi saplandı:
"Fakat bu bizim sonumuz değil. Çok uzun zaman önce size bir söz vermiştim. Ve o sözü tutmaya niyetliyim."
Aniden ayağa kalktı. Parıl parıl parlayan, yıkım getirici bir melek gibi kalabalığın tepesinde dikiliyordu.
"Benimle gelin! Peşimden gelin. Sizi nasıl kurtaracağımı sadece ben biliyorum."
Alevlerinin ışıltısı yüzlerce insanın gözlerine yansıyor, yüzlerinin içsel bir ışıkla parlamasını sağlıyordu. Sözleri onları zifiri bir karanlığa gömmüştü ama şimdi o karanlıktan çıkış yolunu gösteren bir fener sunuyordu.
O fener, dünyadaki en baştan çıkarıcı ışıkla yanıyordu.
Umut ışığıyla.
Ve o umut, kızın ta kendisiydi.
Değişen Yıldız basamaklardan yavaşça indi. Sözleri taht odasının mermer duvarlarında yankılanıyordu:
"Beni takip edin, sizi bu cehennemden çıkarayım. Beni takip edin, size evlerinize giden yolu göstereyim. Ama sakın yanılmayın..."
Durdu ve uzunca bir süre sessiz kaldı. Tekrar konuştuğunda sesi daha sakin, daha soğuk...
Çok daha ağırdı.
"Önümüzdeki yol uzun ve meşakkatli olacak. Herkes başaramayacak. Zayıflar ölecek. Güçlüler de ölecek. Ve hayatta kalanlar asla eskisi gibi olmayacak. Fakat size söz verebileceğim tek bir şey var..."
Nephis kalabalığın arasına karıştı. Güzel gözlerinde yanan mutlak bir kararlılıkla etrafındaki insanlara baktı:
"Peşimden gelin... Ve asla köle olmayın."
Sunny titredi, kız sanki sadece kendisiyle konuşuyormuş gibi hissetti. Belki de büyük salondaki herkes aynı şeyi hissediyordu.
Değişen Yıldız, doğrudan ruhlarının derinliklerine bakarak konuştu:
"...Korkularınızın kölesi, kaderinizin kölesi, Kabus Büyüsü'nün kölesi olmayın. Benimle gelin; yaşasanız da ölseniz de bunu bir insan gibi yapın. Korkan sinen birer mahluk gibi değil."
Gözlerini kapattı, derin bir nefes verip başını öne eğdi. Sesindeki o coşku kaybolmuştu. Sonunda şöyle dedi:
"Ancak... Kimseyi peşimden gelmeye zorlamayacağım. Asla. Benimle gelmek de kalmak da sizin seçiminiz. Kalmakta utanılacak bir şey yok. Gitmek istemeyenler hemen şu an bu salonu terk edebilir."
Sunny, Uyurgezerler'e bakarak nasıl bir tepki vereceklerini tahmin etmeye çalıştı. İnsanlar yüzlerinde tereddüt ve korkuyla birbirlerine bakıyordu.
Herkes Değişen Yıldız'a büyülenmiş değildi. Herkes cesur ve güçlü değildi. Herkes savaşarak ölmeye hazır değildi.
...Ama günün sonunda, tek bir kişi bile salondan ayrılmadı.
Nephis içini çekti. Bakışlarıyla kalenin taş duvarlarını delip geçmek istercesine başını yavaşça batıya çevirdi. Bir süre sonra konuştu:
"Güzel. Sevindim. O halde karar verilmiştir."
Soluk yüzünü aydınlatan öfkeli beyaz alevlerle tekrar onlara döndü:
"Öyleyse yarından sonra... Parlak Kale'den ayrılıyoruz. Yarından sonra Kızıl Kule'ye yürüyoruz!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.