Gölge İblisi

Kılıcını indiren Sunny, bir süre boş odanın sessizliğinde öylece durdu. Pencereden bakıldığında, Al Kule'nin uzaktaki gövdesi kasvetle yükseliyor, şafağın ilk ışıkları kızıllığıyla taşları yavaşça boyuyordu.

Yüzünde beliren hınzır gülümsemeye engel olamadı.

"Bak sen. Teşekkür ederim Büyü. Gerçekten harika bir doğum günü hediyesi oldu."

Sonsuz Pınar'ı çağırıp o buz gibi leziz suyu kana kana içti. Ardından yere bağdaş kurup oturdu, birkaç derin nefes alarak zihnini berraklaştırdı.

'Şöyle bir bakalım…'

Bütün kaygılarını bir kenara bırakan Sunny, Ruh Denizi'nin derinliklerine daldı ve kıpırtısız duran gölge sıralarının arasından geçti.

Bir zamanlar burada yalnızca bir avuç karaltı vardı. Şimdiyse yüzlerce karanlık siluet, Gölge Çekirdeği'nin o tekinsiz güneşine doğru ilerleyişini sessizce izliyordu. Aralarında her türlü dehşet verici yaratık vardı; zayıf bünyeli bir insanı sadece görünüşüyle bile çıldırtabilecek türden mahluklar… Dağ Kralı oradaydı. Siyah Şövalye de sırasını almıştı. O korkunç Kule Habercisi ise durgun su yüzeyinde cansız bir heykel gibi dikiliyordu.

…Ve insanlar da vardı. Harus aralarındaydı, Harper da öyle.

Sunny hiçbirine dönüp bakmadı bile.

Gölge Çekirdeği'nin altında durup içini çekti ve rünleri çağırdı.

İsim: Sunless.

Gerçek İsim: Işıktan Azade.

Kademe: Düşleyen.

Gölge Çekirdeği: Uykuda.

Gölge Parçaları: [977/1000].

…Bin parçayı tamamlamaya o kadar yaklaşmıştı ki. Gerçekten istese temkini bir kenara bırakır, Al Kule'ye yapılacak o kaçınılmaz yolculuktan önce sayıya ulaşırdı. Ancak bu kader anının hemen öncesinde, sonunu kestiremediği bilinmezliklere yelken açmaktan çekiniyordu.

Zamanını yeni bir şeylerin peşinde koşarak harcamak yerine, zaten elde ettiği ve öğrendiği her şeyi pekiştirmeye, kusursuzlaştırmaya ayırmanın çok daha akıllıca olacağını hissediyordu.

Yine de verilmesi kolay bir karar değildi.

Derin bir nefes alarak okumaya devam etti.

Anılar: [Gümüş Çan], [Kuklacının Kefeni], [Gece Yarısı Parçası], [Sıradan Taş], [Gezgin Diken], [Sonsuz Pınar], [Kan Çiçeği], [Mehtap Parçası], [M… …küf], [Dokumacı'nın Maskesi].

Yankılar: —

Gölgeler…

Kafasını hafifçe yana yatırdı. Yüzünde muzip bir ifade belirdi:

...[Mermer Aziz].

…Mermer mi?

'Nasıl da cuk oturdu ama…'

Hiç zaman kaybetmeden Gölge'sini Çekirdek'in derinliklerinden çağırdı. Karaltı, siyah alevlerden bir kasırganın içinden süzülerek belirdi ve her zamanki o ketum, mesafeli duruşuyla karşısına dikildi.

Fakat Sunny gördüğü şey karşısında nefesini tutmaktan kendini alamadı.

Aziz gerçekten değişmişti. Boyu uzamış, heybeti ve üzerindeki o baskıcı hava katlanarak artmıştı. Zırhı önceleri granitten oyulmuş gibi duran zarif bir taş yapısındayken, şimdi tamamen simsiyah ve parıl parıldı; tıpkı obsidyen… ya da oniks gibi. Hatta Kai'nin yardımıyla satın aldığı o parçalanmış oniks zırha dehşet derecede benziyordu.

Teninin rengi ise zırhının aksine, pürüzsüz ve kaymaktaşından farksız bir beyazlığa bürünmüştü… En azından miğferin vizöründen seçebildiği kadarıyla öyle görünüyordu.

Aziz artık çok daha güçlü, tehlikenin bilincinde ve ölümcül duruyordu…

Ancak Sunny'nin şaşkınlıktan donakalmasına yol açan şey bunlar değildi.

Onu asıl sarsan, zırhın altında gizlenen şeydi. Aziz'in bedenini dolduran gölgenin içinde önceden iki adet kor gibi parlayan ruh ateşi vardı.

Şimdiyse o korların sayısı üçe çıkmıştı.

Sunny gözlerini dikip bir süre ona baktı.

'Yoksa… rütbe mi atladı?'

Nihayet kendini toparlayıp Gölge'yi tanımlayan rünleri gözünün önüne getirdi. Bir an sonra, içindeki umut kesinleşti:

Gölge: Mermer Aziz.

Gölge Kademesi: Uyanmış.

Gölge Sınıfı: İblis.

'İblis! Bayağı bayağı bir Gölge İblisi oldu…'

Gölge Nitelikleri: [Usta Dövüşçü], [Sarsılmaz], [İlahiyat Kıvılcımı].

Bir sonraki satır daha önce burada yoktu. Sunny heyecandan nefes bile alamadı.

Gölge Yetenekleri: [Silah Bilgesi], [Yeraltı Zırhı].

Zihninde beliren gururlu gülümsemeyi bastırmaya çalışarak duraksadı.

Aziz'in aleradan bir Kâbus Yaratığı olmadığını başından beri biliyordu. Fakat daha bir iblise dönüşmeden gerçek bir Yetenek kazanacağını… Üstelik bir değil, iki birden kazanacağını rüyasında görse inanmazdı!

İçindeki sabırsızlıkla okumaya devam etti:

Silah Bilgesi Yetenek Açıklaması: [Gölge Aziz, silah türündeki her türlü Anı'yı üstün uzmanlıkla kullanabilir.]

Yeraltı Zırhı Yetenek Açıklaması: [Gölge Aziz'in zırhına bir tılsım Anı'sı yerleştirilebilir ve zırh bu tılsımın efsunlarını bünyesine katabilir.]

Sunny bir süre sessiz kaldı. Sonra başını çevirip o suskun canavara… Hayır, canavar değil.

İblise baktı.

Nihayet yüzünde tatmin dolu bir gülümseme yayıldı.

"İşte bu… Harika…"

Gölge'si katbekat güçlenmekle kalmamıştı. Artık ona vereceği her türlü silahı ustalıkla kullanabilecek, zırhını da binbir çeşit güçlü efsunla tahkim edebilecekti.

Bu durumun sağlayacağı imkanlar gerçekten sınırsızdı. Kurulabilecek kombinasyonlar, kazanacağı esneklik… Tek gereken doğru Anılar'ı bulmaktı.

Gülümseyerek başını salladı.

Eskiden, Aziz'in tek başına bir orduyu yönetecek kumaşa sahip olduğunu düşünürdü.

Ama şimdi ne kadar yanıldığını anlıyordu.

…Kızın kendisi başlı başına bir orduydu.

İki saat sonra Nephis'in muhafız birliği, varoşların hemen kıyısında ayakta kalmayı başarmış eski av kulübesinin çatısında toplandı. Seishan da oradaydı ve bu durum Sunny'yi hafiften rahatsız ediyordu. Yine de bunu yüzüne vurmamayı başardı.

Dış yerleşim tamamen terk edilmiş, bomboş kalmıştı. Etrafta ne bir çaresiz genç vardı ne de açlıktan kıvranan bir ruh… Hepsi ya kale duvarlarının arkasında güvene alınmış… ya da çoktan ölüp gitmişti.

Sadece yedisi kalmıştı. Kai'yi uğurlamak için toplanmışlardı.

O cazibeli okçu, çatının kenarında durmuş, son kez ekipmanlarını gözden geçiriyordu. Üzerinde şık, yeni bir zırh ve yakası kürk kaplı deri bir ceket vardı. Sırtında oklarla dolu bir ok kılıfı, uzun yolculuk için gerekli su, yiyecek ve diğer malzemelerle tıka basa doldurulmuş bir sırt çantası asılıydı.

Diğerlerinin ne hissettiğini bilmiyordu ama Sunny'nin içi kımıl kımıldı.

Sanki aklından geçenleri okumuş gibi Kai arkasına dönüp gülümsedi.

"Gerçekten çocuklar, hiç endişelenmeyin. Başımın çaresine bakarım. Labirent'te kafamı dinlemeyeli çok olmadı sonuçta."

Hiç kimse cevap vermedi. Bülbül'e verilen bu görevin ne kadar tehlikeli… ama bir o kadar da hayati olduğunu hepsi biliyordu.

Karanlık Şehir'den ayrılmalı, Unutulmuş Kıyı'nın o uçsuz bucaksız enginliklerinde Büyü tarafından buraya sürüklenecek yeni insanları aramalıydı.

Bugün kış gündönümüydü. Yani şu an gerçek dünyada binlerce Düşleyen, kapsüllere girip Rüyalar Alemi'ne adım atmak için gün sayıyordu.

Sunny derin bir iç çekti.

"Yanında senin kadar sinir bozucu birilerini getirme de ne yaparsan yap, tamam mı?"

Kai kıkırdadı.

"...Söz veremem."

Ardından el sallayarak veda etti.

"Pekala… Bana şans dileyin!"

Birkaç saniye sonra gökyüzünde süzülen küçücük bir noktaya dönüşerek gözden kayboldu.

Geriye kalan altı kişi, yüzlerinde beliren ciddi ifadeyle uzun süre onun arkasından bakakaldı.

Gelecekleri, Kai'nin bulacağı şeylere bağlıydı.

Sadece onların değil, Unutulmuş Kıyı'da hâlâ hayata tutunmaya çalışan herkesin kaderi bu yolculuğa mühürlenmişti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.