Gölgenin sırlarını çözmeye çalışmak oldukça yavaş ilerleyen bir süreçti. Sunny, Taş Aziz ile dövüşürken bu gizemli savaş tarzına dair sadece küçük ipuçları yakalayabiliyordu ve bunu yapabilmek için bile tüm dikkatini vermesi gerekiyordu. Rakibine tam olarak odaklanmadığı her an, çarpışmaları saniyeler içinde bitiyor, bu da gözlemleyecek hiçbir şey bırakmıyordu.
Ancak o anki savaşa konsantre olduğunda, gölgeye dikkatini veremiyordu; bu da onu gözlemleme ihtimalini ortadan kaldırıyordu. Bu iki görev arasındaki dengeyi kurmak hiç kolay değildi, acı verici olması da cabasıydı. Her başarısız olduğunda vücudunda yeni bir morluk peydahlanıyordu.
Yine de bir ilerleme vardı. Sunny henüz bu savaş sanatının derinliklerini süzmek konusunda yetersiz olsa da, yavaş yavaş ruhunu hissetmeye başlıyordu. Kendi gölgesi ondan daha sinsi, daha akışkan ve daha değişkendi. Hareketlerinde, Sunny'ninkilerde olmayan zarif bir ritim seziliyordu.
Sanki bir dans icra ediyordu. Bir gölge dansı.
Bir atılım gerçekleştirememenin verdiği huzursuzlukla Sunny kendini daha fazla zorlamak istedi ama sonra durdu. Kan Dokusu'nun o dirençli etkilerine rağmen, eğitim programı vücudunu zaten sınırlarına dayamıştı. Eğer Nephis'e o uzun seferinde eşlik edecekse, formunu koruması gerekiyordu...
Tabii Labirent'e bitkinlikten ve yaralardan kırılan bir halde girmek istemiyorsa.
Sunny'nin deneyimsizliği ve çoğunlukla kendi kendini eğitmiş olması nedeniyle fark edemediği şey, ulaştığı bu noktanın bir insan için onu zaten sıra dışı kıldığıydı. Çoğu acemi, farklı savaş tarzlarının yüzeysel kısımlarında bile usta olamazken, bu tarzların temel özelliklerini kavrayıp tanımlamaları imkansızdı.
Onlar kuralları anlamadan sadece takip eder, bu tarzları tartışılmaz ve katı kalıplar olarak görürlerdi. Sadece en deneyimli savaşçılar, bir savaş sanatının özü üzerinde oynama yapabilecek kadar derin bir anlayışa sahip olurdu.
Yani Sunny zaten çıtanın çok üzerindeydi.
Fakat Sunny'nin hiçbir zaman düzgün bir ustası olmadığı için, sıradan bir insanın asla başaramayacağı bir şeyi yapmaya çalıştığından haberi yoktu. Tek referans noktası, kendisi de başlı başına bir istisna olan Nephis'ti.
Dövüş sanatlarının tanınmış ustaları, kenar mahallelerden gelen kendi kendini eğitmiş bir gencin, inanılmaz derecede karmaşık iki savaş tarzını temel öğelerine ayırıp kendi zevkine göre yeniden birleştirdiğini ve aynı zamanda gölgesinden üçüncüsünü öğrenmeye çalıştığını duysalar, küçük dillerini yutarlardı.
Ancak Sunny sadece başarısız ve inanılmaz derecede yavaş olduğunu düşünüyordu.
Öğğ! Belki de sadece aptalım...
Yerden kalkarken içini çekip alnındaki teri sildi. Ardından Taş Aziz'e bir göz atıp duvara yaslandı.
"Bugünlük bitti mi?"
Effie hemen yakınlardaydı, sıkıntıdan patlıyordu. Bu karanlık odada Sunny'nin kendine işkence etmesini izlemek, onun tek eğlencesiydi.
Tabii bir de bizzat ona işkence etmek. Diğer şeylerin yanında.
Her neyse.
Yorgun bir şekilde başını sallayarak onayladı.
"Evet, öyle sanırım. Zaten alacakaranlık çöktü, biraz dinlenip dışarı çıkarım."
Avcı gözlerini kıstı.
"Bu arada, sormak istiyordum. Günün hangi saatinde olduğumuzu nasıl biliyorsun? Burada hiç pencere yok ve denizin sesini henüz duyamıyoruz."
Sunny ona kasvetli bir ifadeyle baktı ve gönülsüzce cevap verdi:
"Kızıl Kule'nin gölgesi. Onu hissedebiliyorum."
Effie birkaç kez gözlerini kırptı, sonra omuz silkti.
"Ah, anladım. Madem işin bitti... senin kız arkadaşınla ben de bir tur atabilir miyim?"
Sunny dişlerini sıkarak hiç düşünmeden cevap verdi:
"O benim kız arkadaşım değil!"
Effie'nin ne istediğini ancak o zaman fark etti. Daha önce Taş Aziz ile antrenman yapmaya hiç ilgi göstermemişti. Neden şimdi?
Gerçi pek önemi yoktu.
"Ve hayır, yapamazsın."
Avcı başını yana eğdi.
"Ne? Nedenmiş o?"
Sunny alaycı bir tavırla güldü.
"Açıklamama gerek var mı? Çok tehlikeli! Ya sana bir şey olursa?"
Effie kıkırdadı.
"Yani şunu mu demek istiyorsun? Sen onunla her gün, bütün gün antrenman yapabiliyorsun ama benim için fazla dişli olduğunu mu düşünüyorsun?"
Sunny başını salladı.
"Yanlış anlama. Mesele şu ki, eğer bana bir şey olursa en kötü ihtimalle ölürüm. Ama sana bir şey olursa, Nephis beni gebertir. Sonuç aynı ama yollardan biri diğerinden çok daha evla. Anladın mı?"
Effie kollarını göğsünde kavuşturdu.
"Hadi ama! Sadece hangimizin daha güçlü olduğunu görmek istiyorum!"
Sunny kaşlarını çattı.
"Olamaz. Aklından bile geçirme."
Effie sessizce ona dik dik baktı.
"Hayır dedim, tamam mı? Onunla dövüşmene asla izin vermem!"
Avcı sırıttı.
"Ah, pekala. O zaman bu bir sorun olmayacak..."
Birkaç dakika sonra Sunny, önündeki manzaraya inanamayarak bakıyordu.
Olay buraya nasıl gelmişti?
Effie ve Taş Aziz, gösterişli ahşap masanın üzerine eğilmişlerdi. Sağ dirseklerini masaya dayamış, avuç içlerini birbirine bastırmışlardı.
Gölge sessiz ve kayıtsızdı, avcı ise heves doluydu.
Onlar... bilek güreşi yapmaya hazırlanıyorlardı.
Effie Sunny'ye bakıp sırıttı.
"Kimin kazanacağına dair iddiaya girmek ister misin? Eğer senin kız arkadaşını alt edersem bana bir parça borçlanırsın... hayır, on parça!"
Sunny içini çekti.
"Peki ya kaybedersen?"
Ele avuca sığmaz avcı ona göz kırptı.
"...Biliyor musun, bilmek bile istemiyorum. Kumar oynamam, o yüzden unut gitsin."
Effie hayıflandı.
"Çok sıkıcısın. Her neyse... hadi bakalım!"
Taş Aziz'in elini kavradı ve asılmaya hazırlandı.
"Başla!"
Aynı anda hem Gölge hem de avcı, rakibinin kolunu indirmeye çalıştı. Masa, üzerine binen devasa miktar baskı yüzünden inledi. Bir an için Taş Aziz kaybeden taraftaymış gibi göründü ama sonunda eli sadece bir milimetre oynadı.
Canavar, miğferinin siperliği arkasına gizlenmiş yüzüyle, yakut gözlerini genç kadına dikmişti. Bakışlarında hiçbir duygu yoktu.
Effie'nin elâ gözleri ise aksine neşeyle parlıyordu. Yüzünde donmuş, rahat bir gülümseme vardı.
Ancak Sunny, kadının tüm gücünü bu mücadeleye verdiğini görebiliyordu. Sırtının zeytin rengi teni altındaki yağsız kaslar gerilmişti. Tüm vücudu, güç ve taşan bir enerjiyle dolu, kurulmuş bir yay gibiydi.
Yine de Gölge'nin eli kımıldamadı.
Sanki ikisi de birbirine üstünlük kuramıyordu.
Acaba önce kim pes edecek...
Sessizlik içinde saniyeler saniyeleri kovaladı ama hiçbir şey değişmedi. Hem Effie hem de Taş Aziz direniyor, bir karış bile geri adım atmıyorlardı. Bu pamuk ipliğine bağlı dengeyi korumak için sergiledikleri güç miktarı Sunny'yi biraz terletti.
İkisi de canavar bunların!
...Sonunda ilk pes eden masa oldu. Üzerindeki baskıya daha fazla dayanamayarak aniden... patladı.
Uçuşan kıymıklardan korunmak için yüzünü kapatan Sunny bir an donup kaldı, sonra küçük enkaz yığınına bakakaldı.
Yüreğine derin bir keder ve öfke saplandı.
Olamaz... Hayır! Masam gitti!
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.