Fırtınanın Eşiğinde

Sonraki birkaç saat boyunca Sunny, Labirent’in uçsuz bucaksız manzarasını seyretmekten başka hiçbir şey yapmadı. Tekdüze olsa da önündeki manzara yine de tablo gibi, nefes kesiciydi.

Unutulmuş Sahil korkutucu ama bir o kadar da büyüleyici bir yerdi. Kasvetli, gri gökyüzü ve kara toprak, kıvrılarak yükselen kızıl mercan bıçaklarının o canlı denizine kusursuz bir arka plan oluşturuyordu. Orada burada manzaranın donukluğunu yırtan tuhaf yapılar, Sunny’nin içindeki merak ateşini harlıyordu.

Ne de olsa o, özünde tutkulu bir kâşifti.

Tabii yaptığı keşiflerin neredeyse tamamı, kılıcının ucunda can veren bir şeyle noktalanıyordu. Yine de...

Labirent’in derinliklerinde Sunny’nin ilgisini çeken pek çok şey vardı.

Kemiklerindeki izlerden amansız savaşların geçtiği anlaşılan devasa canavarların iskelet kalıntıları. Güçlü gövdelerinde korkunç yarıklar açılmış devasa gemilerin enkazları. Bu lanetli toprakların derinliklerine, gerçek dehşetlerin barındığı yerlere uzanan, karanlık ve boşlukla dolu dipsiz uçurumlar. Ve tanımlamak bir yana, ne olduğunu bile kavrayamadığı şeyler.

Hatta bir zamanlar koca birer şehir olduğu anlaşılan birkaç büyük kalıntı bile görmüştü. Şimdi ise o görkemli binalardan geriye sadece kızıl mercanlarla kaplanmış, insan elinden çıktığına inanması güç, belirsiz karaltılar kalmıştı.

Bu şehirlerin Karanlık Şehir’den önce mi var olduğunu, yoksa onunla aynı döneme mi denk geldiğini bilmiyordu. Durum ne olursa olsun, Unutulmuş Sahil’deki başka hiçbir insan yerleşkesi, karanlığın lanetine o lanetli şehir kadar direnememiş gibi görünüyordu.

Hepsi önce kızıl mercanlar, ardından da zamanın acımasız akışı tarafından yok edilmiş ve yutulmuştu. Artık bu gururlu şehirlerin bir zamanlar var olduğunu hatırlayacak kimse kalmamıştı.

Yıldız Işığı Lejyonu’nu kuran yedi kahraman, her şeyi yutan karanlığın içinde doğanlar olarak tasvir edilirdi. Bu da insanların en azından bir süre boyunca lanete direndiğini gösteriyordu. Belki de Karanlık Şehir, karanlık bu toprakları yuttuktan çok sonra, hayatta kalanlar için son bir sığınak ve kale olarak inşa edilmişti.

...Günün sonunda, bu da pek bir işe yaramamıştı ya, neyse.

Daldığı düşünceler, aniden güneye dönüp kaşlarını çatan Cassie yüzünden bölündü. Kızın bu ani hareketi herkesin dikkatini çekti.

Sunny’nin içine doğan o his zaten hiç şaşmazdı; kötü bir şeyler oluyordu.

Nephis kör kıza döndü, kaşları çatıldı.

"Cassie? Bir şey mi hissettin?"

Cassie birkaç an duraksadıktan sonra kararsız bir ses tonuyla konuştu:

"Sanırım... Sanırım bir fırtına yaklaşıyor."

Sunny, her zamanki gibi gri bir bulut perdesiyle kaplı gökyüzüne baktı. Yakında orayı kapkara ve öfkeli kılacak bir fırtınanın kopacağına dair hiçbir belirti yoktu.

Ama Unutulmuş Sahil’de işler böyle yürürdü. Fırtınalar birdenbire kopar, o ölümcül kucağa yakalanacak kadar bahtsız olan herkesi kırıp geçirirdi.

Cassie yaklaştığını hissediyorsa, geliyordu. Kahinlerinin bu tür şeyleri sezme konusundaki sicili epey temizdi.

"Lanet olsun..."

Fırtına demek, lanetli denizin derinliklerden normalden daha erken yükseleceği anlamına geliyordu. Ayrıca yağmur ve şimşek de demekti ki bu durum derinlik sakinlerinin nasıl davranacağını kestirmeyi imkansız kılardı.

Aynı zamanda kasırga şiddetinde rüzgarlar demekti; yerden iki yüz metre yükseklikte, hareket eden bir devin üzerinde mahsur kalmışken bu gerçekten de berbat bir haberdi.

Nephis dişlerini sıktı.

"Duydunuz onu. Hazırlanın..."

Ancak kör kız onun sözünü kesti.

"Bekleyin. Başka bir şey daha var."

Değişen Yıldız bir an duraksadı, ardından sordu:

"Başka bir tehdit mi seziyorsun?"

Cassie yüzünü ekşitti, sonra tuhaf bir tonla konuştu.

"Hayır, sezmiyorum. Sadece... Tuhaf bir ses duyuyorum. Bir hışırtı gibi."

Herkes kızın sözlerinin ardındaki anlamı kavramaya çalışarak birkaç saniye boyunca ona bakakaldı.

Şaşırtıcı bir şekilde, ilk tepki veren Kai oldu. Aniden beti benzi atan çocuk, arkasına dönüp yayını çağırdı. Daha kimse ne olduğunu anlayamadan, havada bir ıslık sesi duyuldu ve karanlık bir karaltı büyük bir güçle taş platforma çakılarak her yeri kana buladı. Gövdesinden siyah bir ok fırlamıştı.

Sunny canavarın taşa çarpma şiddetiyle irkilerek kenara sıçradı. Kai’nin okuyla delinmeden önce uzun süredir süzülüyor olmalıydı; aralarından birini kapıp götürmesine ramak kalmıştı.

Yaratık dev bir çekirgeyi andırıyordu. Siyah kitinle kaplı gövdesi, yetişkin bir insanınkinden daha büyük sayılmazdı. Geniş kanatları ince ve şeffaftı. Ölüm sancılarıyla kıvranırken çırptığı kanatları, kohort üyelerini platformdan aşağı itecek gibi olunca Nephis öne fırladı, iğrenç yaratığı kavrayıp aşağı fırlattı.

Kai çoktan yeni bir ok hazırlıyordu. Yüzünde büyük bir panik ifadesi vardı.

Sunny gözlerini kırpıştırdı.

Neden panik yapıyor ki? Canavar zaten...

Sanki düşüncelerini okumuş gibi, Kai gözlerini fal taşı gibi açıp kohort üyelerine baktı ve bağırdı:

"Sürüler halinde! Bu iblisler sürüler halinde avlanır! Hazırlanın!"

Daha sözünü bitiremeden Sunny çoktan Gece Yarısı Parçası’nı ve Taş Aziz’i çağırmıştı.

...ölmüştü!

Artık Cassie’nin bahsettiği o hışırtı sesini herkes duyabiliyordu. Ses sanki hiçbir yerden gelmiyor ama bir dalga gibi her taraflarını sarıyordu. Birkaç an boyunca hiçbir şey olmadı. Kohort üyeleri gergin bir şekilde yukarıya bakarak bek...

Aniden gri bulutların arasından siyah bir nokta belirdi ve hızla aşağı süzülerek devin boynuna kadar olan mesafeyi neredeyse bir anda aştı. Ancak daha saldıramadan Effie’nin mızrağı onunla buluştu. Dev çekirge adeta havada patladı ve devin taş sırtına adeta kan yağmuru yağdı.

Fakat avcı kız mızrağını geri çekip tekrar çağırmaya fırsat bulamadan bir nokta daha belirdi, sonra bir tane daha, bir tane daha...

Kai havadan bir yaratığı daha vururken, Caster da Ruh Denizi’nden çağırdığı tuhaf bir sapanla diğerinin kanatlarını kırdı. Nephis kılıcını kaldırıp bağırdı:

"Cassie! Rüzgâr!"

Kör kız irkilerek ahşap asasını çağırmaya koyuldu.

Kızın ellerinde beyaz ışık kıvılcımları asanın şeklini henüz örerken, Sessiz Dansçı kınından kendi kendine fırladı ve havada süzülerek yaklaşan bir çekirgeyi delip geçti.

Birkaç an sonra, ahşap asadan göklere doğru savrulan güçlü bir fırtına, saldıran çekirgeleri yavaşlatıp dengelerini bozdu.

Bu geride kalanlardan biri her nasılsa platforma inmeyi başardı ve doğrudan Sunny’nin üzerine atıldı.

Sunny hareket halindeyken duruşunu değiştirip kılıcını savurdu ve iğrenç yaratığın kafasını uçurdu.

Ancak hızını alamayan o devasa gövde ileriye doğru savrulmaya devam ederek büyük bir süratle ona çarptı.

Küfreden Sunny geriye doğru uçup korkulukların üzerinden yuvarlandı. Taşın üzerinde kayarak taş devin omzuna kadar düştü ve Effie ile Kai’nin yaptığı savunma çitinin bir parçasına tutunarak durabildi. Ardından ayağa kalktı ve ağzındaki kanı tükürdü.

Bir an sonra Sunny donakaldı, gözleri fal taşı gibi açıldı.

Yuvarlandığı için gözü gayriihtiyari aşağıya, yere kaymıştı. Orada gördüğü şey karşısında tüm vücudu titredi.

...Labirent’ten yükselen sayısız karanlık karaltı, deve doğru atılıyor, devasa taş gövdesine hızla tırmanıyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.