Dev Adımlar

Sunny, devasa heykelin bir sarkaç gibi sallanan çekicinin üzerinde bir süre daha kaldı; hem dinlenmeye hem de soluğunu toplamaya çalışıyordu. Gelgelelim, çok geçmeden karanlık deniz öyle bir yükseldi ki bulunduğu yer ölümcül bir tuzağa dönüştü.

Derin bir iç çeker gibi nefesini verdi, doğrulup Avcı Dikeni’ni sıkıştığı taşların arasından söküp aldı. Dev elini yukarı kaldırana kadar bekledi ve kendini aşağı bıraktı. Rüzgar kulaklarında uğuldarken, bir an sonra yuvarlanarak devin bileğine inmeyi başardı. Sunny daha ayağa kalkamadan, altındaki taş yüzey hızla aşağı doğru çöktü.

Kunaşiyi bir başka çatlağa saplayıp dişlerini sıktı ve hayata tutunmak için tüm gücüyle asıldı. Çok geçmeden üzerinde durduğu zemin aşağı doğru eğildi ve ardından dik bir duvara dönüştü; aşağıda lanetli denizin karanlık uçurumundan başka hiçbir şey görünmüyordu. O duvarda asılı kalan Sunny, içinden lanetler okuyarak devin kolunu yeniden yukarı kaldırmasını bekledi.

O an nihayet geldiğinde, Sunny hiç vakit kaybetmeden ileri atıldı. Sarkaç yeniden ters yöne salınmadan önce önünde birkaç kıymetli saniyesi vardı; devin kolu her sallandığında kat edebileceği en uzun mesafeyi kat etmek zorundaydı.

En ufak bir yavaşlık, lanetli denizin onu yutması demekti.

Yürüyen heykelin dirseğine yaklaştıkça tırmandığı yol daha da dikleşiyordu. En sonunda Sunny koşmayı bırakıp tırmanmaya başladı. Savaşmaktan ve kendi ağırlığını taşımaktan elleri dermansız kalmıştı ama inatla yukarı, ileri doğru tırmanmaya devam etti.

Nihayet dirseğe ulaşıp daha da yukarı çıktığında, sallantının şiddeti epey azaldı. Şimdi tek yapması gereken bu dik taş duvarı aşıp devin omzuna ulaşmaktı.

Kaygan taşa tırmanmak kolay değildi elbette ama bu tür zorluklara alışalı çok olmuştu. Her halükarda, kudurmuş bir fırtınada yükselen denizle yarışmak zorunda kaldığı, azgın sulara kapılıp tam boğulacakken son anda Nephis tarafından kurtarıldığı o kabus gibi günden çok daha iyiydi.

En azından bu kez hayatını kurtarması için ona ihtiyacı yoktu.

Yoksa gerçekten çok utanç verici olurdu...

Bir süre sonra Sunny, yuvarlak platformun kenarından yukarı tırmandı, merkeze doğru emekledi ve endişeli gözlerle dönüşünü bekleyen ekibin yanına kendini bıraktı.

"Sunny? İyi misin?"

Kai kendine gelmişti; saç baş biraz dağılmış olsa da hâlâ sinir bozucu derecede yakışıklı görünüyordu. Sunny ona bıkkınlıkla dik dik baktı, sonra içini çekti.

"...Yaşıyorum."

Kısa süre sonra Nephis seslendi:

"Neyle savaşıyordun?"

Sunny yüzünü ekşitti.

"Büyük, çirkin bir solucan. Suya geri fırlattım."

Bunu söyledikten sonra istemeye istemeye doğruldu ve karanlık denizin, taş devin omuz sınırına kadar yükselmiş olan yüzeyine baktı.

Su pürüzsüz ve düm düzdü. Görünüşe göre onları takip eden kimse yoktu.

"Şimdilik gitti, siz dinlenin. Ben nöbet tutarım."

Şafak sökene kadar uyanık kaldı, ardından ekibi uyandırdı. Diğerleri ayağa kalktığında, Sunny kendini soğuk taşa bırakıp yorgunlukla gözlerini kapattı.

Dün, yürüyen bir taş devinin tepesinde uyuyamayacağını düşünmüştü. Ancak bu uzun gecenin onu ne kadar tüketeceğini hesaba katmamıştı. Güçlü bir Uyuyan olsa bile bedeninin dinlenmeye ihtiyacı vardı.

Üstelik taş platformun hafifçe sallanması insanı sakinleştiriyordu. Çok geçmeden derin bir uykuya daldı.

...Sunny uyandığında güneş gökyüzünde çoktan yükselmişti. Esneyerek doğruldu, Sonsuz Bahar’ı çağırıp kana kana su içti. Birisi yanına bir tabak yemek bırakmıştı; fazla düşünmeden tabağı kapıp geç bir kahvaltı yaptı.

"Ah, ilaç gibi geldi."

Yemeğin lezzetinden bunun Nephis’in eli olduğunu anlayınca, cesur liderlerine doğru bakıp gülümsedi.

Başkaları çalışırken yayılıp yatmak gibisi yoktu.

O uyurken taş platformun şekli şemali değişmişti. Effie’nin çantasından çıkarılan, o iğrenç örümceklerden arındırılmış demir plakalar platformun çevresine çakılmış, aralarına da derme çatma bir korkuluk niyetine altın ip gerilmişti. Bu plakalardan bazıları da eritilip şekillendirilerek mızrak haline getirilmiş ve havadan gelebilecek olası bir saldırıya karşı platformun ortasına istiflenmişti.

Şu anda Kai ile Effie devin sol omzuna ek siperler inşa ediyor, Nephis de yukarıdan çalışmalarını izliyordu.

İşi şansa bırakmıyorlardı. Labirent’te yolculuk etmek, ne kadar masalsı görünürse görünsün, her an ölümle burun buruna gelmek demekti. Tedbiri elden bırakmamak en doğrusuydu.

Sunny bıyık altından güldü.

"Amma uğraştılar. En kötü ne olab..." Durdu. "Yok, hayır. Bu cümleyi tamamlamayacağım. Kalsın, istemez!"

Hemen yanındaki taşın üzerinde duran gölgesi, alaycı bir tavırla onu alkışladı.

Kafasını iki yana sallayan Sunny, sessizlik içinde yemeğini bitirdi ve platformun kenarına giderek Unutulmuş Sahil’in manzarasına göz gezdirdi.

Çok aşağıda, Labirent’in uçsuz bucaksız coğrafyası ayaklarının altından ağır ağır kayıp gidiyordu. Taş dev, her adımında kızıl mercandan dağları umursamazca çiğneyerek güneye doğru yürüyordu. Bu manzara hem büyüleyici hem de insanı iliklerine kadar ürperten bir kasvetle doluydu.

Gözünün alabildiği her yönde kızıl mercanlardan başka hiçbir şey yoktu; gri gökyüzüne doğru yükselen nadir tepeler bu kızıllığın arasında tek tük seçiliyordu. Unutulmuş Sahil gerçekten de akılalmaz derecede muazzamdı.

Ve her bir karışında tarif edilemez tehlikeler gizliydi.

Biraz ötesinde Caster da çevreyi inceliyordu. Ancak onun ilgisi sadece seyir amaçlı değildi. Kutupyıldızı’nın haritası yanındaki taşların üzerine seriliydi ve asil mirasçı, haritaya ara sıra yeni işaretler koyuyordu.

Sunny derin bir iç çekti.

Ekip, Unutulmuş Sahil’in sınırındaki hedeflerine ulaşmak için taş devin omuzlarında bedava bir yolculuk yapıyor olabilirdi ama Karanlık Şehir’e dönüş yolunu tamamen kendi ayaklarıyla yürümek zorunda kalacaklardı.

Bu, sadece kendi güçlerine ve zekalarına güvenerek bu tehlikeli cehennemde aylarca yol almak demekti. Caster’ın bugün haritaya eklediği her bir bilgi, gelecekte can kurtarıcı olacaktı.

...Ama bu, yarının sorunuydu.

Şimdi, Sunny biraz dinlenmeyi hak etmişti.

Gözlerini o yakışıklı gençten kaçırıp bakışlarını tekrar aşağıya, derinliklere çevirdi.

...Sonuçta insan her gün cehennemin bu kadar güzel bir manzarasını izleme fırsatı bulamıyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.