Çelik ve Sır

Nephis vaktiyle Sunny’ye kılıç kullanmayı öğretirken, Sunny onun karşısına antrenman arkadaşı olarak çıkabilecek kadar iyi değildi hiçbir zaman. Pratik dövüşlerinde bir işe yarayacak kadar kendini geliştirdiğindeyse, o pamuk ipliğine bağlı ittifak zaten çoktan çatlamış ve tuzla buz olmuştu.

Bu yüzden, Kül Tepe’nin o kasvetli yamaçlarındaki ufak sürtüşme bir kenara bırakılırsa, aslında hiçbir zaman birbirlerine karşı kılıç kuşanmamışlardı.

Şimdi ise Değişen Yıldız, kendine dişine göre bir antrenman arkadaşı bulmuş gibi görünüyordu. Caster yalnızca Sunny’nin yerini alıp onun sağ kolu olmakla kalmamış, aynı zamanda Sunny’nin ya yanaşmadığı ya da yetersiz kaldığı rolleri de üstlenmişti.

Yolları açık olsun tabii.

Gruptakilerin tüm hatıraları neredeyse tamamen onarıldıktan sonra, Nephis ve Caster antrenman yapmak üzere beyaz kemerin uzak ucuna doğru geçti. Şimdi karşı karşıya durmuş, başlamaya hazır bekliyorlardı.

Kendisini çağıran olmasa da Sunny iki mirasçının yanına gidip yere çöktü, sergilenecek şovu izlemeye hazırlandı. Bu son derece yetenekli iki kılıç ustasını iş üzerindeyken izlemek ilgisini fazlasıyla çekiyordu.

İkisi de yürümeye başladıkları günden beri savaş eğitimi almıştı. Onları izlemek, dövüş tarzları ve teknikleri konusundaki kavrayışına kesinlikle çok şey katacaktı. Kaldı ki Nephis ve Caster arasındaki rövanşı görmeyi de çok istiyordu. Onları en son dövüşürken gördüğünde Değişen Yıldız kaybetmişti ama aralarında öyle çok büyük bir fark yoktu.

O zamanlar yetenek sınırlarını zorlamamış, yönelim gücünü kullanmaktan kaçınmıştı; gerçi bugün de durumun pek değişeceğini sanmıyordu. Neph’in alevi hem iyileştirme hem de yok etme amacıyla kullanılabilirdi ama ne yazık ki antrenman için hiç uygun değildi.

Caster ona doğru bir bakış fırlattı ve yüzünü bariz bir memnuniyetsizlikle buruşturdu.

Tekniği hakkında bir iki şey öğrenecek olmasından mı rahatsız olmuştu, yoksa Nephis ile baş başa kalma fırsatını bozduğu için mi?

Hangisi olursa olsun, umurunda bile değildi.

"Ne yapıyorsun?"

Sunny omuz silkti.

"İzliyorum. Ne oldu? Kemerin bu kısmı klanının malı falan mı?"

Gururlu mirasçı kafasını iki yana sallayıp önüne döndü.

"Nasıl istiyorsan öyle yap."

Neph de Sunny’ye bir anlığına baktı fakat bir şey söylemedi. Yine de bu durumdan rahatsız olmadığını anlamak zor değildi.

Hatta neredeyse bu kararını onaylar gibi bir hali vardı.

Daha fazla vakit kaybetmeden, ikisi de çelikten bir kasırgaya dönüşerek birbirine girdi; öyle bir hızla hareket ediyorlardı ki Sunny’nin onları gözleriyle takip etmesi bile zordu. Kılıçların birbirine çarpma sesi havada çınlıyordu.

Şaşkınlıktan donakalan Sunny, bu amansız mücadeleyi boş gözlerle izledi.

Kahretsin.

Karanlık Şehir’de canavarlar avlayarak geçen aylardan ve Taş Aziz ile yaptığı derslerden sonra Sunny, becerisini epey geliştirdiğini düşünüyordu. Gerçekten de geliştirmişti. Ne var ki Nephis ve Caster ile kıyaslandığında hâlâ o kadar gerideydi ki bu durum insanın hevesini kırmaktan başka bir işe yaramıyordu.

Daha önce, belki bir gün karşılarında… en azından birinin karşısında… eşit şartlarda durabileceği düşüncesiyle kendini avuttuğu olmuştu. Fakat şimdi bu yanılsama acımasızca paramparça edilmişti.

İşler ters gider de Caster ile karşı karşıya gelirse, onunla düelloya tutuşmak intihar etmekten farksız olurdu. En azından şimdilik.

Bu da elbette, onunla doğrudan yüzleşmek yerine onu arkasından bıçaklaması gerektiği anlamına geliyordu.

Bunu bir kenara yazalım.

Bu kalibrede bir düşmanla dürüstçe dövüşecek değildi ya. Budala mıydı o?

Dövüşe odaklanan Sunny, dikkatle izlemeye devam etti. Edinmiş olduğu yeni deneyimlerin sayesinde, bu iki uzmanın hareketlerinden ve hamlelerinden daha çok şey çıkarabiliyor, daha çok şey öğrenebiliyordu. Hatta bazen bir sonraki hamlelerinin ne olacağını önceden kestirebiliyordu bile.

Ancak zaman geçtikçe, yüzünde hafif bir huzursuzluk belirdi.

Ne yapıyor bu kız? Hiç mantıklı değil.

Nephis’in Caster’a karşı dövüş tarzında gözüne çarpan iki tuhaflık vardı.

Birincisini fark etmek oldukça kolaydı. Caster o akılalmaz hızının tamamını kullanmasa da hatırı sayılır bir kısmını sergiliyordu; bu da Nephis’in karşılaşmaları kazanmasını neredeyse imkansız hale getiriyordu. Hemen hemen her seferinde saniyenin küçük bir kesriyle kaybediyor, kazandığından çok daha fazlasını veriyordu. Bu da antrenman mantığına pek uymuyor gibiydi.

Taraflardan birinin, aradaki devasa uçurum yüzünden kazanma şansının neredeyse hiç olmadığı bir antrenmanın ne anlamı vardı ki? Neph’in geçmişte Sunny’yi antrenman arkadaşı olarak kullanmamasının bir sebebi vardı sonuçta.

Fakat sonra, hafif bir tebessümle Değişen Yıldız’ın aslında kendisinin Taş Aziz ile yaptığının aynısını uyguladığını fark etti. Kendini ezici bir güce karşı bileyip sertleştiriyordu. Bu yüzden Caster’a yönelim gücünü tam kararında kullanmasını, kendisinden her zaman çok daha hızlı olmasını söylemiş olmalıydı.

Kendinden üstün bir rakibe karşı kaybetmek, bir şeyler öğrenmenin gerçekten de en iyi yoluydu.

Bak sen! Demek ki benim yöntemim de doğruymuş.

Değişen Yıldız da aynısını yapıyorsa, kesinlikle doğru yoldaydı.

Ancak fark ettiği ikinci şey çok daha kafa karıştırıcıydı.

Nephis o her zamanki akıcı ve öngörülemez savaş tarzını kullanmıyordu. Aksine, son derece hassas ve kararlı bir zarafetle hareket ediyor, özenle örülmüş bir savunma duvarının arkasına gizlenerek bir açık yaratmaya çalışmak yerine sabırla bir açığın belirmesini bekliyordu.

Bu tarz ne kadar karmaşık ve etkileyici olsa da onun gerçek tarzının yanında yine de sönük kalıyordu. Dahası, her ne kadar planlı ve güvenilir olsa da fazlasıyla katıydı.

Nephis’in kendi savaş sanatında asla katlanamayacağı tek bir şey varsa, o da katılık ve esneklikten uzak olmaktı. Onun tüm dünya görüşü, uyum sağlama yeteneğinden daha değerli hiçbir şey olmadığı fikri üzerine kuruluydu. Sunny’ye öğrettiği tarzın ona bu kadar iyi uymasının sebebi de buydu zaten.

Tamamen değişkenliğin kitabını yazmak için tasarlanmıştı.

O halde asıl soru şuydu…

Neden Caster’a karşı kendisine bu kadar yabancı bir tarz kullanıyordu?

Cevap aslında oldukça barizdi. Ya Nephis bu tarzın unsurlarını kendi tarzına dahil etmek amacıyla yeni bir şeyler deniyordu ki bu pek olası görünmüyordu…

Ya da bir sebepten ötürü Caster’ın kendi gerçek dövüş tarzını tam olarak öğrenmesini istemiyordu.

Peki ama bu sebep ne olabilirdi?

Sunny çenesini sıvazladı.

İlginç…

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.