Aynalar ve İpler

"Pekala... Olur."

Günün birinde Kai, Sunny'nin aslında sandığı kadar dürüst biri olmadığını elbet öğrenecekti ama o vakit gelene kadar, bu saf okçu uyanmışın böylesine saçma bir fikre inanması oldukça... faydalıydı.

Sunny hafif bir mahcubiyetle bakışlarını kaçırıp Caster’a döndü ve seslendi:

"Sıradaki!"

Gururlu mirasçı, Nightingale’e asık bir suratla bakıyordu. Sunny'nin sesini duyunca bir an duraksadı, sonra da başını iki yana salladı.

Görünen o ki Caster bu oyuna dahil olmak istemiyordu.

Sunny, o anda can sıkıcı bir gerçeğin farkına vardı: Altı kişi arasından dördü, gerek mecburiyetten gerekse güvenden dolayı kusurlarını diğerleriyle açıkça paylaşmıştı. Geriye sadece iki kişi kalmıştı.

Bu iki kişiden biri Sunny, diğeri ise Caster’dı.

Sunny kendi kusurunu neden herkesten sakladığını gayet iyi biliyordu ama bu mağrur evladın sebebi neydi? Bu durum, adamın o onurlu ve güvenilir imajıyla pek bağdaşmıyordu. Nephis’e ve gruba bu kadar sadık davranırken hala sırlar saklıyor olması tuhaftı.

Acaba onun sebebi de Sunny'ninkiyle aynı mıydı? Kusuru ortaya çıktığında onu savunmasız bırakacak korkunç bir zayıflık mı barındırıyordu? Yoksa başka bir mesele mi vardı? Belki de grup üyelerine, onlara inandırmaya çalıştığı kadar güvenmiyordu.

Eğer öyleyse... neden?

Sunny omuz silkerek Caster’ı kendi haline bıraktı. Şimdi bu düşüncelere takılıp kalmanın alemi yoktu. Elinde daha fazla veri olmadan varacağı her sonuç zaten havada kalacaktı.

Cassie’ye bakıp gülümsedi:

"Hey, Cas. Denemek ister misin?"

Kör kız bir an tereddüt etti, sonra yavaş adımlarla ona doğru yaklaştı.

O yürürken Sunny, kızla çok önceleri yaptığı bir konuşmayı hatırlamadan edemedi. O zamanlar Cassie ona bilginin dünyadaki en ağır yük olabileceğini söylemişti. Kızın kusurunun ağırlığı, Kai’ninkinden tamamen farklı olsa da aynı zamanda tekinsiz bir şekilde benzerdi.

Her ikisi de cehaletin o huzurlu kollarına hasret duyuyor, ancak istenmeyen bilginin ezici yükünü taşımaya mahkum ediliyorlardı.

Sunny şöyle bir düşününce, gruptaki tüm üyelerin birbirine görünmez iplerle bağlı olduğunu fark etti. Aralarındaki pek çok şey birer yansıma gibiydi; hem aynıydılar hem de taban tabana zıt.

Kendisi asla yalan söyleyemezken, Kai’ye asla yalan söylenemiyordu. Nephis güneş ışığı gibiyken, kendisi gölgelerden yaratılmıştı. Cassie göremiyorken, Sunny'nin aslında iki çift gözü vardı. Değişen Yıldız, Kabus Büyüsü’nü yok etmeyi düşlerken, Effie burayı kendi cennetine çevirmenin hayalini kuruyordu.

Ve daha nicesi.

Bunlar kader ipleri miydi? Yoksa Sunny, insanoğlunun yapmaya meyilli olduğu o şeyi yapıp boşlukları mı dolduruyordu?

Düşününce, sadece Caster’ın hiçbirine anlamlı bir bağla dokunmadığı görülüyordu. Bu neyin nesiydi böyle?

Cassie, Sunny’nin yanına oturarak onu düşüncelerinden kopardı.

Sunny kendini gülümsemeye zorladı.

"Ah, doğru ya. Dediğim gibi, roller değişmiş olabilir. Ee, sorun nedir?"

Cassie gülümseyerek gölgeyi işaret etti.

"Sorum şu: Eğer Sunny’ye hazinenin ikinizden hangisinde olduğunu sorsaydım, bana ne cevap verirdi?"

Sunny birkaç an duraksadı, sonra sıradan taşa zihinsel bir komut göndererek daha önceden fısıldadığı cevaplardan birini söyletti.

Gölge, o gülünç derecede pes sesiyle konuştu:

"...Hazine gölgede."

Cassie başını salladı ve o zarif, oyuncak bebeği andıran yüzündeki belli belirsiz bir keyifle Sunny'ye döndü.

"Sunny, hazine sende. Ver bakalım."

Bunu söylerken elini beklentiyle uzattı.

Sunny hayal kırıklığıyla iç çekerek yüce ruh parçasını kızın avucuna bıraktı ve ruhsuz bir sesle konuştu:

"Tebrikler. Kazandın. Harika iş, yaşasın."

Cassie parçayı kavrayıp kıkırdadı.

Bu sırada Effie şaşkın bir ifadeyle öne doğru eğildi:

"Ne?! Bu kadar mı?!"

Kör kıza hayretle bakakaldı ve sonra sordu:

"Nasıl yaptın lan bunu?"

Cassie gülümsedi ve elindeki parçayı küçük yumruğuyla ezip içindeki özü soğurdu. Sonra başını iki yana sallayarak şöyle dedi:

"Aslında çok basit. Kimin üzerinden diğerinin cevabını sorarsan sor, alacağın cevap her zaman doğrunun tam tersi olur. Çünkü uyanmış olan yalan hakkında doğruyu söylemek zorunda kalırken, iblis olan doğru hakkında yalan söylemek zorunda kalacaktır. Anladın mı?"

Effie bir an düşündü, sonra başını salladı.

"I-ıh. Söylediğin tüm kelimeler tanıdık geliyor ama bir halt anlamadım. Ne demek istiyorsun sen?"

Cassie güldü.

"Boş zamanlarında üzerinde biraz kafa yor bence. Ya da ne bileyim... Sunny bir dahaki sefere seni böyle bilmecelerle kışkırtmaya kalktığında onu bir güzel patakla."

Bunu söyledikten sonra, halinden gayet memnun bir şekilde oradan uzaklaştı.

Sunny, kızın gidişini ağzı açık bir şekilde izledi.

Sahiden az önce öyle mi demişti o?!

Bu sırada kafası karışmış avcı kadın, kaşlarını çatarak Sunny'ye dik dik bakıyordu.

"Evet... Bir dahaki sefere tam olarak bunu yapabilirim..."

Sunny'nin beti benzi attı.

"Ne alakası var şimdi? Bu dürüst bir rekabetti! Yenilgiyi hazmedemeyen biri gibi davranma!"

Effie tehditkar bir şekilde sırıttı.

"Hazmedememek mi? Seninle işim bittiğinde hangimizin neyi hazmedemeyeceğini göreceğiz."

Acaba ne tür bir hazımsızlıktan bahsediyordu bu kadın? Dur bir dakika, hayır! Bunu neden merak ediyordum ki zaten?!

Sunny ayağa kalkıp Effie’ye bir bakış fırlattı ve burnundan güldü.

"Kimin kiminle işi bitecekmiş? Kendi kendini dev aynasında görme, sırık."

Ardından, yüzünde açık bir aşağılamayla oradan uzaklaştı.

Ancak adımları şüphe uyandıracak kadar aceleciydi.

Bir süre sonra gün sona ermek üzereydi. Bazı hatıralar çoktan kendini onarmıştı, bu yüzden neredeyse herkes kıyafetlerini ve zırhlarını giymişti.

Sunny’ye göre bu gerçekten de büyük bir kayıptı.

...Tabii ki tamamen estetik bir açıdan bahsediyordu!

Ancak başka bir şey tüm dikkatini üzerine çekti.

Mermer kemerin uzak ucunda, ellerinde keskin kılıçlarla Nephis ve Caster karşı karşıya duruyordu.

Çarpışmak üzereydiler...

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.