Rüya Görenlerin Ruh Çekirdeklerini algılama ve onlarla etkileşime girme yeteneği kazanması gibi, Uyanmış olanlar da Ruh Özü ile etkileşim kurabiliyordu. Bu özü vücutlarının içinde kanalize ederek onu çok daha verimli kullanabiliyor ve çok daha büyük sonuçlar elde edebiliyorlardı.
Ruh özünü kanalize etme yeteneği, yüksek rütbeli Hatıraların tam potansiyelini açığa çıkarmak için de hayati önem taşıyordu. Miras klanlarının, evlatlarını muazzam güçteki silahlarla donatıp hiçbir dirençle karşılaşmadan Geçit’e yelken açmalarına izin vermemelerinin, bu Hatıraların genel nadirliği dışında başka bir sebebi daha vardı.
Sebep basitti: Uykucuların güçlü efsunları aktif hale getirmesinin hiçbir yolu yoktu. Gunlaug bile o Üstün zırhını çoğunlukla sadece dayanıklılığı için kullanıyordu; üzerindeki tek pasif efsun ise hoş ama önemsiz bir bonustan ibaretti. Ruh özünü içine kanalize etme yeteneğine sahip bir Uyanmışın elinde, o altın zırh çok daha heybetli bir şeye dönüşürdü.
İşte oniks zırhı kullanılamaz kılan paradoks da tam burada devreye giriyordu.
Sunny, Taş Aziz ile olan deneyimlerinden biliyordu ki bu zırh da tıpkı o tuhaf yaratığın kendisi gibi çok özel bir büyü örgüsüne sahipti. Özünde, yaşayan bir mühimmattı. Kendi başına işlev görebilen çoğu Hatıranın aksine, ana efsunu aktif olmadığında bu zırh sadece ölü bir taş parçasından ibaretti.
Bu yüzden oniks zırh hasar gördükten sonra gerçek formuna bürünmesi ve kendini onarması için ruh özüyle uyandırılması gerekiyordu. Ancak Unutulmuş Sahil’de ruh özünü kanalize edebilecek tek bir insan bile yoktu; bu yüzden zırh kırık kalmıştı, bu da buradaki tüm insanlar için onu işe yaramaz kılıyordu.
"Ne yazık... Tabii bu aptallardan komik bir ruh parçası karşılığında zırhı satın alıp Gölge'me yedirebileceğim gerçeğini saymazsak, ha!"
Sunny zırhın sağlam olup olmadığını pek umursamıyordu. Tek önemsediği, Taş Aziz'in yiyip bitirebileceği altı adet Yükselmiş közüne sahip olmasıydı. Belki zırhla olan yakın benzerliği sayesinde fazladan bir şeyler bile kazanırdı... Ne de olsa ikisi de aynı kaynaktan geliyordu!
Sunny bir an için Gölge’sinin aynı sebepten dolayı Hatıra’yı yok etmeyi reddedebileceğini düşündü ama sonra bu fikri kafasından attı. Alt tarafı bir Gölge’ydi sonuçta. Sunny’nin iradesi onun iradesiydi, değil mi?
Şimdi geriye sadece satın alma işlemini gerçekleştirmek kalmıştı.
Sunny alaycı bir tavırla burnundan güldü.
"Yani bu şey... Sadece bir süs mü? Ne kadar rüküş."
Başını sallayarak oniks zırha son bir bakış attı, kendini uzaklaşmaya zorladı ve Hatıra Pazarı’nda dolaşmaya devam etti.
On dakika sonra Kai’nin yanına gidip sırt çantasını sessizce ona uzattı. Ardından, almasını istediği Hatıraların isimlerini sıraladı.
Cazibeli genç adam birkaç kez gözlerini kırpıştırdı ve sordu:
"Bekle... Şaka yapmıyordun yani? Gerçekten o on Hatırayı da satın almak mı istiyorsun?"
Sunny kaşlarını çatıp ona tısladı:
"Sesini alçalt! Bunları senin aldığını düşünmelerine ihtiyacımız var, unuttun mu?"
Kai tereddüt etti, sonra şakaklarını ovdu.
"Sunny, dostum... Sakın beni yanlış anlama ama Hatıraların ne kadar pahalı olduğunu biliyorsun, değil mi?"
Sunny cevap vermek yerine sırt çantasını işaret etti.
"Aç şunu, aptal."
Okçu içini çekerek sırt çantasının tokasını açtı.
O anda çantayı neredeyse elinden düşürüyordu.
Kaba saba sırt çantasının içinde düzinelerce ruh parçası karanlıkta hafifçe parlıyordu. Orada en az yetmiş kadar parça vardı.
Kai'nin elleri titredi. Başını kaldırıp koca gözlerle Sunny'ye baktı ve dehşet içinde fısıldadı:
"S-Sunny! Bunca parçayı nereden buldun?!"
Yetmiş parça, Karanlık Şehir'deki çoğu insanın hayatı boyunca görebileceği toplam miktardan daha fazlaydı. Bu gösterişsiz çantanon içeriği, küçük bir savaşla sonuçlanabilecek bir dizi kanlı çatışmayı başlatmaya yetecek bir servetti.
Sunny ona bakıp omuz silkti.
"Ne demek nereden buldun? Yatak odamda tozlanıyorlardı işte. Daha fazlasını getirirdim ama gerisi çantaya sığmadı."
Kai bayılacakmış gibi görünüyordu. Sonra utançtan yüzü kızardı.
"Ah, kesin zengin olduğuyla övündüğü ve bana on koca parça vaat ederek rüşvet vermeye çalıştığı anı hatırlıyor. Kendi deyimiyle küçük bir servetti o, ha!"
Sunny içten içe zevkten dört köşe olurken, güzel okçunun yüzünden ani bir gölge geçti. Alçak bir sesle sordu:
"Bekle Sunny. Sen az önce 'yatak odası' mı dedin?"
Sunny tek kaşını kaldırdı.
"Evet. Neden?"
Kai gözlerini yumdu.
"Yani sen gerçekten o katedralde mi yaşıyorsun?"
Artık inkar etmenin bir anlamı kalmamıştı.
"Doğru."
Cazibeli genç adam, yalvaran bir ifadeyle Sunny’ye bakarak sordu:
"Peki ya Düşmüş İblis? O katedralde gerçekten bir Düşmüş İblis var mı?"
Sunny kafa karışıklığıyla ona baktı.
"O piç mi? Evet, orada. Ne olmuş ona?"
Kai’nin ağzından sarsıntılı bir nefes döküldü. Bitkin ve yenik bir halde başını salladı, ağzını açtı, sonra tekrar kapattı ve bir süre sadece duvara bakakaldı.
Dünyadaki hiçbir şeyin artık mantıklı gelmediğini aniden fark eden bir adamın ifadesi vardı yüzünde.
Kai sonunda konuşma yetisini tekrar kazandığında, büyüleyici sesi garip bir şekilde cansız geliyordu.
"Gidip... Gidip Hatıraları alayım bari."
Sunny ona genişçe sırıttı.
"Harika olur! Teşekkürler!"
Okçu başını iki yana sallayarak Stev’i yanına çağırdı ve Sunny’nin kendisine almasını söylediği Hatıraları tek tek saydı; hasarlı oniks zırh da buna dahildi.
Saydığı her yeni isimle birlikte Stev’in yüz ifadesi daha da tuhaflaşıyordu. Liste bittiğinde adamın yüzü neredeyse yeşile dönmüştü.
"Şey... Night, kardeşim. Sunny dostumuzu ve senin danışman seçimini kırmak istemem ama resmen envanterdeki en kötü on Hatırayı seçtin! Başka biri olsa onlardan kurtulduğum için havalara uçardım. Ama... Ama bunu sana yapamam! Lütfen bir daha düşün!"
Kai, ne yapması gerektiğini sormak için Sunny’ye bir bakış attı. Görünüşe göre yeni arkadaşının korkunç bir hata yapmasını istemiyordu.
Sunny gülümsedi.
"En kötüsü mü dedin? Kendin söyledin, değil mi? Bunu herkes duydu mu? O zaman bize sağlam bir indirim yaparsın herhalde!"
Stev, suratında tuhaf bir ifadeyle ona bakakaldı. Sonra konuştu:
"Anladığını sanmıyorum. En kötüsü derken kastettiğim, bunların... Çöp olduğu! Tamamen çöp! Çöp ne demek biliyorsun, değil mi?"
Sunny omuz silkti.
"Ee, ne demişler bilirsin. Bir adamın çöpü... Diğerinin kahvaltısıdır. Dur, hayır. Bir adamın çöpü... Şey... Hazinesidir? Evet, hazinesi. Aynen öyle..."
Bir süre sonra, Parlak Kale’nin boş bir koridorunda Kai, Sunny’nin elini tuttu. Bir an sonra, aralarında birkaç enerji kıvılcımı gidip geldi.
Sunny başını yana eğip sessizliği dinledi. Çok geçmeden, Büyü’nün o belli belirsiz aşina olduğu sesinin fısıldadığını duydu:
[Bir Hatıra aldın...]
[Bir Hatıra aldın...]
[Bir Hatıra aldın...]
Onuncu duyurudan sonra her şey yeniden sessizliğe gömüldü.
Sunny dişlerini göstererek gülümsedi. İşte böyle, Gölge’sine yedirmek için on adet Hatıra kazanmıştı. Hatta altıncı seviye Yükselmiş bir zırhı yedi ruh parçası gibi gülünç bir fiyata kapatmayı başarmıştı.
Tam bir kelepir.
"Ah, zengin olmak ne güzel!"
Ancak kısa süre sonra yüzündeki gülümseme kayboldu. Bunun yerine gözlerinde karanlık bir şeyler parladı.
Artık Nephis ile konuşma vakti gelmişti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.