Gunlaug’un emri altında iki grup daha vardı.
Bunlardan ilki, faydalı yardımcı yeteneklere sahip uyanmışlar ve onların yardımcılarından oluşuyordu. Zanaatkârlar olarak bilinen bu kişiler, kalenin işleyişinde hayati bir rol oynuyordu. Kıyafetler, aletler, ekipman, mutfak eşyaları ve çeşitli teçhizatlar gibi hayatta kalmak için elzem olan ya da Unutulmuş Kıyı’daki yaşamı bir nebze daha katlanılır kılan her türlü eşyanın üretiminden ve bakımından onlar sorumluydu.
Her zanaatkârın yanında, gerekli eşyaları üretmelerine yardım eden ve yetenekleri daha az gelişmiş olan uyanmışlardan oluşan küçük bir ekip bulunurdu. Çoğunluğu asistanlardan oluşmak üzere toplamda yüz kişi kadarlardı. Başlarında ise yetenekli bir yönetici olan ve belirli bitkilerin niteliklerini değiştirme yeteneğine sahip Kido adında genç bir kadın vardı.
Sunny’nin yediği yahni deki sebzeler onun bahçesinden geliyordu. Yiyeceğin kıt ve tekdüze olduğu Unutulmuş Kıyı gibi bir yerde böyle bir yetenek paha biçilemezdi; bu yüzden Kido’nun, diğerlerinden çok daha genç olmasına rağmen komutanlardan biri haline gelmesi şaşırtıcı değildi.
Zanaatkârların statüsü Aydınlık Kale’de epey gergin bir mevzuydu. Çoğunlukla savaşçı olmadıkları için muhafızlar, canlarını dişine takıp Kabus Yaratıkları ile boğuşanların yanında bu kişilerin daha alt bir konumda olması gerektiğini düşünüyordu.
Zanaatkârlar ise tam tersine, yardımcı sınıfların nadirliği ve kalenin yaşam standartlarını korumaktaki kritik rolleri nedeniyle, önüne gelenin alındığı kale muhafızlarından çok daha fazla saygı görmeleri gerektiğine inanıyordu. Bu sürtüşme uzun zamandır için için yanıyordu ve yakında çözülecek gibi de görünmüyordu.
İşin komik yanı, canını en çok tehlikeye atan avcılar bu meseleyi zerre umursamıyordu. Ancak liderleri Gemma, sessizce zanaatkârları ve şefleri Kido’yu destekliyordu; bu da muhafızların tartışmalarda aşırıya kaçmasını engelliyordu.
Gunlaug’un hükmü altındaki son grup ise hizmetçilerdi. Bunlar, Sunny’nin kale içinde sessizce ayak işlerini yaparken gördüğü genç kadınlardı; gece çökmeden önce pencerelerin sıkıca kapatıldığından emin oluyor ya da yemek saatlerinde yiyecekleri hazırlayıp dağıtıyorlardı.
Hem kalenin genel bakımından hem de ordunun üst düzey üyelerine hizmet etmekten sorumluydular. Onların sayısı da yüz civarındaydı.
Sunny’nin dünya hakkındaki tecrübelerine dayanarak, bu zavallı kızların antik kalenin duvarları arasında her türlü istismarın bir numaralı kurbanı olması gerekirdi. Fakat şaşırtıcı bir şekilde, onlara garip bir hürmetle yaklaşılıyor, hatta onlardan biraz da korkuluyordu. Bunun temel sebebi, liderleri olan Seishan adındaki gizemli ve çarpıcı güzellikteki kadındı.
Seishan sadece hizmetçileriyle ilgilenmekle kalmıyor, aynı zamanda onlara kendilerini nasıl savunacaklarını da gizlice öğretiyordu. Eğitimlerinin tam kapsamı bilinmese de Sunny, kale muhafızlarının hizmetçilerin yanındayken en azından çoğu zaman davranışlarına çok dikkat ettiklerini açıkça görebiliyordu.
Bir diğer sebep ise kaledeki her şey gibi bu genç kadınların da teknik olarak Gunlaug’a ait olmasıydı ve Gunlaug, eşyalarına izinsiz el sürülmesinden hiç hoşlanmazdı. Aptal bir muhafız Seishan’ı öfkelendirecek kadar cesur olsa bile, yaşama isteği olan hiç kimse Aydınlık Lord’un şimşeklerini üzerine çekmek istemezdi.
Ancak Sunny, bizzat Seishan’ın kendisinden zaten yeterince korkuyordu. Kimsenin izlemediği bir anda hizmetçilerin ne halt karıştırdığına bakması için gölgesini ilk gönderdiğinde neredeyse yakalanıyordu.
Bu, birinin gölgesini hissetmeyi başardığı ilk andı. Bir an, güzeller güzeli Seishan gölgenin saklandığı karanlık köşeye sırtı dönük halde durmuş, astlarından birine talimat veriyordu; bir sonraki an ise aniden arkasını dönüp doğrudan gizlenen gölgenin olduğu yere bakmıştı.
Başka ne yapacağını bilemeyen Sunny, gözlerini sıkıca yumup tüm algısını kendi bedenine geri çekti. Kimsenin gölgeyi doğrudan göremeyeceğinden emindi; sonuçta doğuştan gelen gizlilik takviyesi, sessiz yoldaşı söz konusu olduğunda çok daha etkiliydi.
Yine de pek çok farklı türde yetenek vardı. Örneğin çoğu uyanmış, birinin kendilerine baktığını hissedebiliyordu. Durumun böyle olması için dua eden Sunny, bir süre bekledikten sonra temkinli bir şekilde tek gözünü açtı.
Şansına bu sefer büyük bir hengameye sebep olmamıştı. Seishan’ın sohbetine geri döndüğünü teyit edince gölgesini aceleyle oradan uzaklaştırdı ve o günden beri hem o gizemli güzelden hem de genel olarak hizmetçilerinden uzak durmaya özen gösterdi.
Kaledeki son yüz kişi ise haraç ödeyen ancak doğrudan Gunlaug’a hizmet etmeyenlerden oluşuyordu. Bu grubun gerçek bir adı yoktu, bu yüzden Sunny zihninde onlara sadece kiracılar diyordu.
İki tip kiracı vardı: Sayıları az olan ilk grup, Gunlaug’un adamlarına zanaat veya eğlence gibi çeşitli hizmetler sunarak düzgün bir hayat sürenlerdi. Mesela müzik salonu gibi bir yer işleten bir adam, küçük bir tiyatro topluluğunu yöneten bir diğeri ve hatta bir kumarhanesi olan girişimci bir kız vardı.
Kiracıların büyük çoğunluğu ise Harper gibi insanlardı; şans eseri kaleye girmeyi başarmış ve uşaklık yapıp ayak işlerini koşturarak haraç için gereken ruh parçalarını ucu ucuna biriktirmeye çalışan, hayata tırnaklarıyla tutunan kişilerdi.
Bu zavallılar, kalenin sosyal hiyerarşisinin en dibindeydi.
Ve bu hiyerarşinin tam zıttında ise altın yılan, kalenin usta efendisi, Aydınlık Lord Gunlaug’un bizzat kendisi oturuyordu.
Effie’nin tarifine göre neredeyse ölümsüz olan o adam.
Antik kaledeki beşinci gününde Sunny, nihayet bu iğrenç tiranı kendi gözleriyle gördü.
Ve gördüklerinden hiç mi hiç hoşlanmadı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.