"Canım yanıyor..."
Sunny'nin hissettiği ilk şey acı oldu. Kurt hem bedenini hem de ruhunu tarumar ettiği için zaten canının yanması gerekiyordu. Fakat daha önce fark etmeden katlandığı o hafif sızı gitmiş, yerini bambaşka, yabancı bir azaba bırakmıştı.
Bütün vücudu sızlıyordu.
Bu acı tek bir noktada toplanmamıştı; aksine düzine kadar farklı kaynaktan yayılıyor, birleşerek iğrenç bir hisse dönüşüyordu. Sunny bu yüzden ağır şekilde yaralandığını anlamakta gecikmedi.
"Canım yandığına göre hâlâ hayattayım."
En azından bu iyi haberdi. Gözlerini yavaşça açtı.
Açılı duran kapkara gökyüzü tepesinde, korkunç derecede yakında duruyordu. Yanmış taştan yapılmış gibiydi, kırık yüzeyinde derin çatlaklar uzanıyordu. Üstelik hareket ediyordu.
Hayır... gökyüzü değildi o. Hakikat Tapınağı'nın tavanına bakıyordu. Yoksa duvarına mı? Her halükarda, Tapınak'ın ne tavanı ne de duvarı hareket ediyordu. Hareket eden Sunny'nin kendisiydi. Engebeli taş yüzeyde sürükleniyordu; kayanın çıkıntıları sırtına batıyordu.
"Ne oluyor lan?"
Hatırladığı son şey, Kai'den Kar İblisi'ni tarif etmesini istediğiydi. Tapınak'a nasıl geri dönmüştü?
Daha da önemlisi, neden sürükleniyordu ve onu sürükleyen kimdi? Boynunu büküp yukarı baktı.
Biri bileğini cendereden farksız bir kavrayışla tutmuş, bedenini sentetik hamur çuvalı gibi taşların üzerinde sürüklüyordu. O her kimse etrafı hayaletimsi bir duman perdesiyle sarılıydı, bu yüzden suretini seçmek zordu. Doğal olarak Sunny onu anında tanıdı. Slayer'dı bu... Ama Slayer eskisine göre çok daha kötü durumdaydı. Hafif zırhı yırtılmış ve yanmıştı; abanoz bedenindeki sayısız korkunç yaradan koyu bir duman sızıyordu. Kollardan biri sarkaç gibi boşta sallanıyordu, kırılmış gibiydi.
"Slayer'a ne oldu böyle?"
Hayır, daha da önemlisi... Kendisine ne olmuştu?
Sunny nihayet duyu algılarını toparlayıp durumu değerlendirdi. Hissettiği şeyler onu tam bir şoka soktu.
Birincisi... Tepesindeki tavan gerçekten de Hakikat Tapınağı'nın duvarıydı. Ve gerçekten de açılı duruyordu, çünkü Tapınak'ın tamamı yana yatmış, geniş iç mekânın yarısı lavlara gömülmüştü. Slayer şu anda Sunny'yi sütunlardan birinin eğimli yüzeyinden yukarıya, akkor lavlardan uzak bir yere doğru sürüklüyordu.
İkincisi, bedenine saplanmış birkaç ok vardı. Bedeninin kendisi Slayer'ınkinden de berbat haldeydi; eski yaraların üzerine yenileri eklenmiş, yırtıklar ve derin kesiklerle dolmuştu. Ve en şok edicisi, sağ kolunun tamamı yoktu.
"Kolum nerede benim?"
Koluna ne olmuştu? Sunny öyle bir şoka girmişti ki hareketsiz kaldı, Slayer'ın kendisini sütunla tavanın kesiştiği yere kadar sürüklemesine izin verdi. Slayer bileğini bıraktı, doğrulup Tapınak'ın içini kasvetli gözlerle süzdü.
Her şey çok tuhaftı. Sunny ne olduğunu, durumun nereden nereye geldiğini bir türlü kavrayamıyordu.
Acı dolu bir inilti çıkarıp oturdu, ardından durumunu kasvetle değerlendirdi.
Yaraları oldukça ağırdı ve kolu gerçekten de yerinde yoktu. Neyse ki Kan Örgüsü kan kaybından ölmesini engellemişti, yani hayati tehlikesi yoktu. Ancak özü neredeyse tükenmişti ve ruhu da ağır bir darbe almış gibi görünüyordu.
Kafası zonkluyordu. Sunny hissettiklerini tarif edecek kelime bulamıyordu.
"Gerçekten çok garip bir şeyler yaşanmış olmalı."
Eksik kolunun ve elinin yerine gölgelerden bir protez oluşturdu. Yüzünü buruşturarak kaburgalarının arasına saplanmış oklardan birini çekip çıkardı. Ele geçirdiği oka dik dik baktı, sonra başını kaldırıp Slayer'a süzdü.
"Oklarından birinin neden bana saplanmış olduğunu anlatmak ister misin?"
Kendi ellerinden çıkma bu zarif oku tanımamak gibi bir ihtimali yoktu tabii ki. Slayer bir süre ona sessizce baktı, ardından elini kaldırıp dört parmağını uzattı.
Sunny kaşlarını çattı.
"Dört mü? Bu ne demek şimdi?"
Sonra aşağıya bakıp içini çekti.
"Ha. Saplanan bir tane değil, dört taneydi demek istedin... Notumu aldım."
Acıyla yüzünü buruşturarak geri kalan okları da çıkardı, biraz duraksadıktan sonra onları Slayer'a geri uzattı. Bedeninin bir anda yüz kat hafiflediğini hissetti.
"Hain karı! Benim büyülerimi bana karşı kullandı!"
Gerçekten de söz konusu dört ok düşmanı hareketsiz kılmak ya da en azından yavaşlatmak için tasarlanmıştı. Dolayısıyla Sunny en azından Gölge'sinin kendisini öldürmeye çalışmadığını çıkarabildi. Sadece onu etkisiz hale getirmeye çalışmıştı.
Kopuk koluna baktı. Güdük kısım kanamıyordu ve yara yeri darmadağındı. Hiç de düzgün bir kesik değildi... Yani uzvunu başka bir şey koparmış olmalıydı.
İçine bir rahatlama çöktü.
"Bunun nesi rahatlatıcı be? Kolumun biri yok!"
Sunny inledi. Yine de kolunu Slayer'ın kestiği ortaya çıksaydı bayağı sinirlenirdi. Başka bir şeyin koparıp aldığını düşünmek daha iyiydi.
Tapınak'ın duvarında daha önce olmayan bir delik açılmıştı ve oradan bakıldığında karanlık gökyüzü görünüyordu.
Geceydi.
"Daha az önce sabahtı oysa..."
Sunny gölge duyusuna odaklandı, ardından başını çevirip yakındaki sütuna baktı. Kai iki siyah okla sütuna saplanmış halde süzülüyordu; ağzı derme çatma bir bezle kapatılmıştı. Hayattaydı ama baygındı. Sunny arkadaşını bir süre inceleyip iyi olduğundan emin olduktan sonra tekrar Slayer'a döndü.
Nihayet konuştuğunda sesi biraz gergindi:
"Şimdi... Hafızamdan silinen o bir günde neler olduğunu anlatmak ister misin?"
Slayer ona bir süre soğuk soğuk baktı, ardından elini kaldırıp iki parmağını uzattı.
Sunny içini çekti.
"Ne demek... dur bir dakika. Hafızamdan silinen iki gün mü?"
Slayer sessizce başını salladı ve yorgunca duvara dayanarak oturdu.
Sunny'nin yüzü sarardı.
"İki gün..."
Eğer iki gün geçtiyse Kar İblisi ve iki Kar Canavarı çoktan saldırıya geçmiş demekti.
Savaş bitti mi yani?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.