Kar Diyarı’nın dehşet verici yaratıkları, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Hakikat Tapınağı’nın etrafını sardı. Bu kez karşılarında bir Lanetli İblis ve iki Lanetli Canavar vardı. Oyunun başında Korku Tapınağı’nı savunan güçler tam olarak bunlardı.
O anlarda lav gölü artık soğumaya başlamıştı. O parlak ışıltısını yavaşça kaybetti, karardı ve kül grisi kayalardan oluşan devasa bir düzlüğe dönüştü. Yine de Sunny, bu sert kabuğun yalnızca bir illüzyon olduğunu biliyordu. Magma uçurumunun üzerinde duran incecik bir katmandan ibaretti. Tanrısal varlıklar arasında patlak verecek bir savaşın salıverdiği güçler, bu kabuğu tereyağından kıl çeker gibi kırıp geçerdi. Hatta Sunny, bu hain katmanın dayanıksızlığını bir strateji olarak kullanmayı düşünüyordu. Lanetli Gece Yarısı Yaratıkları, lav havuzuna dalmak gibi basit bir şeyden ağır zarar görmezlerdi, orada boğulacak da değillerdi. Yine de onları volkanın derinliklerine çekmek ona azımsanmayacak bir avantaj sağlardı…
Yalnızca fazla derine inmemesi gerekiyordu, çünkü bulut denizinin altına düşme düşüncesi bile onu tedirgin etmeye yetiyordu.
Lanetli Gece Yarısı Yaratıkları sıradan mahluklar gibi sıradan mantık kurallarına bağlı değildi elbette, ancak yine de bazı şeyler doğaları gereği belirlenmişti. Örneğin, karada yürümek için yaratılmış mahluklar suda savaşmaya zorlandıklarında zayıflarlardı. Oysa Sunny’nin böyle bir derdi yoktu. Formunu dilediği gibi değiştirebildiği için her muharebe alanı onun evi sayılırdı.
Oniks Yılanı da en uyumlu olduğu formlardan biriydi. Ya da artık buna Yeşim Yılanı mı demek gerekiyordu? Her neyse, bu Kabuk’tayken Yılan Kral Daeron’a karşı savaşmış, o günden bu yana da sayısız dehşet verici mahluku katletmişti. Dolayısıyla, yeni Kar İblisi’ni lavların içine çekmeyi başarabilirse…
Orada, o zifiri derinliklerde onu gerçekten mağlup edebilirdi.
Yine de içini bir türlü güven kaplamıyordu.
Hatta tam aksine, amansız bir huzursuzluk dalgası benliğini sarmıştı. Kendini köşeye sıkıştırılmış bir sıçan gibi hissediyordu.
Kurt’a karşı verilen mücadele zaten ölüme kıl payı yaklaşacak kadar tehlikeli geçmişti. Şimdi ise…
Sunny’nin hem bedenindeki hem de gözle görülmeyen ruhundaki yaralar son derece ağırdı. Bir nebze iyileşmişlerdi belki ama yarın savaşa girdiğinde tam gücünü sergilemesine imkan yoktu. Bu yüzden, volkanın derinliklerinde bile olsa bir Lanetli İblis’in karşısına çıkmak kazandıracak bir kumar gibi görünmüyordu.
Hem de hiç.
Sunny kendine dürüst davranacak olursa, yaklaşan bu muharebede bir savaşçı olarak pek bir işe yaramayacağını kabul etmek zorundaydı.
Şansına, başvurabileceği farklı bir strateji vardı… Zaten daha iyi bir seçeneği olmadığı düşünülürse, buna mecburdu.
Savaşa bizzat katılmak yerine bir gölgeye dönüşebilir ve bir başkasına güç verebilirdi.
Kai ve Katil, külden doğan ikişer lütuf almışlardı. Üstün Varlıklar’ın sahip olması gerekenden katbekat daha güçlüydüler artık. Sunny, arkadaşı Kai’ye güç veremezdi çünkü o ne kendisinin bir parçasıydı ne de Hüküm Alanı’na tabimdi. Fakat Katil’i pekiştirebilirdi.
Yine de bu, gücünün en verimli kullanımı sayılmazdı.
En ideal hamle, en kudretli gölgelerinden birini pekiştirmek olurdu. Örneğin Kurt’un gölgesini.
Ruhunda barınan gölgeler canlı değildi, bir benlik duygusuna da sahip değillerdi. Sonuç olarak, tanrısal varlıklar arasındaki bir savaşta hayati önem taşıyan İrade’yi tam anlamıyla kullanamıyorlardı. Bu yüzden Kutsal gölgeler bile nihayetinde son derece güçlü fakat sıradan canavarlardan pek farklı sayılmazdı.
Tabii Sunny kendisini onların etrafına sarmadığı sürece.
Eğer bunu yaparsa, sadece güçleri katlanmakla kalmaz, onların eksik İrade’sinin yerine kendi İrade’sini de koyabilirdi. Böylece Kutsal bir gölge, geçmişteki şanlı haline çok daha yakın bir kuvvete erişirdi.
Sunny, Kurt’un gölgesine güç verecek olursa, ikisi güçlerini birleştirip o Lanetli İblis’i katletmek için makul bir şansa sahip olurlardı.
En azından üzerinde düşünülmeye değer bir plandı. Kutsal ruh kırıntılarından yoksun olduğu, güçlü bir büyü yapamadığı ya da cesur bir hileye başvuracak başka bir malzemeye sahip olmadığı bu çaresizlikte üretebildiği en iyi strateji buydu.
'Bu… yeterli olur, değil mi?'
Sunny ve Kurt o Lanetli İblis’le yüzleşirse… Katil, Kai, Bolluk gölgesi, Gölge Kurt sürüsü ve geriye kalan Obsidiyen Eşek Arıları diğer iki Lanetli Canavar’la halleşmek zorunda kalacaktı.
Bunu başarabilirler miydi?
Alternatif olarak bir risk alıp önce tüm güçlerini düşmanlardan birine odaklayabilir, onu hızla katletme şansı üzerine kumar oynayabilirdi.
Düşünecek çok şey vardı.
Fakat tüm bunları ancak düşmanları hakkında daha fazla şey öğrendikten sonra tartabilirdi.
O an Sunny ve yoldaşları Hakikat Tapınağı’nın çatısında dikilmiş, etraflarındaki karlı tepeleri gergince izliyorlardı. Güneş, Ariel’in Oyunu’nun bu minyatür diyarının üzerinde yükseliyor, cam köprüler kar bulutlarına dönüşerek çökmeye devam ediyordu.
Sunny derin bir iç çekip Kai’ye baktı.
"Emin misin?"
Kai başını salladı.
"Gayet eminim, evet. Bir İblis olmalı."
Kai, Sunny’den çok daha uzağı ve neti görebiliyordu fakat canlıların ruhlarını onun gibi süzemiyordu. Yine de Uyanmış olanlar, sıradan insanların ötesinde duyulara sahipti. Bu duyular tecrübe kazandıkça ve Rütbe yükseldikçe daha da gelişirdi. Azizler, bir düşmanın ruhuna doğrudan bakmasalar bile onun Sınıfı ve Rütbesi konusunda neredeyse hiç yanılmazlardı.
Sunny birkaç saniye sessiz kaldı, ardından kasvetli bir sesle sordu:
"Peki nasıl bir iğrenç dehşetle karşı karşıyayız?"
Kai yükselen güneşin ışıklarından gözlerini korumak için elini siper etti ve doğuya, karlar altındaki uzak tepeye doğru baktı.
Yüzündeki ifade hafifçe değişti.
"Görüyorum onu. O…"
Sesi de farklı çıkmaya başlamıştı.
"…o da bana bakıyor."
Ardından Kai sustu, bedeni hafifçe titremeye başladı.
Sunny kaşlarını çattı.
"Neye benziyor peki?"
Kai’nin dudakları bir şey söyleyecekmiş gibi kıpırdadı… Ancak o daha konuşamadan Sunny ani bir hareketle irkildi.
Kafası karışarak yan tarafa baktı. Katil kılıçlarını kınından çekiyor gibiydi.
'Garip.'
Kai nihayet konuştu fakat ağzından dökülen kelimeler tuhaf, ürkütücü ve bu dünyaya ait olmayan lanetlerin birbirine girdiği anlaşılmaz bir uğultudan ibaretti.
Sunny bu sözleri dinlemenin korkunç bir hata olduğunu çok geç fark etti… Ama iş işten geçmişti. O sesler kulaklarından içeri sızmış, zihnine bir yılan gibi çöreklenmişti bile.
'Hiç iyi değil.'
Ve sonra, her şey karanlığa gömüldü.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.