Ulu bir Titan karşısında tedbiri elden bırakmak budalık olurdu. Hele ki bu varlık Kanakht’ın Eti gibi meşum bir heybet taşıyorsa.
Evet, daha önce Lanetli bir Zorba’yı devirmişti. Teorik olarak bakıldığında o yaratık çok daha kudretliydi. Fakat o dövüş Ariel’in Oyunu’nda gerçekleşmiş, Kuklacı o minyatür diyarın kurallarıyla fena halde sınırlandırılmıştı. En büyük gücü hükmettiği varlıklardan geliyordu; ne var ki o meşum güve günün sonunda Sunny ile teke tek yakın dövüşe girmek zorunda kalmıştı.
Şimdi ise o mahlukun gölgesi, Sunny’nin kendi lejyonunu dizginlemesine yardım ediyordu.
Kanakht’ın Eti içinse hiçbir kısıtlama yoktu. Gücünü tüm dehşetiyle üzerlerine salabilirdi.
Yine de Sunny endişeli olsa da paniğe kapılmamıştı. Ulu bir Titan’la tek başına yüzleşmek elbette yıpratıcı olurdu fakat şu an karşısında iki Yüce Titan duruyordu: Gölgelerin Efendisi ve Yıkım Yıldızı. Yıkım demişken... Nephis, Ezici’nin de yardımıyla Ebedi Şehir’in kökünü kazımıştı. Sunny şehri ayakta tutan büyüleri birer birer çözerken, Nephis kentten geriye kalan ne varsa yerle bir etmişti. Şimdi ise sayıları giderek artan altıgen su sütunları şehri yavaş yavaş toza dönüştürüyordu. Geriye sadece Saray Adası’nın etrafındaki alan kalmıştı.
Yani... görece kalmıştı demek daha doğru olurdu. Saray’ın kendisi yok olmuş, adanın tamamı yarılarak çatlamıştı. Gölge Lejyonu kalan hayaletleri temizlemeye devam ediyor, adadaki yıkımı daha da derinleştiriyordu.
Görkemli bir yıkımdı bu.
Ebedi Şehir binlerce yıldır ayakta duruyordu fakat Sunny ile Nephis onu tek bir günde haritadan silmişti.
Şimdi yapmaları gereken tek şey Kanakht’ın Eti’ni de yok etmekti. Ya da en azından Gecegezen’i yeniden ölümlü kılacak kadar zaman kazanmak.
Sunny, suretleri adanın kuzey kıyısına doğru ilerlerken seçeneklerini enine boyuna tarttı. Kuklacı’yı da serbest bıraktı. Gölge Lejyonu’nun onun doğrudan müdahalesi olmadan da işi bitirebileceğine kanaat getirmişti. Böylece suretlerinden dördü Jet’in yanındaki gölgelerden sıyrılarak dışarı çıktı.
Jet hâlâ hayalet formundaydı, gözlerini üzerlerine doğru heybetle yükselen Titan’a dikmişti.
Suretlerinin yeniden tek bir vücutta birleşmesine izin veren Sunny, zihnine akın eden güç dalgasının tadını çıkardı, ardından tek kaşını kaldırdı.
“Neden hâlâ insan formuna dönmedin?”
Jet’in ruhani gözleri, mesafeli bir bakışla onun gözlerine dikildi. Bir an sessiz kaldı, sonra omuz silkti.
“Bilmem... Bir an için böyle kalmak daha doğal geldi.”
Etraflarındaki sis dalgalanarak onun saydam bedenine ve tırpanına çekildi. Ardından tekrar insan haline büründü, yüzüne zoraki bir gülümseme oturdu.
“Kahretsin. Ceset gibi görünüyorum.”
Zırhı parçalanmış, yüzü kan revan içinde kalmıştı. Lanetli Gezgin ile girdiği düellodan sağ çıkmayı başarmıştı ama epey hırpalanmış durumdaydı. Yine de şaşırtıcı bir şekilde, Yok Edici kadar kötü görünmüyordu.
Tamamen zıttı olduğun bir düşmanla dövüşmekle öyle olmayan birine karşı dövüşmek arasındaki fark işte buydu.
Sunny bir an gözlerini ona dikti, ardından gayet doğal bir tonla konuştu:
“Zaten bir cesetsin.”
Jet sırıttı.
“En azından ortada bir cesedim var! Sen sadece ürkütücü bir gölgeden ibaretsin.”
Sunny gülümsedi. “Affedersin ama neresi ürkütücüymüş? Sadece ürkütücü bir gölge değilim ben. Aynı zamanda altı farklı gölgeyim.”
Birkaç saniye duraksadı, ardından samimi bir edayla ekledi:
“Ayrıca... Hollandalı’yı iyi geberttin.”
Jet başıyla onayladı.
“Sen de Saray’ı iyi yıktın. Bir yıkım şirketi açmayı düşünmelisin.”
Bunu söyledikten sonra arkasını dönüp tekrar Kanakht’ın Eti’ne baktı.
Bir an durduktan sonra sordu:
“Eee, şimdi ne yapıyoruz? Yani... O lanet ikiliyi katletmek bana bayağı bir şey kazandırdı. Öz, tonla kırıntı... Ruhları da Sis Bıçağı’na hapsoldu. Ama ne kadar kabullenmek istemesem de, Kanakht’ın bir başka parçasıyla daha dövüşmeye hazır olduğumu sanmıyorum.”
Sunny başını iki yana salladı.
“Sorun değil. Geri dönüp Cassie ile Naeve’e yardım et. Hayalet filosundan kalanları temizleyin. Burasını bize bırak.”
Düşünmek için kısa bir es verdi, sonra ekledi:
“Ha, bir de bu mekân tamamen çökecek gibi duruyor. Ulu Titan’ın canı cehenneme, ilk fırsatta Zincir Kıran’a atlayıp buradan tüymeye bakın.”
Jet kıkırdadı.
“Anlaşılan keşif gezimiz gerçekten de sona eriyor.”
Etraflarındaki yıkım manzarasına baktı, ardından içini çekip göle arkasını döndü.
“Eğlenceliydi. Ama bir dahakine... biraz daha az aksiyonlu bir şeyler yapalım.”
Sunny buna içtenlikle söz verebileceğinden emin değildi ama yine de başını salladı.
“Anlaştık. Aslında ben de Yeraltı Dünyası’nı keşfetmeyi düşünüyordum...”
Fakat Jet çoktan arkasını dönüp uzaklaşmaya başlamıştı bile.
“Olmaz! Rüyanda görürsün! Yanına Cassie’yi al. Gölgelerin Efendisi ile henüz nefes kesici bir maceraya atılmadı nasıl olsa!”
Ve böylece gözden kayboldu.
Ancak Sunny bu çatlaklarla dolu kıyıda yalnız değildi. Konuşmaları sırasında Nephis arkalarındaki taşların üzerine inmişti. Gümüşi saçları rüzgârda hafifçe dalgalanıyordu.
Şimdi ise Sunny’nin yanına gelip suyun kenarında durdu. İkisi birden üzerlerine doğru gelen Titan’ı izlemeye koyuldu.
“Neden kaçtı öyle? Ne dedin kıza?”
Sunny hafifçe öksürdü.
“Sadece planlarımdan bahsettim. Bilirsin işte... son bir keşif gezisi.”
Nephis bir an sessiz kaldı.
“Anladım.”
Sesinin donuk ve duygusuz çıkması gerekiyordu ama nedense aksine, derin bir duygu yoğunluğu taşıyordu. Sunny, sevgilisinde bir şeylerin değiştiğini hissederek onu dikkatle süzdü.
“Kanakht’ın Deliliği... Öldü sanırım?”
Nephis hafifçe omuz silkti.
“Ölmek üzere. Onu zihnimde barındırmak... faydalı oldu. Yozlaşma Bilgisi’nde ustalaşma yolunda büyük bir adım attığımı düşünüyorum.”
Sunny hafifçe gülümsedi.
“Bu güzel haber.”
Sustu, ardından aynı ses tonuyla sordu:
“Peki, bu Ulu Titan’ın icabına nasıl bakıyoruz?”
Nephis başını kaldırıp grotesk etlerden oluşan o yürüyen devasa dağa baktı. Sesinde hafif bir tereddütle konuştu:
“Ben yukarıdan gireyim, sen aşağıdan?”
Sunny gözlerini ona dikip bakakaldı.
“Bu benim boyuma bir yorum muydu şimdi?”
Nephis en sonunda bakışlarını Titan’dan çekip sessizce Sunny’ye baktı.
“Ben senin boyunu seviyorum.”
Sunny bir kez daha öksürdü.
“Ha. İyi o zaman.”
Ancak Nephis öne doğru bir adım attığında Sunny’nin yüz ifadesi hafifçe değişti.
“Bekle! Hey! Hayır demedin ama!”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.