Sıkılan bir kurşundan kaçmak imkansızdı... En azından sıradan bir insan için bu böyleydi.
Ancak bir silah atışından sakınmak o kadar da zor değildi.
Neticede ateş eden kişinin kolunu kaldırması, nişan alması ve tetiğe asılması gerekiyordu. Horozun vurması, barutun infilak etmesi ve mermiyi ileri fırlatması... Bunların hepsi zaman alan işlerdi.
Mesafe uzak olduğunda, reaksiyon göstermek için bolca vakit olsa bile vurulmaktan kaçınmak adına yapılabilecek pek bir şey yoktu. Fakat yakın dövüşte işler değişirdi; hele ki dövüşçü iyi eğitimliyse.
Ve tüm Serap Şehri’nde Sunny’den daha eğitimli bir dövüşçü bulmak neredeyse imkansızdı.
Gölgeleri hissetme yeteneği ve Gölge Dansı’ndan mahrum olsa bile, hâlâ sayısız dövüş stiline dair derin bir bilgiye ve muharebenin temel yasalarına dair keskin bir kavrayışa sahipti. Üstelik ürkütücü derecede zengin bir savaş tecrübesi vardı. Bu yüzden, Sunny paralı askerlerin arasına daldığı an onların kaderi çoktan mühürlenmişti. İlkini tam yüzünden vurdu, ardından ikincisinin ateş hattından çıkmak için hamle yaptı. Kulakları sağır eden bir patlama sesi yankılandı ama mermi vızıldayarak yanından geçti.
Bir an sonra Sunny, adamlardan birinin göğsüne tekmeyi bastığı gibi onu surlardan aşağı uçurdu. Çevik bir adımla öne atılarak, az önce mermisinden kaçtığı paralı askeri diğer ikisine karşı kalkan olarak kullandı. Diğerleri kendi yoldaşlarını vurmamak için bir salise tereddüt ettiler; Sunny ise o saliseyi bıçağını adamın boğazına saplamak için kullandı.
O sırada bir başkası ona nişan almıştı bile. Paralı askerin cesedini, onları biraz olsun yavaşlatmak için diğer iki arkadaşının üzerine iten Sunny, başka bir mermiden kaçmak için geriye doğru esnedi ve ardından ileri fırladı.
Bıçağı havayı yırtarak ateş eden adamın bileğini kesti ve silahını elinden düşürmeye zorladı. Aynı anda Sunny’nin revolverı iki kez havladı; üzerlerine atılan ceset yüzünden sendeleyen iki paralı askerin kafalarının arkası kanlı bir sis bulutu içinde patladı.
Hadi dans edelim...
Sunny haince sırıttı.
Bir elinde silah, diğerinde bıçakla kalan paralı askerlerin arasından kasvetli bir azrail gibi geçti. Surun üzerindeki yol nispeten dardı ve düşman bu kadar yakındayken sayıca üstün olmalarının pek bir faydası yoktu; aksine, ön saftakiler arkadakilerin ateş etmesini engellediği için bu durum ayak bağına dönüşüyordu.
Bu askerler Kara Yılan çetesinin üyelerinden daha donanımlı ve çok daha iyi eğitimliydiler ancak Sunny’nin hızlı ve soğukkanlı ilerleyişini durdurma konusunda onlar kadar çaresiz kalmışlardı.
Soğuk taşların üzerine dökülen kan, yağmur suyuna karıştı. Katliamın ortasında Effie de ona katıldı; Morgan ise gözcü kulesinin güvenliğinden attığı birkaç isabetli mermiyle her ikisini de kolladı.
Sunny altıncı ve son mermisini de ateşlediğinde, hem surların üzerinde hem de aşağıdaki avluda kanayan bir ceset yığını oluşmuştu. Sağ kalan adamlar ana kuleye sığınmak üzere kaçtılar.
Kimsenin kıpırdamadığından emin olan Sunny, yavaşça nefesini verip soluklanmak için korkuluklara yaslandı. Bu tek bir çarpışma bile onu epey yıpratmış gibiydi.
Artık sıradan bir kondisyon seviyesine sahibim... Ah, ne acınası bir varoluş ama...
Son birkaç gündür yaptığı tek şey; uykudan tamamen feragat etmek, bir suikastçıyı pencereden aşağı fırlatmak, Mordret ile dövüşmek, Saint’i hedef alan birkaç serseriyi haklamak, bir araba kazasından sağ çıkmak, daha fazla serseriyle boğuşmak, biraz dedektiflik yapmak, mermi sağanağı altında kadim bir kaleye baskın düzenlemek, vurulmak ve bir düzine paralı askeri göğüs göğse çarpışmada bertaraf etmekti.
Ve sadece şu birkaç önemsiz şey yüzünden zaten yorulmuştu.
Ne kadar utanç verici!
Sunny bir an için, Nephis ile ancak bir Aziz olduktan sonra çıkmaya başladığına sevindi. O toparlanmaya çalışırken Morgan ve Diğer Mordret onlara yetişti. İkincisi, etraftaki kıyım sahnesine gözleri fal taşı gibi açılmış halde bakıp sonra parlak bir gülümsemeyle ona döndü.
“Tanrım! Dedektif, siz...”
Tam o sırada avluda gök gürültüsünü andıran bir patlama koptu ve tüm kale sarsıldı. Duvarların üzerinde bir anlığına devasa bir ateş sütunu yükseldi, sonra yağmurun altında boğularak söndü.
Göğsündeki künt ağrıyı görmezden gelen Sunny, surun kenarına birkaç adım atıp aşağı baktı.
Mordret duvarın diğer tarafındaki Madoc’un adamlarının icabına bakmış gibiydi ve ortalarda görünmüyordu; geride bıraktığı tek şey bir ceset kuyruğuydu. Avludaki paralı askerler ana kuleye çekilmişti... Ama gitmeden önce bir çeşit patlayıcıyı infilak ettirmişlerdi herhalde. Ya da belki de serseri bir merminin yakıt tankına isabet ettiği inşaat makinelerinden biri patlamıştı.
Aşağıda, Saint her zamanki mesafeli tavrıyla alevlerin arasından ağır ağır yükseliyordu. Siyah duman ve beyaz sis etrafında hırçın bir hortum gibi dönüyor, oniks karası saçlarını rüzgarda vahşice savuruyordu. Gözleri, dans eden alevleri yansıtırken kırmızı kırmızı parlıyordu.
O iyi.
Sunny rahatlamış bir şekilde içini çekti.
Saint dönüp yukarı baktı, beyaz sisi içine çekerken doğrudan ona odaklandı. Elini kaldıran Sunny, kalenin görkemli kulesini işaret ederek bağırdı: "Kule! Ana kulede buluşalım!" Saint ona birkaç saniye baktı, ardından sessizce başını sallayıp kararlı adımlarla kadim kalenin kalbine doğru yöneldi.
Sunny yoldaşlarına döndü ve surları yüksek kuleye bağlayan hava köprüsünü işaret etti.
"Biz de acele etmeliyiz."
Bıçağını kınına soktu, cebini yoklayıp bir mermi çıkardı; görünüşe göre son mermisiydi.
Sunny içini çekti.
"Mermim bitti."
Effie’ye baktı, o da omuz silkti.
"Benim de. Ah... Bir de o kapıyı taşırken silahımı düşürdüm. Avluda bir yerlerdedir herhalde."
Morgan sadece omuzlarını silkmekle yetindi.
"Benim de son şarjörüm. Daha fazla mühimmat için o gangsterlerin hakkından gelemez miydiniz?"
Sunny öksürdü, ardından bu hareket ezilmiş kaburgalarına bir ağrı dalgası gönderince yüzünü buruşturdu.
"Hey, orası bir cephanelik değildi, tamam mı? Neleri varsa aldım."
Son mermiyi de revolverına sürüp silahı kavradı ve önündeki Serap Kalesi’nin büyük kulesine baktı.
Madoc buralarda bir yerdeydi... Ve bir his, Kale Komutanı’nın da orada olduğunu söylüyordu.
Sunny revolverını kılıfına koyup bıçağını çekti.
"Hadi gidelim. Yakalamamız gereken bir suç dehası var."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.