Kan ve Barutun Dansı

Hayatında ilk kez eline silah alıyordu...

Sunny’nin keyfine diyecek yoktu.

Vay canına. Ne kadar da nezih ve asil bir deneyim! Çoktan yarım düzine düşmanı haklamıştı ve nefesi bile kesilmemişti. Birini öldürmek için tek yapması gereken, silahı kabaca hedefe doğrultup tetiği çekmekti. Elbette gürültü patırtı çoktu, geri tepme vardı, arada bir sağa sola koşturup çömelmesi gerekiyordu ama Sunny henüz terlememişti bile. Normalde verdiği savaşlarla kıyaslanınca bu tam bir zıtlıktı. Gerçek dünyada, Uyanmış olanlar düşmanlarıyla neredeyse her zaman yakın dövüş ile yüzleşirdi; bu, tüm vücudu aşırı zorlayan, yıpratıcı bir süreçti. Her darbe kemiklerde yankılanır, her çarpışma hiçbir yara alınmasa dahi insanı ezilmiş ve hırpalanmış hissettirirdi.

Tek kelimeyle bitap düşürücüydü.

Yay, sapan veya cirit gibi menzilli silahlar bile kaslar yırtılma noktasına gelene kadar efor sarf etmeyi gerektiriyordu.

Bunun yanında silah kullanmak parkta keyifli bir yürüyüşe çıkmak gibiydi. Bu yüzden Sunny, bu tuhaf silaha karşı yavaş yavaş olumlu bir kanı beslemeye başlıyordu...

Tabii göğsünden vurulana kadar.

“Ö-ööf!”

Sunny ne olduğunu anlayamadan geriye doğru savruldu. Akciğerlerindeki tüm hava boşalmış, bütün vücudu birkaç saniyeliğine uyuşmuştu. Darbenin acısı henüz ulaşmamıştı ama yakında ne kadar can yakacağını şimdiden kestirebiliyordu. Kurşun geçirmez yelek mermiyi durdurmuş gibiydi ancak yine de...

Sunny kendini Antarktika’daymış ve Goliath tarafından tekrar tekmeleniyormuş gibi hissetti. Kahretsin!

Sendeleyerek nöbetçi kulesine geri girdi ve merdivenlerden aşağı yuvarlanmasına ramak kaldı; Morgan onu soğukkanlılıkla yakasından yakalamasaydı kesin yuvarlanırdı. Kadının parmakları ceketinin kumaşını yırtıp teninde sığ çizikler bırakmıştı ama bu, taş basamaklarda boynunu kırmasından iyindi. Diğer Mordret aceleyle Sunny’yi sahanlığa geri çekti.

“Dedektif Sunless! İyi misiniz?”

Sunny ona acı dolu bir bakış attı ve nihayet ciğerlerine biraz hava çekmeyi başardı. Tüm göğsü koca bir morluktan ibaretmiş gibi hissediyor, kaburgaları sızlıyordu.

Kemik Dokusu yeteneğini özlemişti.

“İyiyim... demek iddialı olur. Biraz iyiyim işte.” Silahlardan nefret ediyorum!

Kendi revolverine mutlak bir tiksintiyle bakan Sunny, acı dolu bir iniltiyi bastırdı.

Ne barbarca, ne pespaye bir silahtı bu. Gerçekten sadece utanmaz insanların kullanacağı bir şeydi; daha saygın silahları kullanmak için gereken disiplin ve adanmışlıktan yoksun, zevksiz ve basiretsiz beceriksizlerin işiydi.

Kendi kendine küfrederek nöbetçi kulesinin kapı eşiğine yaslandı, şarjöründe kalan mermileri aceleyle paralı askerlerden birine boşalttı ve hemen geri çekildi.

Effie de aynı anda kulenin korumasına sığındı, soğuk taşlara sırtını dayarken ağır ağır soluyordu. Bir salise sonra mermi yağmuru karşı duvara çarparak üzerlerine taş tozu yağdırdı.

“Orada... gerçekten çok fazlalar.”

Sunny silahını doldururken tekrar küfretti. Bir kez daha ateş açmaya yeltendiler ama anında siperlerine geri dönmek zorunda kaldılar. Surlara açılan dar giriş, tam bir darboğaz oluşturuyordu ve burayı ölümcül bir atış poligonuna çeviriyordu. Kale duvarındaki adamların sayısı düşünülünce, daha fazla ilerlemek imkansız bir görev gibi görünüyordu.

Yine de bu zorlu durumun iyi bir yanı vardı. Paralı askerler ateşlerini Sunny ve Effie üzerinde topladıkları sürece Saint’e ateş etmiyorlardı.

“Bence bir plana ihtiyacımız var.”

Effie ona, sonra da kulenin kapı eşiğine bir göz attı.

Ardından revolverini kılıfına soktu ve sırıttı.

“Planın hazır, geliyor!”

Sunny kaşlarını kaldırdı.

“Ne yapmaya...”

Cümlesini bitiremeden Effie siperinden çıkıp açık alana adım attı. Bir kurşun kolunu sıyırdı ama o bunu görmezden gelerek az önce açtıkları kapının koluna yapıştı ve kapıyı sertçe kapattı.

Sonra, hâlâ kolu tutarken yarım adım geri çekildi...

Ve omzuyla ağır ahşap kapıya öyle bir yüklendi ki kapıyı menteşelerinden söküp attı. Sunny’nin gözleri fal taşı gibi açılırken, hem Effie hem de kapı boşluğa doğru uçmaya devam etti; ancak kapı yere düşmeden önce Effie diğer eliyle kapının yan tarafını kavradı ve devasa ağırlığı önünde siper etti.

Sanki mermi yağmurunu savuşturmak için devasa bir kule kalkanı tutuyordu.

“...çalışıyorsun sen, be hey deli kadın?!”

Aldığı ivmeyi kendini fırlatmak için kullanan Effie ileri atıldı. Ağır ahşap kapının yükünü taşırken kaslarının gerildiğini görebiliyordu; mermi yağmuru kapıyı dövse de Effie onu elinden bırakmadı.

Hızını da kesmedi.

Birkaç an sonra Effie, bir bowling topu gibi paralı askerlerin arasına daldı; birkaçını yüksek surlardan avluya uçurdu. Birkaç tanesi de ya yere serildi ya da etkisiz hale getirildi; aralarında sayılamayacak kadar çok kırık kemik vardı.

Nihayet dengesini kaybeden Effie kapıyı bıraktı ve kendisi de yere kapaklandı. Uydurma kule kalkanından yoksun bir halde kapının üzerine boylu boyunca uzanmışken, kalan paralı askerler için mükemmel bir hedefti...

Ancak Madoc’un adamlarından hiçbiri o yerdeyken ateş etme fırsatı bulamadı.

Çünkü Sunny, Effie’nin bu çılgın atılışını sadece ağzı açık izlememişti. Kadın kuleden fırlar fırlamaz o da peşinden gitmişti.

Şimdi onun üzerinden atlayarak kendini kalan paralı askerlerin ortasında buldu.

Silahlarını doğrultmaya çalışıyorlardı ama Sunny’ye göre her şey ağır çekimde hareket ediyordu.

Sırıttı.

“Size biraz kültür aşılayayım, sizi yabaniler.” Belinin arkasındaki gizli kınından bıçağını çekti, sol elinde bıçağı sağ elinde ise revolveri tutuyordu. Ardından silahını kaldırdı ve paralı askerlerden ilkinin tam yüzünün ortasına sıktı.

“Size barbarlığın gerçek anlamını da ben öğreteyim...”

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.