Sunny gülümsedi.
"Tam konuşmak gerekirse bu, donmuş yabanın derinliklerinden çıkardığım ilahi bir yadigar. Lafın gelişi söylemiyorum, bizzat katledilmiş bir tanrıdan geriye kalan bir İlahi Teçhizat bu. Onu oradan söküp alırken az kalsın tahtalı köyü boyluyordum, o yüzden cici bir kız ol da bana ba... amca de, amca de bana."
Effie’nin gözleri yuvalarından fırladı.
Gerçekten de, sanki yok edici bir yıldırımın silah formuna bürünmüş hali gibi duran o devasa mızrak, bir İlahi Silah’tı. Sunny bu mızrağı, Ariel’in Oyunu sırasında kendisine bahşedilen hakikatlerden birinde görmüştü. O hakikat ona, Weaver’ın dondurucu bir cehennemin ortasındaki kan gölüne dönmüş bir savaş alanında, can çekişen bir tanrının bedenine bürünmüş Ariel’i bir Ölüm Oyunu’na davet edişini göstermişti. Sunny o sahnenin her bir detayını dün gibi hatırlıyordu...
Uçsuz bucaksız beyaz bir ova, küçük tanrıların parçalanmış cesetleri, donmuş okyanusun derinliklerine akan ilahi kan nehirleri, paramparça olmuş gökyüzündeki yarıklardan gerçekliğe sızan hiçlik dokunaçları... Ve sessiz savaş alanının ortasında diz çökmüş, devasa elleriyle parçalanmış kafasını tutarken dehşet içinde anlamsız kelimeler mırıldanan bir dev.
Kırılmış buzların üzerinde öylece yatan, unutulmuş ama hala yok edici yıldırımların yankısıyla titreşen o görkemli mızrak.
...Dev, ölmeden önce mızrağını unutmuş, bedeni ise hapsedilmiş okyanus tarafından yutulmuş olabilirdi ama Sunny unutmamıştı. Bu yüzden onu bulma ümidiyle donmuş yabanın derinliklerine kadar gitmişti.
Şansına, rüyasında gördüğü o savaş alanını keşfetmek pek de zor olmamıştı; en azından duyu yeteneğini kilometrelerce öteye yayıp nefes kesici bir hızla hareket edebilen Sunny için. Ne de olsa Rüya Alemi’nde bile gökyüzünün yarıldığı ve hiçlik dokunaçlarının gerçekliğe sızdığı yerlerin sayısı pek fazla değildi.
Ancak o tekinsiz yerde hayatta kalabilmek... İşte o tamamen başka bir meseleydi. Hakikat rüyasında gördüğü o günden bu yana binlerce yıl geçmişti ve tüm bölge eskisine kıyasla çok daha tekinsiz, çok daha korkutucu ve dondurucu derecede ölümcül bir hale gelmişti.
Her şey buzlar tarafından yutulmuş ve o tanıdık beyaz sisin içine gömülmüştü... Fakat oradaki sisin içinde bir şeyler saklanıyor gibiydi, insanın tüylerini diken diken eden bir şeyler. Tahammül edilemez soğuk neredeyse mutlak bir seviyedeydi; Kış Canavarı’nın fırtınasından bile kat kat beterdi.
Sunny savaş alanını enine boyuna araştırmak istemişti ama sonunda mızrağı buzun derinliklerinden ucu ucuna çıkarıp alelacele geri çekilme kararı almıştı. Mızrak ilk başta devasaydı ancak elini sürdüğü anda küçülerek şu anki boyutuna inmişti.
O tekinsiz yer, o korkunç korku hissi, o soğuk... Bir daha asla tecrübe etmek istemediği şeylerdi.
Sunny, Effie’ye bakıp dişlerini göstererek gülümsedi.
"Eee, ne diyorsun?"
Büyülenmiş gibi görünen Effie, öne doğru eğilip mızrağı kavradı.
"Teşekkürler, amca-uahh!"
Mızrağı yerden ancak birkaç santim kaldırabilmişti ki dengesini kaybedip yüzüstü yere kapaklandı. Sunny buna tekrar güldü.
"Ah, kusura bakma! Söylemeyi unuttum... Biraz ağırdır."
Effie’nin kendisi de... Gövdesi ağır bir kadındı. Bu yüzden dengesini kaybedip devrilmesi pek şaşırtıcı değildi.
Yerde yatarken Sunny’ye öfkeyle baktı, sonra ayağa kalkıp dev mızrağa bir kez daha uzandı. Bir hırıltıyla beraber mızrağı kaldırmayı başardı. Nemli, zeytin rengi teninin altında yağsız kasları belirginleşti ve yüzünde ter damlaları parladı.
Sunny, bir Hükümdar’ı bile zorlayacak o ezici ağırlığın altındaki İlahi Silah’ı omuzlamasına şaşırmadı; eğer bu koca mızrağı taşıyacak kadar ham fiziksel güce sahip biri varsa, o da Effie’ydi. Effie mızrağı düşünceli bir ifadeyle inceledikten sonra gülümsedi.
"Muazzam. Ama... Savaşta bunu kullanacak kadar güçlü olduğumu sanmıyorum. Hiçbir Aziz değildir."
Sunny bir an duraksayıp başıyla onayladı.
"Doğru, hiçbir Aziz değil. Bu da bizi bu konuşmanın bir sonraki aşamasına ve buraya gelmemin asıl sebebine getiriyor. Aslında bu nutuğu ikinci kez atıyor olmak biraz garip hissettiriyor ama neyse... Nephis ve ben er ya da geç Tanrılaşma yoluna gireceğiz, bu da demek oluyor ki..."
Effie elini havada boşvermişçesine salladı.
"Eğer siz Beşinci Kabus’a atlamadan önce birilerinin Yüce olması gerektiğini anlatacaksan, hiç zahmet etme. NQSC’de Kai ile karşılaştım, birkaç kadeh eşliğinde Ölüm Oyunu’ndaki maceralarınızı bana bir güzel anlattı. Yani açıklamayı pas geçebilirsin. Zaten biliyorum."
Sunny birkaç saniye ona dik dik baktı.
"Eee?"
Effie altın mızrağı tekrar yere bıraktı ve omuz silkti.
"Tamam, varım."
Sunny birkaç kez gözlerini kırpıştırdı.
"Yani, şey... Dördüncü Kabus’a meydan okumandan bahsettiğimizi biliyorsun, değil mi? Hemen şimdi demiyorum ama eninde sonunda olacak olan bu. Kai’yi Ariel’in Oyunu’na bu yüzden götürdüm, seni de Ayna Labirenti’ne bu yüzden götürmek istiyorum. Hazırlanmana yardım etmek için."
Effie tekrar esnedi, sonra bir inilti koyuverdi.
"Kahretsin... Daha sabah kahvemi bile içmeden Yüce olma muhabbetlerine daldık. Tamam dedim ya işte! Yapalım gitsin. Beni Dördüncü Kabus’a meydan okumaya hazırla... Eninde sonunda. Ama tercihen kahvaltıdan sonra."
Sunny ona sessizce baktı, sonra başını iki yana salladı.
"Düşünmek için zamana ihtiyacın yok mu? Tarih boyunca sadece dört kişinin Dördüncü Kabus’tan sağ çıktığını biliyorsun."
Effie onun gözlerinin içine baktı, ardından belli belirsiz gülümsedi.
"Etrafına bak."
Sunny bakışlarını etrafta gezdirdi; huzurlu ahşap evi ve malikanenin tablo gibi bahçesini inceledi.
O sırada Effie ilahi mızrağı yerden alıp dikkatlice yakındaki bir ağaca yasladı.
"Korumam gereken şeyler var, Sunny."
Bu çok basit bir cevaptı... Ama her şeyi anlatmaya yetiyordu.
Eşofmanının ve dar büstiyerinin üzerindeki tozları silkeleyen Effie, neşeli bir melodi mırıldanarak içeri doğru yöneldi.
"Dikilip durma! Bu gece dolunay var, o yüzden bir şeyler atıştıralım da Ayna Labirenti’nde tam olarak ne yapacağımızı konuşalım. Ha, bir de..."
Arkasına dönüp gülümsedi.
"Mızrak için teşekkürler, gerçekten. Ciddiyim."
Sonra Effie’nin gülümsemesi, dişlerini gösterdiği muzip bir sırıtışa dönüştü.
"Yani, paketinin boyutuyla ilgili böbürlenmeye başladığında neyle karşılaşacağımı bilememiştim ama o şeyi çıkardığında... Aman Tanrım! Gerçekten de..."
Eve doğru ilerlerken Sunny onu içeri itti.
"Kes sesini artık!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.