Arkasında birkaç çatlamış kaldırım taşı bırakan Sunny, malum kapıya varıp bir süre bekledi. Dev bir kurdun dışarı fırlayıp heyecan, coşku ve salyalı bir köpek sevgisi fırtınasıyla kendisini yutmasını umuyordu.
Ancak beklediği gibi bir şey olmadı. Sunny kendi kendine sinirlenme provası yapıyordu ama şimdi garip bir hayal kırıklığına uğramıştı.
Küçük velet Ling Ling... Kapıda en sevdiği amcasının durduğunu kokusundan bile anlamıyor mu bu?
Sunny biraz daha bekledi, sonra iç çekip kapıyı çalmak için elini kaldırdı. Fakat o daha vuramadan kapı açıldı ve karşısında son derece kaslı, biçimli ve adeta mermerden yontulmuş bir gövde belirdi. Sunny birkaç an boyunca bu gövdeyi süzdü, sonra başını yukarı kaldırdı... ve iç çekerek biraz daha yukarı baktı.
Effie çakıllı yolda çıplak ayakla duruyordu; üzerinde iyice eskimiş, rahat bir eşofman altı ve dolgun figürünü kahramanca zapt eden, üzerinde soluk bir Night&Gale logosu olan derme çatma bir büstiyer vardı. Saçları darmadağındı, bir yandan esnerken bir yandan da gözlerini ovuşturuyordu.
Kim olduğu ve nerede oldukları düşünüldüğünde, onu böyle sıradan kıyafetler içinde görmek biraz tuhaf hissettiriyordu. Ama yine de, Effie hiçbir zaman sahip olduğu yüce statüyü umursayan biri olmamıştı.
Sunny’nin başının üzerinden ileriye bakarak sokağa şüpheli bir bakış attı.
“Ha? Kimse yok mu?”
Allah kahretsin!
Sunny dişlerini gıcırdattı.
“Hey! Beni göremiyormuş gibi yapmayı bırak.”
Effie kaşlarını kaldırdı ve gözlerini yavaşça aşağı indirdi. Sonra biraz daha indirip parıldayan bir gülümseme kondurdu yüzüne.
“Ooo! Senmişsin Gölge Çocuk. Kusura bakma, orada olduğunu fark etmemişim... Orada derken, yani ta aşağılarda, en aşağılarda...”
Sunny sinirle kaşlarını çattı.
“Bunun neresi mantıklı şimdi? Hadi diyelim beni fark etmedin. Peki ya sırtımdaki şu devasa pakete ne demeli? Boyu üç metre! Bunu ancak bir kör fark etmez!”
Effie, Sunny’nin sol omuzunun üzerinden yukarı doğru uzanan paketlenmiş eşyaya baktı, sonra mahcup bir tavırla başını kaşıdı.
“Pekala, tamam. Beni yakaladın... Neyse, içeri gel. Geleceğin konusunda uyarılmıştım, o yüzden ben de bekliyordum. Bu resmen tatilimin ilk günü! Biliyor musun, tatil yapabildiğimden haberim bile yoktu. Tabii işin içinde sen olduğuna göre, bu olsa olsa bir iş gezisi olur... Şimdi düşününce, sanki tatil hakkım elimden alınmış gibi hissediyorum, resmen dolandırıldım...”
Sunny, kapıdan geçerek Effie’yi takip etti ve etrafına bakındı.
“Ha? Küçük Ling nerede? Ya babası? Onlarla biraz hasret gideririm diye umuyordum.”
Effie ona yandan bir bakış fırlattı.
“Ling Ling cezalı, çiftlik işlerinde babasına yardım ediyor. Ayrıca... Kocamla arkadaş olman bana hala tuhaf geliyor. Hem de çok tuhaf!”
Sunny dehşet ve şaşkınlık içinde birkaç kez gözlerini kırpıştırdı.
“Ne? Nedenmiş o? Şunu bil ki ben harika bir arkadaşım.”
Effie enerjik bir şekilde başını salladı.
“Kesinlikle. Fazlasıyla harikasın! Kelimenin tam anlamıyla yani. Sen bir Hükümdarsın, Büyü aşkına! Kocamın bir Hükümdarla kanka olmasının ne alemi var?”
Sunny alayla güldü.
“O adam bir Aziz ile evli ve bir diğerini yetiştiriyor. Bence bir Yüce ile dost olmayı pekala kaldırabilir. O adamı hafife alma... O gerçekten de o kadar etkileyici biri.”
Effie ona bir göz attı, sonra hafif bir gülümsemeyle bakışlarını kaçırdı.
“Peki... Bu doğru. Gerçekten de biraz etkileyici biri, değil mi?”
Eve girmeden önce Sunny, durması için ona işaret etti ve sırtındaki paketlenmiş eşyayı belirgin bir rahatlama nidasıyla yere indirdi.
“Bir saniye bekle. Bunu içeri sokabileceğimizden emin değilim.”
Effie’nin malikanesinin arazisi, onun Üstün formunun devasa ağırlığını destekleyebilecek —ve Küçük Ling’in bitmek bilmeyen enerjisine dayanabilecek— şekilde işlenmişti ama ev için aynı şeyi söyleyemezdi. Kocası evi Hisar civarındaki ormanlardan gelen mistik odunlarla inşa etmişti ancak burada gerçekten özel bir şeyle karşı karşıyaydılar.
Paketli eşyanın alt kısmını yere dayayan Sunny, bir eliyle onun ağırlığını dengelerken diğeriyle sızlayan omzuna masaj yaptı.
“Ah. Şöyle daha iyi...”
Effie meraklı bir ifadeyle dar ve uzun nesneyi inceledi.
Sunny sırıttı.
“Bu... benden sana ufak bir hediye.”
Eşyayı dikkatlice yere yatırdı ve kayışları çözmek için diz çöktü. Elbette nesnenin sarılı olduğu kumaş da kayışlar da tezahür etmiş gölgelerden yapılmıştı, yani onları bir anda yok edebilirdi... Ama işin içine biraz gösteriş katmazsa ne anlamı kalırdı?
Ayrıca Sunny, bir ilaha daha çok benzedikçe bu küçük, insani anların kıymetini daha iyi anlamaya başlamıştı. Tabii ki her yere ışınlanabilir ve gölgelerin her işini görmesini sağlayarak parmağını bile kıpırdatmayabilirdi; fakat gideceği yere kendi ayaklarıyla yürümek ve yapmak istediği şeyi kendi elleriyle başarmak kendine has, küçük bir zevkti.
Eşyayı paketinden çıkarırken Effie’ye muzip bir gülümseme gönderdi.
“Öyle abartılacak bir şey değil. Sadece görünce aklıma sen geldin.”
Kumaşın içinden heybetli bir mızrak çıktı. Yaklaşık üç metre uzunluğundaydı; üzerinde gereksiz süslemeler yoktu ama tasarımı tek kelimeyle göz alıcıydı. Saf altından dövülmüş gibi görünen bu ulu mızrak hem vakur hem de görkemliydi. Buna rağmen, içinden tarif edilemez bir vahşet ve ezici bir ağırlık duygusu yayılıyor; onu gören herkeste huşu ve saygı uyandırıyordu.
Mızrağın ucu hem delip geçmeye hem de kesmeye uygun şekilde uzundu; sapı ise kusursuz bir düzlükte ve sanki asla yok edilemeyecek gibiydi. Mızrak tamamen açığa çıkar çıkmaz hava bir anda şimşek fırtınası gibi kokmaya başladı ve çimlerin üzerinde elektrik kıvılcımları çaktı.
Eski, akılalmaz derecede güçlü ve kutsal hissettiriyordu. Dünyanın kendisi bile bu altın silahın varlığına tepki veriyor, mızrağın çevresi daha parlak ve vakar dolu bir hal alıyordu.
Effie büyülenmiş bir halde ulu mızrağa baktı.
“Bu da ne...”
O anda Sunny’nin yüzü aydınlandı.
“Sırık gibi birine sırık gibi bir hediye!”
Effie bakışlarını zorlukla mızraktan ayırdı ve ona hiç de eğlenmiş görünmeyen bir bakış attı.
“Ölmek mi istiyorsun sen?”
Sunny kahkahayı bastı.
Effie mızrağı biraz daha inceledi, sonra hayranlık dolu bir ses tonuyla sordu:
“Hayır, cidden. Bu güzellik de ne?”
Sunny başını salladı ve sonunda gölge kumaşı ortadan kaldırdı. Açıklarken ses tonu oldukça lakayıttı:
“Bu... tanrısal bir yadigar.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.