Gerçekten de güzel bir doğum günü olmuştu.
Aslında kış dönümü öncesinde Sunny’nin keyfi biraz kaçıktı... Bunun sebebi, Yeşim Saray’ın meclis salonundaki o hararetli tartışmanın ardından Nephis’in ona soğuk davranmasıydı.
İlişkileri başladığından beri ilk kez kendini kanepede uyurken bulmuştu; yani mecazi anlamda. Doğrusu, yaklaşan dönüm noktası yüzünden ikisi de o geceden sonra başlarını yastığa koyacak vakit bulamamıştı ama yine de o görünmez sürgün kulübesinin dar duvarlarını etrafında hissedebiliyordu.
Nephis ondan kaçmıyor ya da konuşmayı reddetmiyordu, hatta davranışlarında çok büyük bir fark da yoktu; sadece o eski mesafeli, duygusuz haline bürünmüştü. Sunny onun öfke duyduğunu hissedebiliyordu... ve bu öfkenin altında yatan incinmişliği de görebiliyordu.
O geceden sonra tekrar konuşmuş, duygu ve düşüncelerini daha iyi ifade etmeye çalışmışlardı. Fakat bu daha sakin geçen tartışma, sorunları çözmekten ziyade sadece durdukları yerleri netleştirmiş, fikirlerindeki temel farklılığı gidermeye yetmemişti. Bu yüzden birkaç gün boyunca aralarında tuhaf bir mesafe kalmıştı.
Sunny bu duruma üzülüyordu... ama garip bir şekilde mutluydu da.
Onun için bu, iyi bir işaretti.
Bu, çift olduklarından beri ettikleri ilk kavgaydı. Normalde Sunny fazla uyumlu, Nephis ise çoğu şeye karşı fazla rahattı. Bu kez öfkelenmiş olması, en azından Sunny’yi öfkelenecek kadar derinden önemsediğini gösteriyordu ki bu hiç de kötü bir şey değildi. Hatta güven vericiydi.
Eğer Nephis bunun yerine istifini bozmadan kayıtsız kalsaydı, Sunny’nin canı çok daha fazla yanardı.
Kendi hislerine gelince...
Gergindi, içi içini yiyordu. Nephis’i tanıyordu; amacının, o dinmek bilmez arzusunun peşinden giderken hiç tereddüt etmeden kendini Unutulmuş Tanrı’nın pençeleri arasına atacağını biliyordu.
İşte bu yüzden onu kaybetmekten korkuyordu.
Birbirlerine kızgın olmalarının sebebi de buydu, birkaç günü ayrı geçirmelerinin sebebi de.
Ancak sonra kış dönümü geldi çattı. Nephis, hissettiklerine rağmen o inatçı doğasını bastırdı ve bu günü Sunny için mümkün olduğunca keyifli kılmaya çalıştı.
Aralarındaki çatışma o günden sonra sihirli bir değnek değmişçesine yok olmasa da, o tuhaf gerginlik biraz olsun dağıldı.
Yine de her şey normale dönmüş gibi görünse de aralarında hâlâ bir miktar mesafe vardı. O boşluk dar ve önemsiz gibi görünüyordu ama Sunny bu engeli nasıl aşacağı konusunda en ufak bir fikre sahip değildi.
Lanet olsun. Neden bütün arkadaşlarım bekar?
Acilen ilişki tavsiyesine ihtiyacı vardı ama bunu sorabileceği pek kimse yoktu. Gerçi yozlaşmış kadim tanrılarla savaşmak, pek çok çiftin ilişkisinde tökezlediği bir konu sayılmazdı.
Kim ve Luster vardı... ama ne Luster’a ne de Luster’la evlenme gafletinde bulunan kadına akıl danışacak kadar aklını yitirmemişti.
Geriye temelde tek bir aday kalıyordu.
Effie.
Yok artık, daha neler... Gider Nether’dan ilişki tavsiyesi alırım daha iyi.
Ki o adam, başarısız ilişkisiyle evreni mahvetmiş biriydi, varın gerisini siz düşünün.
Nihayet dar ve ıssız bir ara sokak bulan Sunny, başının arkasını kaşıdı.
Düşününce, sahiden de neden neredeyse tüm arkadaşlarım bekar?
Cevap hem bariz hem de üzücüydü... Hepsi tam bir iş kolikti.
Fakat insanlığın kaymak tabakası ordu gibi çocuk yapmakla uğraşmazsa, bu tür nasıl hayatta kalacaktı?
Kafasını iki yana sallayıp içinden arkadaşlarını azarlayan Sunny, dayanılmaz derecede ağır yükünü de yanına alarak gölgelerin içine daldı.
Dönüm noktası, doğum günü ve Nephis ile olan ilk kavgası dışında —en azından sevgili olduktan sonraki ilk kavgası— başka şeyler de oluyordu. Dünya kimseyi beklemeden dönmeye devam ediyordu.
Uzak kuzeyde, Yanık Orman’da bir sıçan denizi şu anda korkunç kırkayaklardan oluşan sonsuz bir lejyonu kuşatmış, yuvalarına her an daha da yaklaşıyordu. Karanlık Şehir’in harabe halindeki katedralinde, enkarnasyonlarından biri, son zamanlarda dokuma sanatında elde ettiği kazanımları teorik büyü örgüsüne entegre etmek için gelecekteki gölge bağlı yadigârının tasarımını çılgınca değiştiriyordu.
Bir diğeri Unutulmuş Kıyı’yı terk etmiş, Ravenheart’ta bir üs kuruyordu. Ariel’in Oyunu’ndaki deneyimi, neredeyse tüm avatarlarının kuzeyde bulunmasının acil durumlarda son derece elverişsiz olduğunu kanıtlamıştı; bu yüzden Sunny, Oyuk Dağlar’ın güneyindeki varlığını güçlendirmek istiyordu.
Ayrıca birinin Yeşim Levha ve Bebek Evi’ni her an koruması gerekiyordu... Bu saatli bombalarla ne yapacaklarını henüz çözememişlerdi ama onları Yeşim Saray’da tutmak kesinlikle bir seçenek değildi. Sunny, Ariel’in kreasyonlarından en az birini Karanlık Deniz’i hapseden mührün içine fırlatmayı aklından geçirmişti ama bunun iyi bir fikir olup olmadığından hiç emin değildi.
Bu sırada Cassie, büyüleyici okçu Ariel’in Oyunu’ndaki yaşadıklarından sonra dinlenince Kai’ye iyice bir göz atmıştı.
Sunny’nin tahmin ettiği gibi, arkadaşlarını güçlendiren kül halkaları oyun biter bitmez yok olmuştu... Ancak arkalarında hiçbir iz bırakmadan gitmemişlerdi.
Kai artık Külün İşareti adında yeni bir nitelik kazanmıştı. Bu nitelik ona, ne anlama geliyorsa, küle karşı bir yakınlık sağlıyordu. Diğer şeylerin yanı sıra, zaten muazzam olan ateşe karşı direncini artırıyor, ayrıca yoğun bir ısının yanındayken veya onunla çevriliyken ona küçük ama seviye atladıkça artan bir güçlendirme bahşediyordu.
Bilgi ve deneyimin... ayrıca harika, özel yapım bir yay ve ustalık eseri efsunlu oklardan oluşan bir sadakın... Kai’nin Ariel’in Oyunu’ndan getirdiği tek şeyler olmadığını bilmek güzeldi. Yine de Sunny, arkadaşının çok daha fazlasını hak ettiğini düşünüyordu.
Ne de olsa, Lanetli bir Canavar’ı katletmiş bir aziz başka nerede bulunurdu ki?
Sessiz bir sokakta gölgelerden süzülerek çıkan Sunny gülümsedi ve orada bulunan özel bir malikaneye doğru yöneldi.
Artık dönüm noktası geride kaldığına göre... Sunny ve Nephis daha da meşgul olacaklardı. Önünde Rüya Âlemi’ndeki insan kalelerini efsunlamak gibi yeni bir proje vardı; bu da Sunny ve Cassie’nin yakın gelecekte kendilerini büyü araştırmalarına adayacakları, Nephis’e ise sayısız savaş alanında ihtiyaç duyulacağı anlamına geliyordu.
Artık Lanetli İblis öldüğüne ve o da artık Bastion’a bağlı olmadığına göre, muhtemelen Fildişi Ada’yı uzun bir yolculuğa çıkaracaktı. Tanrımezarı’nın güneyindeki Ölüm Bölgeleri şimdiye kadar onlar için aşılmaz bir duvar ve endişe kaynağı olarak kalmıştı; Nephis önce buralarda adamakıllı bir keşif yapmak istiyordu.
Bundan önce ise, iki dünyaya yayılmış Gölge Klanı ajanlarından gelecek uzun bir raporu incelemeleri gerekiyordu. Kış dönümü yüzünden bu iş ertelenmişti, şimdi tam vaktiydi. Aiko da işlerin normalden daha bit yeniği olduğunu düşünüyor gibiydi... Onun haklı olup olmadığını aceleyle belirlemeleri gerekiyordu.
Ama bunlar diğer enkarnasyonlarının dert edeceği şeylerdi.
Bu olanın ise farklı bir görevi vardı.
Sunny, Weaver’ın soyunun beşinci parçasını burada, Bastion’da arayacaktı... Daha açık konuşmak gerekirse, Bastion’un gerçek versiyonunda.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.