Batan güneşin son kızıllığı da alev rengi bulut deninizde boğulup gitmeden hemen önce, Sunny derin bir nefes alıp Slayer'a baktı. Yanıp sönen hayaletimsi dumanların ortasında durmuş, kılıcının namlusunu temizliyordu. Gölgesi biraz... yıpranmış görünüyordu. Kollarından biri hâlâ ezik büzük bir halde yanına sarkıyor, zırhı parçalanmış, hatta peçesi bile yırtılmıştı. Peçenin arkasında artık Sunny'nin çok iyi bildiği bir yüz vardı; görülerinde gördüğü o kadının muazzam güzellikteki yüzü. Daha doğrusu, kusursuz bir siyah obsidyenden yontulmuş gibi duran bir versiyonu.
Kader İblisi'ni katletmek kaderinde olan o insafsız avcıydı o. En azından onun gölgesiydi. Slayer'ın geçmişine dair inanılmaz gerçekleri öğrenmiş olsa da Sunny'nin bu durumun doğruluğu konusunda şüpheleri vardı. Ne de olsa Weaver yalanın ve hilekarlığın ustasıydı. Bu muğlak düzenbazın, sırf gerçekleri ortaya çıkarmak için kardeşinin tasarladığı oyuna küçücük bir yalan sokuşturması imkansız mıydı yani?
Bilmıyordu. Çok da umurunda değildi açıkçası.
Sunny iç çekip Slayer'a son bir bakış attı ve gölgelere açılmalarını emrederek kadını zifiri karanlık derinliklerine çekti. Bir saniye sonra, dağın darmadağın olmuş yamacından kaybolmuştu. Onu uzaktaki Hakikat Tapınağı'na bağlayan ruhani köprü küle dönüp çöktüğü anda, kadının zarif silueti çok uzaklarda, sulara gömülen tapınağın eğik çatısında belirdi.
Dağ sarsılırken Kai, Sunny'nin hemen yanına indi. Parçalanan zirveden akan lav nehirleri, Kül Diyarı'nın hamlesinin sona erdiğini müjdeliyordu. Şaşkın bir ifadeyle batıya baktı. "Sunny?"
Sunny tekrar içini çekerek oturduğu yerde doğruldu ve sağlam kalan tek eliyle yüzünü ovuşturdu. Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra yorgun bir tebessüm kondurdu yüzüne. "Korkma. Bizim mahallenin psikopatını öylece ölüme terk edecek değilim."
Hamle bittiği için artık lav gölünü kaplayan gölgeleri hissedemiyordu. Bu mesafeden Slayer'ı görmesi de imkansızdı... Ama orada olduğunu, kadim tapınağın çatısında tek başına durup kendisine baktığını biliyordu.
"Bir planım var, rahat ol."
Kai birkaç saniye tereddüt ettikten sonra derin bir nefes verdi ve elindeki yayı titreyen elleriyle yere bırakıp Sunny'nin yanına oturdu. Ağır kirişi akılalacak gibi olmayan bir hızla defalarca çekmekten tükenmiş görünüyordu. Yüzünde garip bir ifade vardı, bu yüzden Sunny tembelce sordu: "Ne oldu? Bir tuhaf duruyorsun?"
Arkadaşı bir an duraksadı, sonra omuz silkti. "Şey... Sadece... bir ilahı daha öldürdük de. Eskiden olsa bu işin çoğunu sen hallederdin ama bu gece başrolleri Leydi Slayer ile ben paylaştık. Tabii ki senin İraden ve Hakikat Altarı'na sunduğumuz kurbanlar sayesinde oldu ama yine de... Bir tanrı öldürdük."
Sunny onu bir süre inceledikten sonra gülümsendi. "Öyle yaptınız."
Kai yavaşça nefesini dışarı bıraktı. "Bu gerçek karşısında donup kalmam, şoka girmem gerektiğini hissediyorum ama dürüst olmak gerekirse hiç umurumda bile değil. İlahların devrildiğine şahit olmak... o ilk heyecanını yitirdi sanki. Kulağa ne kadar inanılmaz gelse de durum bu." Hafifçe kıkırdadı ama sesi titriyordu.
Sunny sessizce ona baktı, sonra başını salladı. "Yani... Uykucu olduğun dönemde Kule Elçileri sürüsüyle savaşan adam sen değil miydin? Uyanmış olduğunda da Yüce bir ejderhanın boğazından içeri atlamıştın. Ha, bir de Sınır'da sergilediğin o çılgınca numara var. Neden donup kalacaksın ki, şaşırmak da neymiş?"
Kai mahcup bir şekilde gülümsedi ve burnunun ucunu kaşıdı. "Iıı, doğru aslında. Ama yine de bu tiksinç fare sürüsü bir tanrıydı."
Sunny sırıttı, ardından etrafına göz gezdirip akan lavların içinde yanan fare kürkünün kokusuyla yüzünü buruşturdu. "Lafı açılmışken... Şey, biraz tanrı eti ızgarası yapmaya ne dersin?"
Kai'nin yüzü bir anda değişti, adeta yeşile döndü. "F-fareler mi? Onları yemek mi? Sa-ol ama almayayım!"
Sunny kahkahayı bastı. "Ha? Nedenmiş ki? Biliyorsun, varoşlardayken genelde evrensel erzak paketleri yerdik; yani bildiğin fare paketleri. İçinde sadece sentetik macun, hayal edebileceğin en kuru, en tatsız krakerler ve tek kullanımlık bir su filtresi olurdu. Bu yüzden hep gerçek bir farenin tadına bakmak istemişimdir. Gerçek fare bulmak zordu tabii, daha güçlü çocuklar bizden önce avlardı onları."
Etrafına bakan Sunny, yanan kürkün iğrenç kokusunu içine çekip gülümsedi. "Bak nereden nereye geldim! Ah... Hayaller gerçekten de gerçekleşiyormuş."
Kai bir süre ona baktı, ardından kendini zorlayarak kibar bir tebessüm takındı. "Hepsi... hepsi senin olsun o zaman. Lütfen tepe tepe ye! Hayallerini gerçekleştirmenin önüne geçmek istemem."
Sunny alayla güldü. "Çok seçicisin."
Kai, Lanetli Canavar'ın parçalanmış kalıntılarını yemek istememişti çünkü ölüm şekli çok ürkütücüydü ve o iğrenç cesedin her iki yarısı da fazla tiksindiriciydi. Şimdi de biraz lanetli de olsa mis gibi fareleri yemeyi reddediyordu... Bu adamı memnun etmenin yolu yoktu.
Sunny, Kai'ye sitem dolu bir bakış attı, sonra ayağa kalkıp yırtık pırtık kıyafetlerinin tozunu silkledi. "Peki, sen bilirsin. Ama ben açım."
Lanetli Canavar'ın tüyler ürperten cesedi konusunda Sunny de Kai ile aynı fikirde olabilirdi ama bu gece kendini tutmayacaktı. Zavallı Fare Kralı açlığını hiçbir zaman dindirememişti, bu yüzden onun lanetli anısını ancak kendi karnını doyurarak yaşatabilirdi.
Fare eti ararken Canavar figürünü buldu. Kısa bir süre sonra Fare Kralı'ndan geriye kalan tek ruh kırıntısına da ulaştı; taş kaymasının altında kalmış ve lavlara gömülmüştü ama Sunny o minik kristali çıkarmakta pek zorlanmadı.
...Fare etinin hastalıklı, hatta belki de lanetli olduğu ortaya çıktı. Yine de lezzetliydi ve Kan Dokusu aradaki pislikleri temizlemekte hiç zorlanmadı. Sonradan düşününce, Kai'nin katledilen tanrının etini yemeyi reddetmesi belki de daha iyi olmuştu.
Sunny'ye daha çok kalmıştı! 'Bu çocuğun hayatta kalma içgüdüleri gerçekten çok mu keskin, yoksa benimkiler tamamen köreldi mi?'
Karnı doyup keyfi yerine gelen Sunny, yeni doğan volkanın batı yamacına dönüp güneşin doğuşunu izlemek için Kai'nin yanına oturdu.
Güneş doğduğunda, Ariel'in Oyunu'nun son perdesi nihayet sahnelenecekti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.