Son Yemek

Durum biraz komikti; küçücük bir rozetti alt tarafı ama Sunny kendini o olmadan neredeyse çıplak hissediyordu.

Görevden uzaklaştırılıp emniyetten kapı dışarı edilen o ve Effie, Mirage Polis Merkezi binasının önünde durmuş, kasvetli bir ifadeyle yağan yağmuru izliyorlardı. Tedavi edilmeleri, sorgulanmaları ve ardından Yüzbaşıdan sağlam bir azar işitmeleri epey vakit aldığı için güneş çoktan batmaya yüz tutmuştu. İkisinin de üzerinde ölü toprağı vardı.

En sonunda Sunny içini çekti.

“Tuhaf hissettiriyor. Daha önce hiç kovulmamıştım, biliyor musun?”

Effie ensesini kaşıdı.

“Ben de.”

Sunny bir an bir şeyler düşündü.

“Aslına bakarsan, daha önce hiç işe de girmemiştim.”

Effie başını hafifçe yana eğdi.

“Ben de girmedim. Dur bir dakika, hükümet için çalışmak sayılıyor mu?”

Sunny bu soruyu ciddiyetle tarttıktan sonra başını iki yana salladı.

“Hayır. Sen hükümete bir Aziz olarak katıldın; bu bir çalışan değil, patron olmak gibi bir şey.”

Effie hafifçe gülerek onayladı.

“Doğru sanırım. Ama hey! Teknik olarak Alan Savaşı sırasında Nephis’in emrindeydin, bir paralı asker olarak. Sana ödeme yaptı, yani… o bir işti.”

Sunny kaşlarını çattı.

“Hayır, değildi.”

Ayrıca teknik olarak Nephis ona henüz ödeme falan yapmamıştı. Hizmetlerine karşılık ödeme olarak kendisine bir borcu olmasını istemiş ve konuyu bir daha asla açmamıştı.

Ancak o daha bunu açıklayamadan Effie ona muzip bir bakış fırlattı.

“Patronla yattın diye çalışan olmadığın anlamına gelmez, değil mi?”

Sunny onun omzuna bir yumruk attı ve bu hamlesi hırpalanmış vücudunda bir acı dalgası uyandırınca yüzünü buruşturdu.

“Kes şunu. Beni işe falan almadı… Onu, beni işe aldığına inandırarak kandırdım ama aslında en başından beri hedefim onun tarafında savaşa katılmaktı. Gönüllü oldum.”

Effie birkaç kez gözlerini kırpıştırdı.

“Ha? Dur, ciddi misin?”

Sunny şaşkınlıkla ona baktı.

“Evet. Bekle, bilmiyor muydun? İsimsiz Tapınak’ı neden Tanrıkabri’nin tam ortasına diktim sanıyorsun? Bir Ölüm Bölgesi’nde yaşamak çok eğlenceli olduğu için mi?”

Effie şaşkın bir halde ona bakmaya devam etti.

“Yani, ben sadece senin insanlardan nefret eden bir münzevi olduğunu varsaymıştım. O yüzden, evet.”

Sunny güldü.

“Değilim. Yani… öyleyim ama Hisarımı Tanrıkabri’ne köklemek istememin sebebi bu değildi. Sadece savaşın nerede çıkacağını tahmin ettim, orada bir varlık gösterdim ve Büyük Klanların eninde sonunda yemi yutup beni bulmaya geleceklerini bilerek hakkımdaki dedikoduların yayılmasına izin verdim.”

Effie hayretler içinde başını salladı.

“Vay canına. Ne sinsiymişsin. En başından beri Nephis’e yürümeyi de planlıyor muydun?”

Sunny gülümsedi ve uzaklara baktı.

“Hayır. Tam tersine. Planım, o dahil hiç kimsenin önünde maskemi asla çıkarmamaktı. Söylemeye gerek yok, o plan muazzam bir şekilde patladı. Tanrılara şükürler olsun.”

Effie kıkırdadı.

“Aww.”

Ona samimiyetle baktı ve duygulanmış bir tonda ekledi:

“Neyse, açlıktan ölüyorum. Diner’a gidelim mi?”

Sunny o mütevazı mekânda servis edilen leziz yemekleri hatırlayarak bir an cevap vermedi.

“Olur. Ben de açlıktan ölüyorum.”

Yağmura karşı bir süre öylece hareketsiz durdu, sonra sordu:

“Yalnız ne berbat, biliyor musun?”

Effie kaşını kaldırdı.

“Ne?”

Sunny gözlerini yumup yüzünü ekşitti.

“Benim personel taşıyıcı şu an bir yığın yanmış hurda metalden ibaret. Bir yere nasıl gideceğiz biz?”

Effie birkaç kez gözlerini kırptı.

“Ah. Doğru ya!”

Bir süre durakladıktan sonra içini çekti.

“Haklısın. Bu cidden berbat işte…”

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.