Gölün üzerinde süzülürken etrafa yaydığı parlaklıkla çalkantılı suları aydınlatan Nephis’i grotesk bir kahkaha sarmaladı. Kanakht’ın Çılgınlığı ile savaşabilmek için Kutsama’yı kuşanıp çoktan alev ruhu formuna bürünmüştü.
Karanlık derinliklerinde yüzlerce eğrilip bükülmüş silueti barındıran bu kadim Kabus Yaratığı, sürekli biçim değiştiren devasa bir duman ve siyah toz bulutunu andırıyordu. Ölümcül silahlar savuracak pençeleri, dişleri ya da elleri yoktu... Fakat dökülecek bir kanı, delinecek bir kalbi ya da kesilecek bir başı da yoktu.
Varlığı, düşmanlarını esir alan cinnetten ibaretti; gücüyse onları zayıf düşüren takıntılardan besleniyordu.
Siyah tozun somutlaştırdığı hezeyanlar, dağları ufalayacak, titanları parçalayacak türden muazzam bir güç barındırıyordu. Ancak Kanakht’ın Çılgınlığı’nı asıl korkunç kılan şey, kurbanının zihnine savurduğu o sinsice ve amansız saldırılardı.
Nephis, Yıkım adını çağırıp alevlerini Kutsama üzerinden akıtarak fırtınalar koparırken bunu iliklerine kadar hissetti. Kötücül bir varlık zihnine sızıyor, onu kanlı canlı bir hezeyanla zehirlemeye çalışıyordu.
Dayanılmaz bir acıyla kıvranırken, yaklaşan sanrıların getirdiği sersemlikle alev fırtınasına o kapkara duman kütlesini yutmasını emretti.
Kanakht’ın Çılgınlığı yanarken kahkahası daha da şiddetlendi.
"Daha fazla... Yak beni, daha çok yak, canımı yak, daha fazla... Daha fazla!"
Devasa bulut kül olarak savruldu, adeta bir kül girdabına dönüştü.
Ancak bir salise sonra o küller yeniden dumana ve siyah toza bürünüp onu yutmak istercesine bir sel gibi ileri atıldı.
İşin en kötü yanı da buydu. Nephis, Kanakht’ın Çılgınlığı’nı kaç kez yok ederse etsin, mahluk bir türlü ölmüyordu.
"Biliyor muydun nefim?"
Yıkıcı darbeler Dört bir yandan üzerine yağarken Nephis kendini savunmak için kılıcıyla havada adeta dans etmek zorunda kaldı. "Senin kadar çıldırmış birine daha önce hiç rastlamadım..." Nephis İradesiyle gerçekliği yararak Kanakht’ın Çılgınlığı’nın uçsuz bucaksız karanlığında bir yarık açtı. O karanlık enginlikten sıyrılıp bir darbe daha indirmek için kendi etrafında döndü. Yüzlerce metreye yayılan beyaz bir alev nehri gökten süzülerek siyah bulutu ikiye böldü. Alevler suya temas ettiği an sağır edici bir patlama yankılandı, etrafı kesif bir buhar bulutu kapladı.
"Gücümü delilikten alırım ve senin zihnin... Ah, ne harika bir lezzet... Nasıl bir ziyafet..." Bir an sonra Kanakht’ın Çılgınlığı çoktan bütünleşmişti bile. Nephis’i kıyıya doğru sürüklemek için öne atıldı.
Nephis, Kusur’unun kör edici acısıyla sersemlere dönerek iniltisini bastırdı. Normalde bu acıya dayanmakta üstüne yoktu ama zihni o aşağılık hezeyanların amansız saldırısıyla zayıf düşmüştü.
‘Ah...'
Zihnini kemiren bu hezeyanın sadece onu zehirleyip zayıflatmak için yapılmış bir saldırı olduğunu sanmışlardı. Oysa asıl amacının tam tersi olduğu ortaya çıkmıştı; Kanakht’ın Çılgınlığı’nı güçlendirmek için Nephis’in kendi zihnini kullanıyordu.
Nephis pek de normal biri olmadığını biliyordu. Arzuları her zaman takıntı sınırında gezinmişti; kararlılığıysa diğer insanlara... Hatta görebildiği kadarıyla herkese kıyasla çok daha uç noktadaydı. Üstelik bir Yüce’ydi ve tüm Yüceler, akıl dışı başkaldırılarının o ağır yükünü taşıyabilmek için biraz çıldırmış olmak zorundaydı.
Dolayısıyla Kanakht’ın Çılgınlığı kurbanlarının akıl sağlığının bozulmasından güç alıyorsa, Nephis’ten kazanacağı şey muazzamdı.
Üstelik Nephis dövüşün başında Tutku adını çağırarak zaten yakıcı olan arzularına körükle gitmişti. Bu, İradesini güçlendirmenin bir yoluydu ama farkında olmadan düşmanına çok daha büyük bir hediye sunmuştu.
Mahlukun bu kadar korkunç bir güce ulaşmasına şaşmamalıydı.
"Yine de çok garip..."
Kanakht’ın Çılgınlığı, gölü kaynatan bir kâbus sürüsü gibi üzerine çöktü.
"Senden geriye kalan çok az şey var. Benim hiçbir çabam olmadan zihnin zaten bir harabeye dönmüş... Seni bu hale kim getirdi?"
Nephis, Saray Adası’na kalan mesafeyi tarttı ve kaşlarını çattı. Bu savaşı nasıl kazanacaktı?
"Ne demek istiyorsun?"
Çektiği ızdıraba ve zihinsel işkenceye rağmen sesi son derece sakindi.
O korkunç siyah bulutun içinden yükselen tekinsiz bir kükreme, dev bir dalga gibi üzerine vurarak yankılandı:
“Burada her yer delik deşik. Eksik olan şeyler var. Sanki birisi kalbinin yarısını söküp almış da yerine sis doldurmuş gibi. Sislerin üzerine bir saray nasıl inşa edilebilir ki? Ah... Daha önce hiç böyle garip bir yaratık görmemiştim..." Nephis saliselerle ölçülecek bir an duraksadı.
Ariel’in Mezarı’ndan sonra hafızasında kalan boşluklardan mı bahsediyordu? Nasıl bilebilirdi? Ve tam olarak neyi biliyordu?
Hayır... O yaratık az önce ne söylemişti? Önemli bir şeye benziyordu...
Bu kısacık duraksama, o ışıl ışıl bedenine ezici bir darbenin inmesine yetti. Siyah hareler, beyaz alevlerine bulaşarak onları zehirledi.
Çığlık atar, ancak çığlığı Kanakht’ın Çılgınlığı’nın grotesk kahkahasında boğulup gitti.
“Seninle o kadar da farklı değiliz, değil mi?" Nephis bedenine bulaşan zehri yakıp yok ederken acının zihnini berraklaştırmasına izin verdi ve kanatlarını açtı. Etrafındaki siyah toz eridi, duman alevlere teslim oldu. Havanın kendisi tutuşarak yıkıcı bir zincirleme reaksiyona yol açtı ve etrafta buz gibi bir vakum balonu oluştu.
Ölümcül soğuğun kucağında Kutsama’yı havaya kaldırdı.
Bu noktada yapılacak en akıllıca şey Tutku adını serbest bırakıp düşmanını bu güçten mahrum etmekti...
Işık saçan figürü acımasız bir parıltıyla yanarken; hava, duman ve siyah toz o vakum boşluğuna doğru çekildi.
“Delilikten mi besleniyorsun?"
Gülümsedi.
"Bakalım ne kadarını yutabileceksin..." Bununla birlikte İsimler’i çağırdı.
Nefretin Adı, Sevginin Adı, Arzunun Adı, Cesaretin Adı, Gazabın Adı...
Her bir tutkuyu, tutkunun her bir tonunu zihnine çağırarak kendini dayanılmaz, ezici duyguların koynuna bıraktı.
Kendini deliliğe teslim etti. ..Kanakht’ın Çılgınlığı bocaladı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.