Sessizliğin Kıyısında

Savaş bitmişti.

Sis dağılmış, köpüren sular durulmuştu. Hayalet armada sanki geçici bir hayaletten ibaretmiş gibi bir anda yok olup gitmişti. Yaşlı Tom ise o dipsiz karanlığına geri çekilmişti.

Gece Bahçesi gövdesinde birkaç yeni yara almıştı; yaşayan teknesi, soluk yıldız ışığının altında kendini yavaş yavaş onarıyordu. Uyanmış askerler güvertenin altından çıkmaya başlarken, topların başında duran Yükselmiş subaylar ise korkuluklara yaslanmış nefesleniyor, soğuk rüzgar solgun yüzlerini okşuyordu.

Ruh Biçici Jet zaten çoktan kendi gemisine dönmüştü; biraz hırpalanmış olsa da büyük oranda yara almadan kurtulmuştu. Zırhının onarılması gerekiyordu, bu yüzden onu serbest bırakıp yerine rahat, sıradan giysiler giymeyi tercih etti.

Çok geçmeden, Gecenin Azizleri de Gece Bahçesi'nin güvertesine adım attı. Büyük bir coşkuyla karşılandılar; ne de olsa Fırtına Denizi'nin karanlık derinliklerinde Yaşlı Tom ile yüzleşmek, üstelik o korkunç yaratığı kaçırmak az buz bir iş değildi. Üstelik herkes, canavarla tek başlarına savaştıklarını sanıyordu.

Naeve ve Kan Dalgası, uyanmış askerlerin tebriklerini kabul ederken; Sunny, Jet'in özel bahçesinin o sessiz inziva köşesinde, gölgelerin içinden sürünerek çıktı ve inleyerek kendini çimlerin üzerine bıraktı.

Berbat hissediyordu.

Her şey hiç uğrunaydı.

Sonunda Yaşlı Tom'un kaçmasına izin vermişti. O dipsiz karanlıkta onu yenip yenemeyeceği zaten meçhuldü ama Sunny, bunu deneme fırsatı bile bulamadığı için hayal kırıklığı yaşıyordu.

Tek başına olsaydı o tekinsiz dehşetin peşinden kesinlikle giderdi ancak şimdi Gece Bahçesi'ni ve içindeki yolcuları da düşünmek zorundaydı. Bu yüzden daha mantıklı olan yolu seçti, Yaşlı Tom'u parça pinçik etme arzusunu içine gömüp yüzeye döndü. Şimdi ise elinde hiçbir şey olmadan yaralarının acısını çekiyordu. Savaşın son anlarında, kabuğunun koruyucu bariyeri olmadan, kendi gerçek formunda, yani devasa, şekilsiz bir gölge olarak o derinliklerin dehşetiyle yüzleşmek zorunda kalmıştı. Bu durum savaşı kurtarmasını sağlamıştı sağlamasına ama ruhunun hasar almasına da zemin hazırlamıştı.

Yine de sorun değildi; çünkü Ruh Örgüsü yırtılan ruhunu zaten yamamaya başlamıştı. Derinliklerde bir yerde Yaşlı Tom da can çekişiyordu; Sunny'nin Ölüm İradesi ile zehirlenmişti ne de olsa.

Bunu düşünmek Sunny'yi rahatlattı, içini intikam dolu bir sevinç kapladı.

Aziz, çimlere uzanmış bedeninin solunda sessizce nöbet tutuyordu. Katil ise biraz ötedeki bir ağaca yaslanmış, çevresindeki koyu gölgelerden neredeyse ayırt edilemez halde duruyordu.

Çok geçmeden Jet de bahçede ona katıldı.

Yanı başına oturup derin bir iç çekti ve hüzünlü bir sesle konuştu:

"Çok garip, değil mi? Savaşı kaybetmedik ama kazanmış gibi de hissettirmiyor."

Sunny ona kısa bir bakış fırlatıp omuz silkti. "Bence hiç de garip değil."

Bir an duraksadıktan sonra sordu:

"Yaşlı Tom ile savaşırken hissettiğim o tekinsiz şey... Uçan Hollandalı ortaya çıktı, değil mi?"

Jet başıyla onayladı.

"Evet, beklediğimiz gibi. Ama gece çöktüğünde gözden kayboldu."

Sunny kaşını kaldırdı.

"Eter onu kaçırdı mı yani?"

Jet bir süre sessiz kaldı, ardından tekrar iç çekti.

"Eter'den korkup kaçtığından değil; yıldızlar ve onların içinde gizli olan harita yeniden belirdiğinde, gitmeyi kendi seçti. Sonuçta bu yarışta geriye kalan tek adaylar biz, Yaşlı Tom ve Uçan Hollandalı değiliz. Bu yüzden zaman kaybetmek istemediğini düşünüyorum, özellikle de Gece Bahçesi'nin zaten biraz hasar aldığını hesaba katarsak." Kısa bir es verdi.

"Aslına bakarsan... Birkaç gemiyi yok etmeyi başardım ama Eter ve senin topların tarafından yok edilenler gerçekten silinip gitmedi. Sadece dağıldılar, bir süre sonra geri dönecekler. Yani o hayalet filoya verdiğimiz hasar devede kulak kalır."

Jet ona karanlık bir bakış attı.

"Eğer yanılmıyorsam, o hayalet denizciler geminin sadece birer yansıması; uğursuz teknelerine sonsuza dek hapsedilmiş kayıp ruhlar. Denizciler her yok edildiğinde ambarlara geri dönüyorlar, sonra da gemiyi yürütmek için tekrar çağrılıyorlar. Sonu gelmez bir döngü." Yavaşça nefes verdi.

"Tabi benim gibi biri bu döngüye son vermezse. Ancak gemilerin kendileri de Uçan Hollandalı'nın birer yansımasından ibaret; yok edildiklerinde içlerindeki ruh havuzları onun devasa ambarına geri çekiliyor. Yani Uçan Hollandalı'nın kendisi yok edilmeden, o hayalet armada asla gerçekten yenilemez. Büyük, lanetli bir matruşka bebek gibi... O tekinsiz gemilerden birkaçını batırdıktan sonra vardığım sonuç bu." Jet iç çekti ve yıldızlara baktı.

"Kafamı kurcalayan tek şey Uçan Hollandalı'nın kaptanı. O da mı o lanetli geminin bir başka tutsağı, yoksa gemi ve onun laneti kaptanın kendi gücünün birer dışavurumu mu? İşte bunu bilmiyorum."

Sunny hafifçe gülümsedi.

"Benim de hiçbir fikrim yok."

Jet bir süre sessiz kaldı.

"Yine de Uçan Hollandalı ve onun hayalet filosu bana bir şeyi hatırlatıyor. Sanırım daha önce benzer bir varlıkla karşılaşmıştım."

Sunny kıkırdadı.

"E, tabii ki karşılaştın. Tam karşında duruyorum ya."

Gerçekten de Jet'in tarif ettiği şey, Sunny'nin kendi Gölge Lejyonu ile ürkütücü derecede benzerlik gösteriyordu. Gölgeleriyle hayaletler arasında bir nevi akrabalık vardı; onlar da asla tamamen yok edilemezdi, sadece bir süreliğine defedilebilirlerdi. Ruhunun karanlık boşluğuna geri döner, oradaki loş alevlerle iyileşip onarılırlardı.

Tabi işin içine Jet gibi biri girmediği sürece.

Jet yavaşça başını iki yana salladı.

"Hayır, seni kastetmiyorum."

Bir iki saniye düşündükten sonra ekledi:

"Bir süre önce Büyük bir İblis öldürmüştüm... Kanakht'ın Kalbi. O da emri altında esir ruhlardan oluşan bir sürü barındırıyordu."

Sunny bunun ne anlama gelebileceğini düşünerek birkaç kez gözlerini kırptı.

Sonunda omuz silkti.

"Nasıl olsa yakında Uçan Hollandalı hakkında daha çok şey öğreneceğiz; istesek de istemesek de."

Gece Bahçesi şimdi dalgaların arasında süzülerek dinleniyordu ama yakında Ebedi Şehir'e doğru yolculuğuna devam edecekti. Yol boyunca karşılaştıkları tüm tehlikeler, muhtemelen orada onları bekleyenlerin yanında solda sıfır kalacaktı.

Bir an tereddüt ettikten sonra sordu:

"E, şimdi ne yapacağız? Ebedi Şehir'e ilk varan olmak ümidiyle Yaşlı Tom ve Uçan Hollandalı'nın peşine mi düşeceğiz?"

Jet yavaşça başını salladı.

"Gece Bahçesi hasarlı, sen de pek iyi görünmüyorsun. Birkaç gün bekleyip partiye en iyi halimizle katılmak daha doğru olur. Yolun sonunda bizi neyin karşılayacağını kimse bilemez; ama tam eşiğinde büyük bir mezbaha olacağı kesin. Bu yüzden eğlenceye dahil olmadan önce, diğer adaylara birbirlerini düzgünce selamlama fırsatı vermeliyiz."

Sunny tembelce gülümsedi.

"Eğlence demek? Ödülü bizden önce kapacaklarından korkmuyor musun?"

Jet kıkırdayarak başını iki yana salladı.

"Hiç de bile."

Sunny ona şaşkınlıkla baktı.

"Nasıl yani? Neden?"

Ayağa kalkan Jet, ona acıyan gözlerle bakıp başını salladı.

"Demek istediğim... Ebedi Şehir'e giden yol bile bu kadar kötüyse, orada gizlenen şey her neyse kesinlikle on kat daha beterdir. Ve bu, Yaşlı Tom veya Uçan Hollandalı gibilerin bile bir iki günde halledebileceği bir şey değil."

Jet sessizce gülerek Aziz'e doğru başıyla selam verdi ve oradan uzaklaştı.

Yalnız kalan Sunny yüzünü yıldızlara döndü, bir süre yaprakların o huzurlu hışırtısı eşliğinde sessizliğin tadını çıkardı.

Bir süre sonra mırıldandı:

"İnsan düşünmeden edemiyor... hmm, belki benim de kendime ait bir bahçem olmalı..."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.