Ruhun Yıkımı

Lanet olsun!

Sunny’nin arkasında Saray, yırtılan metalin kulakları sağır eden çığlığıyla içe doğru çöktü. O gururlu kuleleri ve heybetli surları kâğıttan yapılmışçasına büzüldü; temeli, sivri ve pürüzlü kenarlardan oluşan bir enkaz yığını hâlinde yerden koparak ağır ağır havaya yükseldi.

Bu devasa yapının tamamı sanki havada süzülüyordu. Tabii ki gerçekte uçmuyordu; yalnızca merkezî bir noktaya doğru çekiliyordu. Boşluk hücresinin üstünde kalan Saray parçaları aşağı, altında kalan her şeyse yukarı çekiliyordu. Hayal bile edilemez miktardaki metal kütlesi, akıl almaz bir baskı altında büzüşüyor, biçimini kaybedip yavaş yavaş küçülüyordu.

Ebedî Kent'i koruyan görünmez kubbe de çökmeyle yüz yüzeydi. Kanakht’ın Eti ise Saray Adası'nın kıyısına ulaşmaya sadece birkaç adım uzaktaydı.

Fakat Sunny’nin dikkatini çeken şey bu değildi.

Onun gözü, saldırısını sürdürmek yerine hortlak ordusunu yüzüstü bırakıp ağır aksak ilerleyen Büyük Titan’a doğru atılan Lanetli Gezgin’e takılmıştı.

Seni lanet olası mahluk!

Sunny durumu geç de olsa kavradı. Arkadaşlarıyla birlikte kendi hedeflerinin çoğuna ulaştıkları gibi, bu meşum hortlak da kendi amacına çoktan ulaşmıştı. Onlar çekilebiliyorsa, o da geri çekilebilirdi... Sadece Kâbus Yaratıkları genelde insan ruhlarının kokusuna karşı koyamadıklarından, Sunny olayların bu şekilde gelişebileceğini ciddiye almamıştı.

Ama Lanetli Gezgin alacağını zaten almıştı; Jet’in bünyesinde saklanan Kanakht’ın Kalbi’nin kalıntıları elindeydi. Jet artık avucunun içinde olduğuna göre, Gölge Lejyonu’nu yok etmek onun için sadece ufak bir ikramiyeydi.

Görünüşe göre bu yüce hortlak, önceliği Kanakht’ın parçalarından oluşan koleksiyonunu büyütmeye vermiş, insanları katletmeyi ikinci plana atmıştı.

Gözün kör olsun senin!

Aslında mantıklı bir seçimdi... Sorun şuydu ki Sunny’nin şu an o tayfın peşine düşmesi neredeyse imkânsızdı.

Karakatli yaralıydı ve Lanetli Gezgin’in çok gerisinde kalmıştı. Yaralarını görmezden gelip peşine düşse bile ona zamanında yetişemezdi. Azize daha da uzaktaydı; Ejder ile İblis ise devasa bir hortlak sürüsüyle boğuşuyordu. Ne Naeve ne de Daeron’un gölgesi yeterince hızlıydı. Kuklacı bile o meşum tayfa yetişecek gibi görünmüyordu. Sunny ancak kendisi gidebilirdi fakat giderse Gölge Lejyonu zorlukla elde ettiği üstünlüğü kaybedip yeniden felaketin eşiğine sürüklenecekti.

Kanakht’ın Eti artık bir dağ kadar heybetliydi; o tiksindirici haşmeti netçe görülebilecek kadar yaklaşmıştı. Gölün kaynayan suları anca dizlerine geliyordu. Bir adım daha attığında bütün Saray Adası zangır zangır titredi.

Artık sadece öne doğru eğilip kolunu uzatarak kıyıya dokunabilirdi. Lanetli Gezgin de tam olarak oraya, Büyük Titan’ın hemen önündeki kıyı şeridine doğru koşuyordu. Ruhani palasını havaya kaldırmıştı; sanki onu Titan’ın etine saplamaya hazırlanıyordu. Deniz rengi soğuk gözleri tekinsiz bir ışıkla parıldıyordu.

Sunny, meşum tayfın yolunu kesmek için gölgeleri çağırmaya yeltendi ancak düşmanı çok uzaktaydı, kıyıya ulaşmasına saniyeler kalmıştı.

Boku yedik.

Sunny işlerin daha da kötüye gitmesine zihnini hazırladı...

Ancak tam o anda garip bir şey oldu.

Zümrüt palanın ruhani parıltısı aniden soluklaştı.

Sonra daha da söndü.

Düşününce...

Sunny, o palanın epeydir zümrüt rengi bir ışık dalgası yaymadığını, dolayısıyla yeni bir hortlak sürüsü de çağırmadığını birden fark etti.

Ha?

Lanetli Gezgin de bir şeylerin ters gittiğini hissetmişti. Hiç yavaşlamadan kendi etrafında döndü ve hayaletimsi palayı fırlattı. Pala, şiddetli yağmur akıntılarını zümrüt bir yıldırım gibi yarıp geçti. Döne döne yükselen bıçak, doğrudan Kanakht’ın Eti’nin kalbini hedef almıştı. Sunny, Kanakht’ın bu iki parçası çarpışırsa ne olacağını gayet iyi biliyordu... Fakat bunu öğrenme fırsatını asla bulamadı.

Çünkü ruhani pala Titan’a asla ulaşamadı.

Ustasının elinden çıktığı andan hemen sonra, zümrüt bıçağın üzerinde ince çatlaklardan oluşan bir ağ yayıldı.

Ardından, Sunny’nin ve Lanetli Gezgin’in büyük şaşkınlığı arasında...

Tuzla buz oldu.

Kanakht’ın Eti bile bu ani yıkım karşısında dona kalmış gibiydi; gölün sığlıklarına ulaştığı an bir anlığına duraksadı.

Yine de hiçbir yanlışlık yoktu. Meşum tayfın savurduğu hayaletimsi pala havada süzülürken parçalanmış, kıymıkları yavaşça süzülerek ruhani bir ışığa dönüşüp erimişti.

Kanakht’ın Ruhıı...

Yok edilmişti.

Sunny bu yıkımı iliiklerine kadar hissetti; o zayıf ama huzursuz edici gölgenin iz bırakmadan silinişini algıladı.

N-nasıl?

Kendi duyularına inanmakta güçlük çekiyordu.

Sis, o kadim dehşetin son parıltılarını yutarak çalkalandı. Ardından...

Sis büzülüp tanıdık bir silüete büründü.

Jet, Lanetli Gezgin’in hemen karşısında, elinde korkunç bir tırpanla dikiliyordu. Hâlâ hortlak formundaydı; Sunny’nin defalarca korkunç şekillerde canını alan Ölümsüz Katliam’a ürpertici derecede benziyordu.

Fakat onda... farklı bir şey vardı. Jet’in boyu uzamamıştı belki ama varlığı o kadar ezici bir hâl almıştı ki sanki devasa bir boyuta ulaşmış gibi görünüyordu. Lanetli Gezgin’in tepesinde dikilmiş, buz mavisi gözleriyle ona yukarıdan bakıyor gibiydi. Lanetli Gezgin de gözlerini ona dikti. Ardından o korkunç tırpan aşağı indi, hayaletimsi bedenini omuzundan kalçasına kadar biçip geçti.

Gezgin, olduğu yerde çakılı kalarak birkaç saniye hareketsiz kaldı.

Ancak bir an sonra, dehşet verici bir rüzgâr esti ve onu sis gibi dağıttı.

...İşte bu kadar kolay. Lanetli Gezgin de yok olup gitmişti.

Binlerce yıldır aradığı Ebedî Kent'in tam kalbinde, kendisinden çok daha korkunç bir hortlak tarafından katledilerek can vermişti.

Jet tırpanını indirdi ve derin bir nefes almak istercesine başını yukarı kaldırdı.

O anda Cassie’nin sesi Sunny’nin zihninde yankılandı.

[Bak... Sana onun iyi olacağını söylemiştim.]

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.