Büyük Zorba Kanakht'ın Ruhu katledildi.
Yozlaşmış İblis Dokuzların Aletes'i katledildi.
Jet gözlerini Sonsuz Şehir’in karanlık göğüne dikti.
Normalde içi içine sığmamalıydı ama zihninde beliren tek bir düşünce vardı...
"H-siktir."
Ortadan kaybolalı çok olmamıştı ama tepesindeki gökyüzü adeta çöküyordu.
Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur kıyamet gibi bir tufana dönüşmüş, yıkıntıların ortasında yükselen devasa altıgen sütunlar harabe şehri sarıp sarmalamıştı. Uzaktan bakıldığında göğün görünmez kubbesini ayakta tutuyor gibiydiler. Fakat Jet'in bunların gerçekte ne olduğunu anlaması bir anını bile almadı. O görünmez kubbenin engin yüzeyi sayısız altıgenden oluşuyordu. Bu altıgenlerden bazıları silinip yok oldukça, Fırtına Denizi'nin buz gibi suları korkunç bir baskıyla aşağı bocalanıyordu. Devasa sütunlar kubbeyi taşımıyordu; aksine, kubbedeki yarıklardan içeri dolan ama şekillerini henüz kaybetmemiş devasa su kütleleriydi onlar.
Bunun da ötesinde, Saray'dan eser yoktu. Onun yerinde, büklüm büklüm olmuş gürültüyle çatırdayan, devasa bir metal kütlesi havada süzülüyordu.
"Ölü tanrılar adına... Şuradan ayrılalı şurada iki dakika olmadı..."
İşin iyi tarafı, Gölge Lejyonu kâbus hortlaklarını geri püskürtmüş gibi görünüyordu. Bunları yöneten Zorba da, Zorba'yı parmağında oynatan İblis de artık öldüğüne göre, o hortlaklar tehdit olmaktan çıkmıştı. Çok geçmeden hepsi yok edilirdi.
"Doğru ya."
Jet en sonunda ne yaptığını hatırladı. Onları kendisi öldürmüştü.
Kanakht'ın Ruhu, Lanetli Gezgin... Denizlerin korkulu rüyası Uçan Hollandalı ve onun dehşet saçan kaptanı yok olmuştu. Daha önceki sayısız yaratık gibi onun da işini kendi elleriyle bitirmişti. Jet yıllar boyunca sayısız Kâbus Yaratığı devirmişti ama bu... Bu onun en büyük başarımıydı. Yüce bir Zorbayı tek başına deviren bir Yüce... Pek sık rastlanan bir şey değildi. Hatta normal şartlarda gerçekleşmesi imkânsız bir olaydı.
Yine de Jet başarmıştı.
Her şey, Sis Bıçağı'nın Kanakht'ın Kalbi sayesinde kazandığı özel yeteneği aktifleştirdikten sonra verdiği o hayati kararla başlamıştı.
Jet aslında Lanetli Gezgin'i öldürmeyi denemek istemiş ama buna gücünün yetip yetmeyeceğinden emin olamamıştı. Bu tehlikeli bir kumardı.
O da biletini başka bir kumardan yana kullandı.
Kanakht'ın Ruhu'nun sahibini haklamaya çalışmak yerine, o ruha yem olmayı seçti.
Tamamen gözü kara bir delilik değildi bu. Jet bir süredir Uçan Hollandalı'yı ve onun emrindeki hortlakları inceliyordu. Yaratığın elindeki palanın sürekli hayaletimsi ışık dalgaları yaydığını, savaş alanına durmadan yeni ruhlar çağırdığını fark etmişti. Bu da palanın deposunun henüz boşalmadığı anlamına geliyordu.
Kanakht'ın Ruhu, çağlar boyunca sayısız ruhu midesine indirmiş doymak bilmez bir canavardı.
Fakat...
Jet'in de ondan aşağı kalır bir iştahı yoktu.
Lanetli Gezgin'i öldürmeyi aklından geçiriyordu elbette ama asıl görevi bu değildi. Onun işi, yaratığı oyalamak ve müttefiklerine planlarını tamamlamaları için zaman kazandırmaktı. Kanakht'ın Ruhu adamın güç kaynağı olduğuna göre, onu yok etmek ya da zayıflatmak da aynı kapıya çıkardı.
Üstelik kendisi de bir hortlaktı. Yani bu iş için biçilmiş kaftandı.
Jet, Kanakht'ın Kalbi'nin kendisine tanıdığı o tek bir anlık sürede Lanetli Gezgin'i katletmeye çalışmak yerine adamın kolunu koparıp o hayaletimsi palayı elinden kaptı.
Bıçağın kendisini yutup yutacağını biliyordu. Zaten Kanakht'ın Ruhu'nu çalmasının tek amacı da ona yem olmaktı. Yine de kendini o zümrüt yeşili namlunun çekimine kaptırdığı an, içini ürpertici bir his kapladı ve sessizce küfretti.
Bir an sonra ortadan kaybolmuştu.
Kanakht'ın Ruhu'nun zifiri karanlık karnında dünya bambaşkaydı.
Aslında ortada bir dünya bile yoktu.
Mekân yoktu, zaman yoktu, yaşam ya da ölüm yoktu.
Sadece onu bir bataklık gibi sarmalayan, ne olduğu belirsiz zümrüt yeşili bir parıltı...
Ve tıpkı kendisi gibi Zorba tarafından yutulmuş sayısız ruhun varlığı.
Ama Jet ile o köleleştirilmiş ruhlar arasında çok kritik bir fark vardı. Onlar, Kanakht'ın Ruhu'na tutsak olmadan önce katledilmişlerdi. Jet ise en başından beri ölüydü... Oraya etinden kemiğinden soyulmuş çaresiz bir ruh olarak değil, kin dolu bir hortlak olarak adım atmıştı.
Bu da Jet'e, en azından kısacık bir an için de olsa bir hareket alanı sağladı. O sırada ölümün eşiğindeydi; ruhundaki öz neredeyse tamamen tükenmişti. Kanakht'ın Ruhu'nun baskıcı İradesi, onun benliğini boğup zihnini itaatkâr bir köleye çevirmek için üzerine çullandı. Yeterince vakti olsaydı bunu başarırdı da.
Fakat Jet ona bu fırsatı vermedi.
O kısacık anı fırsat bilip Sis Bıçağı'nı havaya kaldırdı ve içindeki öldürme niyetini ustura keskinliğinde bir tırpana dönüştürdü.
O tırpanın tek bir şlakkı, Büyük Zorba'nın içindeki tüm tutsak ruhları biçmeye yetti.
Ne de olsa orada ne mekân vardı ne de zaman. Bu da tutsak edilen bütün ruhların aynı noktada istiflendiği, tenasül eden on bin darbenin tek bir darbeyle aynı anda indiği anlamına geliyordu.
Böylece, kümese dalmış bir tilki misali, Ruh Biçici Jet, Kanakht'ın Ruhu'nun içine hapsolmuş her bir tayfı bir anda kılıçtan geçirdi.
"Aha..."
Çökmekte olan ruhuna bir öz tsunamisi hücum etti, onu anında toparladı.
Asıl sarsıcı olan ise parçalanmış ruh çekirdeğine akan o devasa parça akınıydı.
On yıllardır istikrarlı bir şekilde büyüyen çekirdek birdenbire şişti, çıplak gözle görülebilecek bir hızla büyüdü.
Anında öyle devasa, öyle ağır bir hâle geldi ki Jet'in Yüce ruhu bu yükü taşımakta zorlanmaya başladı.
"Bu... Bayağı büyük bir ganimet oldu galiba."
Jet tuhaf hissediyordu. Çok daha güçlüydü, evet ama aynı zamanda... Tehlikeli derecede dengesizdi.
Bunun icabına sonra bakacaktı. Şimdilik...
Zümrüt yeşili parıltının yuttuğu her bir ruhu ilk darbesiyle biçmişti. İkinci darbesini ise zindanının duvarlarına indirdi.
Tıpkı bir canavarın midesine yuvarlandıktan sonra karnını yararak dışarı çıkmak gibiydi bu.
Çok geçmeden etrafını saran o garip âlem çatırdayarak yarıldı ve kendini bir kez daha Sonsuz Şehir’in fırtınalı göğü altında buldu.
Lanetli Gezgin'in tam karşısındaydı. Gücünün kaynağı yok olan o meşum hortlak, şimdi bir hayli cüceleşmiş görünüyordu. Jet ise kendini her zamankinden daha güçlü hissediyordu.
Tırpanını indirdi ve rakibini varoluştan sildi.
Lanetli Gezgin'in ve onun o korkunç gemisinin dehşet verici efsanesi işte böyle son buldu.
Ve Ruh Biçici Jet'in şanlı efsanesine işte böyle yeni bir sayfa eklendi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.