Sunny, Jet’e ve Gece Azislerine söylediklerinde son derece ciddiydi. Durumları gerçekten de vahimdi; son gün hızla yaklaşıyordu ve insanlığın kaderi henüz tamamen belirsizdi. Belki diğerleri bu uğursuz gerçeği görmezden gelebilirdi ama yücelerden biri olarak Sunny, dünyanın sonunda yaşanacaklardan bizzat sorumluydu.
Bu yüzden, ellerinde daha az güç tutanlar gibi kendini bilerek gözünü kapamanın o sahte huzuruna bırakamazdı.
Keşke yapabilseydim, o zaman her şey çok daha kolay olurdu, diye geçirdi içinden. Tek derdinin karnını doyuracak ve lüks bir hayat yaşamasını sağlayacak kadar kredi kazanmak olduğu günleri özlüyordu. Tabii bir de... her şeyin akılalmaz derecede güçlü göründüğü ve bir şekilde onu öldürmeye ant içtiği bir dünyada bir gün daha hayatta kalabilmeyi.
Her halükarda, Sunny’nin aşırı temkinli davranarak kaybedecek vakti yoktu.
Yine de tedbiri elden tamamen bırakmayı da önermiyordu. Sadece seçeneklerinin kısıtlı olduğunu ve risk ile kazanç hesaplanırken korkakça davranmanın, şu an sahip olamayacakları bir lüks olduğunu belirtmişti.
Yine de tamamen gözü kara bir deliliğin arkasında durmuyordu. Sonsuz Şehir’e yapılacak bir seferin başarılı olacağına ya da en azından bir felaket ile sonuçlanmayacağına inanmak için geçerli sebepleri vardı.
Yıldız Haritası’nı takip etmenin getireceği riskleri azaltan birkaç etken mevcuttu.
En başta, Gece Bahçesi’nin kendisi geliyordu. Yaşayan gemi, binlerce yıldır Fırtına Denizi’nde sürükleniyordu ve henüz hiçbir şey onu batırmayı başaramamıştı. Bu yüzden Sunny, Sonsuz Şehir’e giden yolda karşılaşacakları her türlü tehlikeye göğüs gerebileceğine inanıyordu.
Çok daha korkunç bir şeye denk gelseler bile, Gece Bahçesi’nin diğer neredeyse tüm hisarlardan daha iyi yaptığı bir şey vardı; tehlikeden kaçmak. Devasa gemi kendi başına son derece hareketli olmakla kalmıyor, aynı zamanda Nephis’e rüya alemindeki iki nokta arasında rüya kapısı açma yeteneği bahşediyordu. İhtiyaç anında Gece Bahçesi neredeyse anlık olarak daha güvenli sulara geri çekilme imkanına sahipti; bu sayede yolcuların güvenliği garantiye alınabilirdi.
Sonuçta Sunny milyonlarca hayatı riske atmak istemiyordu. Yolcularını korumak için güvenilir bir yolları olduğundan emin olmasa, Gece Bahçesi’ni tehlikeli sulara sokmayı asla önermezdi.
Ve son olarak, Gecegezer’in bir zamanlar Sonsuz Şehir’den kaçtığı gerçeği vardı. Üstelik bunu henüz bir uykuda gezenken başarmıştı. Şimdi ise oraya, Gece Hanedanı’nın üç azizinin ve bizzat Ruh Orakçısı Jet’in önderliğinde, savaşta pişmiş uyanmış savaşçılardan oluşan bir ordu gidiyordu. En önemlisi de Sunny oradaydı. Ve tek başına Sunny; yedi hükümdara, yüce gölgelerden oluşan bir birliğe ve yolculukta Gece Bahçesi’ni koruyacak uçsuz bucaksız bir ölümsüz gölgeler ordusuna eşdeğerdi.
Eğer bu güç Sonsuz Şehir’in ödüllerini toplamaya yetmiyorsa, ne yetebilirdi ki?
Ve bu ödüller gerçekten de Sunny, Gece Bahçesi ve genel olarak insanlık için fazlasıyla cömert olacağa benziyordu. Bu yüzden Sonsuz Şehir seferinin getireceği riskin, elde edeceklerine fazlasıyla değeceğine karar verdi.
Tabii ki Sunny bu kararı tek başına vermeyecekti. Aslında Dokumacı’nın geride bıraktığı haritayı takip etmek için Gece Bahçesi’ne gerçekten ihtiyacı yoktu; sadece haritayı okuyabilecek birinin ona eşlik etmesi yeterliydi. Ne var ki Sonsuz Şehir, yaşayan gemiyi güçlendirmek için de bir fırsat sunuyordu. Bu olmasa Sunny sisli sulara tek başına açılmayı tercih ederdi.
Her durumda, Jet ve Sunny’nin, Gece Bahçesi’ni Fırtına Denizi’nin derinliklerine götürüp götürmeyeceklerine karar vermeden önce Nephis ve Cassie’ye danışmaları gerekiyordu. Uzun bir yolculuk için hazırlıklar da yapılmalıydı, bu yüzden birkaç gün tartışmalar ve strateji toplantılarıyla geçti.
Nephis de başını kaşıyacak vakit bulamıyordu. Cassie ile birlikte, Mordret’in beklenmedik bir şekilde yücelik tahtına yükselişinin yarattığı artçı şoklarla uğraşmaya devam ediyorlardı. Hem halkın tepkisiyle ilgilenmek hem de Hiçliğin Kralı’nın bizzat kendisiyle uğraşmak zorundaydılar. Mordret ve onun sayısız kuklasının Boşluk Dağları’na geçişine izin verilmeliydi ve birileri bu süreçte işlerin çığırından çıkmadığından emin olmak zorundaydı.
Böylece, uzun yıllar sonra Mordret, Zincirli Adalar’a geri döndü.
Orada, Beyaz Tüy klanının üyeleri, ona ve Nephis’e bir zamanlar Gece Tapınağı’nın yükseldiği bölgenin kuzey sınırlarına kadar eşlik etti. Yüzen adalar ile Boşluk Dağları’nın sisli yamaçları arasındaki geniş uçurumu aşmak için yeni bir geçit inşa edildi; Mordret de burayı kullanarak insan bölgesini geride bırakıp kendi topraklarında hak iddia etmek üzere yola koyuldu.
Aynı zamanda, Deri Değiştiren gittikten sonra Doğu Çeyreği’nin de toparlanması gerekiyordu. Birlikler diğer sıcak çatışma noktalarına sevk edilmeliydi, üstelik Tanrımezarı’nın güneyindeki ölüm bölgelerinde güçlü kabus canavarları kıpırdanmaya başlamıştı. Bu yüzden Nephis ve Ateş Muhafızları da askeri bir sefere hazırlanıyordu. Sonunda, Sonsuz Şehir seferinin gerçekleşmesine karar verildi.
Hazırlıklar sürerken Sunny, Gölge Lejyonu’nu Yanık Orman’ın derinliklerinden geri çekti. Olası bir saldırı ihtimaline karşı güney eteklerindeki konumunu sağlamlaştırmak ve yeni bölgesini güvenceye almak istiyordu; ama bundan da öte, ordusunun serbest kalmasını ve gerektiğinde Sonsuz Şehir kıyılarına konuşlandırılmaya hazır olmasını amaçlıyordu.
Aynı durum diğer bedenleri için de geçerliydi. Tam gücüne erişemezken yaşadığı iki ölümcül maceranın ardından Sunny, Sonsuz Şehir’in tehlikelerini tepeden tırnağa silahlanmış olarak karşılamaya kesinlikle kararlıydı. Gece azisleriyle yapılan ilk görüşmeden yaklaşık bir hafta sonra, aynı ekip Ana Direk Pagodası’nın özel toplantı kamarasında bir kez daha bir araya geldi. Bu sefer önlerinde tartışılması gereken daha pratik meseleler vardı.
Bu macera kim bilir ne kadar kötü bitecek, diye düşündü içinden.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.