Ne büyük ironi ama.
Ölümsüzler, geniş meydanın sınırında dikiliyor, pırıl pırıl ve genç bedenleri Ebedi Şehir’in yüksek binalarının düşürdüğü koyu karanlığın içinde kayboluyordu. Sadece gözleri, görkemli kulelerin ışığını yansıtarak soğuk gümüş yıldızlar gibi parıldamaktaydı.
Gölge Lejyonu’nu meraklı gülümsemelerle inceliyor gibiydiler... Fakat bu sadece bir yanılsamaydı. Sunny artık çok iyi biliyordu ki bu gülüşler, o ucube yaratıkların insana benzemek için takındıkları maskelerden ibaretti. Oysa içlerinde insani hiçbir şey kalmamıştı.
Şimdi onları daha yakından görebildiğinde, şehre ilk ayak bastıklarında kendilerini karşılayan o iblisle giriştikleri amansız savaş sırasında gözünden kaçan detayları fark etti. Pürüzsüz tenlerinin altında zaman zaman bir şeyler hareket ediyor, sanki dışarı fırlamak için çabalıyor gibiydi. O nefes kesici yüzleri, arada bir salise boyu çarpılarak çirkin, ucube bir hal alıyordu.
Sunny daha önce bu yaratıkların, kendi korkunç doğalarını gizlemek için bilerek insan suretine büründüklerini düşünmüştü. Ancak şimdi, hiçbir çaba sar etmeden ya da kendi iradeleri dışında bu şekilde göründüklerini anladı.
Tam aksine, o ışıl ışıl ölümsüzler canavara dönüşmek için sonsuz bir azapla çabalıyordu. Sadece ne zaman bedenleri mutasyona uğrayıp korkunç bir canavara dönüşmeye başlasa, onlara sonsuz yaşamı bahşeden o aynı büyü etlerini eski haline döndürüyordu.
Yani onlar insan taklidi yapan iblisler değildi. Kendi iradeleri dışında, sonsuza dek insan bedenlerine hapsedilmiş canavarlardı.
Bu ürpertici çelişki tüylerini diken diken etti; o yozlaşmış ölümsüzlerin derisinin de kelimenin tam anlamıyla kıpır kıpır olduğunu düşününce Sunny’nin huzursuzluğu bir kat daha arttı.
Işıl ışıl parıldayan gençler Gölge Lejyonu’nu merakla süzüyor gibi görünse de aslında sadece diğerlerinin de gelmesini bekliyorlardı.
Az sayıda siluet önce bir kalabalığa, ardından devasa bir güruha dönüştü.
Bu güruh, adeta bir sel gibi meydana akmaya başladı.
Sunny derin bir nefes aldı.
İşte başlıyoruz.
Zihni bir çark gibi hızla dönüyordu.
Bu canavarlarla savaşmanın en iyi yolu neydi? Zaferi nasıl kazanabilirdi, hem de kendisi ve Gölge Lejyonu için en az kayıpla? Sunny bir an için ne yapması gerektiğini düşündü ve aradığı cevabı hızla buldu.
İşin komik yanı, bu cevap neredeyse hakaret derecesinde basitti.
Bir uyanmış olarak yolculuğuna ilk başladığında, hayatta kalmak için çoğunlukla beceri ve savaş zekasına güvenmişti. Teknik bilgisi, fiziksel gücü ve zihinsel durumu savaşların gidişatını belirlemişti. Ancak sonraları işler değişti. Hem kendisi hem de düşmanları güçlendikçe, kazandığı zaferlerin çoğunu kıvrak zekasına ve ruh cephaneliğine borçlu oldu. Elbette beceri ve dövüş yeteneği hala her şeyin yeri doldurulamaz temeli olarak hayati bir önem taşıyordu; fakat göze çarpmayan yadigarların bilinmeyen büyülerini beklenmedik şekillerde kullanarak sayısız savaş kazanmıştı.
Bugünlerde savaştığı mücadelelerin sonucu ise genellikle çok daha mistik güçler tarafından belirleniyordu. Kim daha güçlüydü, kimin gücü daha çok yönlüydü? Bu gücü en iyi kim kullanabiliyordu? İlahların çarpışmalarında, kendi varoluşsal kavramları en büyük rolü oynuyordu. Ancak ölümsüz ucube sürüsünün karşısına dikildiğinde, Sunny başladığı noktaya geri döndüğünü fark etti.
Ebedi Şehir’in fethi bir yıpratma savaşına dönüşeceği için Sunny kayıplarını en aza indirmek zorundaydı. Bunu başarmak için de tamamen ilkel askeri taktiklere bağlı kalmalıydı. Bu sınavı aşmanın hiçbir kestirme yolu yoktu, sadece sıradan bir savaş verilecekti. Sunny’nin elindeki en büyük avantaj, Gölge Lejyonu’nun disiplinli bir askeri güç olmasıydı; yozlaşmış ölümsüzler ise korkunç derecede güçlü olmalarına rağmen sadece kontrolsüz bir canavar sürüsünden ibaretti. Bu yüzden gölgelerinin usta savaşçılar gibi dövüşmesini ve hepsinin kusursuz bir uyum içinde hareket etmesini sağlamalıydı.
Bunun da ötesinde, askeri stratejinin rüştünü ispatlamış kuralları büyük önem taşıyacaktı. Örneğin düşmanın ordusunu arkalamasını engellemeli ve araziyi kendi lehine kullanmalıydı. Mümkün olan her an, tahkimatlar inşa ederek veya düşman mevzilerini ele geçirerek kayıplarını azaltmalıydı. Savaş formasyonları gibi en basit askeri unsurlar bile yeniden hayati önem kazanacaktı. Bu durum, kavramsal savaşlardan ve karşıt yönlerin çarpışmalarından çok uzaktı; fakat aynı zamanda son derece aşina olduğu bir bölgeydi.
Böylece Sunny zihniyetini hızla adapte etti.
Yozlaşmış ölümsüzlerin Gölge Lejyonu’nun savaş formasyonuna saldırmasına saniyeler kalmıştı.
Ve o az sayıda saniye içinde Sunny kararını verdi.
Ebedi Şehir için verilen savaşın doğası gereği, gölgelerinin her birini hassas bir şekilde kontrol edebilme yeteneği her zamankinden daha önemliydi. Zihin Dokusu sayesinde bu konuda zaten büyük bir başarı elde etmişti ama bu bile yeterli değildi.
Bu yüzden derin bir nefes alarak bir gölge daha çağırdı.
Sıçan Kral şu an ruhunun ışıksız derinliklerinde dinleniyordu; bu da Sunny’nin başka bir kutsal gölgeyi çağırabileceği anlamına geliyordu.
Yozlaşmış ölümsüzler ileri atılırken, bedenleri dalgalanıp parçalayıcı et yığınları halinde dışarı fırlarken, meydanın üzerinde devasa bir siluet belirdi.
Ardından, devasa siyah bir güve geniş kanatlarını açarak Karanlık Kale’nin ana kulesinin tepesine tünedi ve surların üzerinde gölgesini gezdirdi. Sunny, Şüphe Ruhu olan Kuklacı Güve’nin gölgesini çağırmıştı.
Yaratık kocaman siyah gözleriyle meydanı süzerken, sayısız ruhani siyah ipek iplikçik ileri fırladı ve havada neredeyse görünmez olacak kadar ince bir örümcek ağı gibi yayıldı.
Bu iplerin her biri bir gölgenin sırtına saplanarak hepsini Kuklacı’ya bağladı.
Aynı anda, Sunny’nin enkarnasyonlarından biri gölgeye dönüşerek kutsal gölgenin etrafını sardı ve onun duyularını paylaştı.
Ah...
Sunny, kutsal bir varlığın gölgesiyle birleşmenin verdiği hisle sarsıldı. Bu his onun tamamen kavrayamayacağı kadar tuhaf, geniş ve muazzamdı.
Yine de Kuklacı ile Gölge Lejyonu askerleri arasındaki o bağı net bir şekilde hissetti.
Böylelikle Sunny, ölümsüz ordusu üzerinde neredeyse kusursuz bir kontrol kazandı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.