Aşağıdaki meydanda sessizce dizilmiş devasa gölge ordusuna bakan Sunny derin bir nefes aldı.
Durumu değerlendirip savaşa hazırlanmak için fazla vakitleri yoktu... Ama zaten bu ilk çatışma, yakında Ebedi Şehir'i yutacak olan o korkunç savaşın yalnızca girizgahıydı.
Nefesini dışarı verdi.
"Aslında bu ilk çatışma beni pek endişelendirmiyor. Nedenini tahmin ediyorsundur."
Jet ne de olsa deneyimli bir komutan sayılardı; hatta bu konuda ondan çok daha tecrübeliydi. Parlak kariyeri boyunca hükümet güçlerinin çeşitli birimlerini yönetmiş, Güney Seferi sırasında zaten yüksek rütbeli bir subay olarak görev yapmıştı. Birinci Başıbozuk Bölüğü'nün başına geçmesi onun için sadece bir sonraki adımdı.
Sonrasında Sunny, Rüyalar Alemi'nin tehlikeleriyle çoğunlukla tek başına yüzleşirken Jet'in omuzlarındaki sorumluluklar katlanarak artmıştı. Sunny, Mezar Tanrı'da Kılıç Ordusu'nun bir birliğine komuta etmişti etmesine ama bu deneyim, kadının gerek sivil gerek askeri liderlik tecrübesinin yanında sönük kalırdı. Zaten Kabuslar Çağı'nda bu ikisi arasında pek bir fark da yoktu.
Haliyle ondan daha iyi bir akıl hocası bulamazdı.
Jet başıyla onayladı.
"Ebedi Şehir çok geniş ve güçlü su akıntılarıyla adalara bölünmüş durumda. Buraya yeni ayak bastık; yani karşılaşacağımız kabus yaratıkları, yalnızca biz indiğimiz sırada bu adada tesadüfen bulunanlardan ibaret."
Yüzü gölgelendi.
"Yine de Ebedi Şehir'in diğer sakinleri varlığımızı zaten hissetmiştir. Hissetmemiş olsalar bile bu savaşın gürültüsü yerimizi açık edecek. Bu yüzden çok geçmeden sayısız kat daha fazla düşman üzerimize çullanacaktır... Üstelik bize farklı yönlerden saldıracaklar; ya kuvvetlerimizi kanatlardan kuşatmaya çalışacaklar ya da tamamen arkamızdan dolanıp Gece Bahçesi'ne ulaşmayı deneyecekler."
Sunny hafifçe gülümsedi.
"Peki ne yapmamızı öneriyorsun?"
Jet düşünceli bir tavırla birkaç saniye sessizliğe gömüldü. Ardından kasvetli bir ses tonuyla konuştu:
"Durum alışılagelmişin dışında. Çünkü şehrin şu anki yöneticileri haricinde, burayı istila eden tek bir güç değil, iki ayrı güç var. Arazi de çetin... Bu yüzden normalde siper alıp düşmanın savunma hattımızda erimesini beklemeyi önerirdim ama şimdi böyle bir seçeneğimiz yok."
Gözlerini uzaklara dikip zihninde hesaplar yaptı.
"İlerlemek, bölge fethetmek ve bu tekinsiz ölümsüzlerle stratejik bir kedi fare oyunu oynamak zorundayız. En önemlisi de yeterli bir hızla ilerlemeye devam edip hızlı bir zafer kazanmalıyız. Aksi takdirde önümüzde iki ihtimal kalıyor ve ikisinin de sonu bizim için hiç iyi bitmiyor."
Sunny'nin gülümsemesi biraz karanlık bir hal aldı.
Başını salladı.
"Haklısın. Eğer Uçan Hollandalı yok edilirse, şu an hayalet ordusuna karşı savaşan tüm ölümsüzler üzerimize çullanır ve düşmanlarımızın zaten ezici olan gücü iki katına çıkar. Yok eğer tam tersi olur da hayaletler şehri ele geçirirse... Tanrılar korusun, başımıza ne tür bir felaket geleceğini kim bilir? En iyi ihtimalle göz koyduğumuz tüm hazinelere bizden önce konarlar. Üstelik içimden bir ses, bunun sonucunda daha da güçleneceklerini söylüyor."
Uzaklarda, göz alıcı bir ışıkla parıldayan o devasa deniz fenerinin olduğu yöne bakıp içini çekti.
"Görünen o ki bu amansız yarış henüz bitmiş değil. Hâlâ zamana karşı yarışıyoruz."
Bu durum her anlamda geçerliydi. Sunny ve Jet durumu sadece ayaküstü konuşmuşlardı ama kendilerine tanınan süre zaten neredeyse tükenmişti.
"Yine de bunlar stratejik meseleler." Bu sözlerin ardından Jet ona süzücü bir bakış attı.
"Öncelikle taktiği konuşmalıyız. Öldürülemeyen bir şeye karşı nasıl savaşacağız?"
Asıl mesele buydu işte.
Sunny bakışlarını gölge zincirlerinden oluşan siyah kozaya çevirdi. Bir an sessiz kaldı, ardından sakin bir sesle konuştu:
"Aslında benim gölgelerim de öldürülemez. En azından alışılmış yollarla yok edilemezler; yok edilseler bile er ya da geç geri dönerler. Sadece kendilerini toparlamak için biraz zamana ihtiyaç duyarlar. Ebedi Şehir'in ölümsüzlerinin de yeniden dirilmesi zaman alıyor, gerçi onlarınki çok daha kısa sürüyor gibi."
Yüzü asıldı.
"Fakat yıkım ile yeniden var oluş arasındaki o kısacık anda savunmasız kalıyorlar; işte onları tam o sırada zapt edebiliriz. Tabii bunu yapmanın güvenilir bir yolunu bulduğumuz sürece. Yani... Günün sonunda her şey basit bir matematik hesabına çıkıyor. Onları, benim gölgelerimi yok etmelerinden daha hızlı bir şekilde etkisiz hale getirmeliyiz."
Meydanın girişlerindeki hareketliliği sezen Sunny içini çekti.
"Bu da demek oluyor ki bu çatışmada kesin bir zafer ya da yenilgi olmayacak. Bunun yerine, bu bir yıpratma savaşına dönüşecek. Yapmamız gereken, avantajlarımızı kullanıp düşmanın kayıplarını en üst düzeye çıkarırken bizimkileri en aza indirecek stratejiler uygulamak. Ancak o zaman Ebedi Şehir tarafından yutulmak yerine onu fethedebiliriz."
Jet omuzlarını esneterek hafifçe gerindi ve ona keyifli bir gülümseme sundu.
"Ben de aynı sonuca varmıştım. Detaylara gelirsek..."
Meydanın uzak ucuna, şehrin derinliklerinden buraya açılan geniş bir yola ve sayısız dar sokağa baktı.
"Eh, sanırım onları da kervanı yolda düzerek halledeceğiz."
Ses tonu biraz ciddileşti; çünkü tam o sırada, karanlık bir sokağın ağzında küçük bir karaltı belirdi. Ardından bir diğeri, bir diğeri ve bir diğeri daha sökün etti.
Çok geçmeden meydanın kenarında büyük bir kalabalık toplandı; sanki Ebedi Şehir'in sakinleri açık hava pazarındaki malları incelemeye gelmiş gibiydiler. Hepsi de genç ve nefes kesecek kadar güzeldi; üzerlerinde hafif, zarif giysiler vardı. Pürüzsüz yüzleri ve parıldayan gözleri, içlerindeki gizli yozlaşmaya dair en ufak bir iz bile taşımıyordu.
Üstelik hiçbirinin elinde silah da yoktu...
Yine de o sakin, meraklı bakışları Sunny'yi içten içe titretir.
Derin bir nefes alıp uzaktaki ölümsüzlere buz gibi bakışlarla karşılık verdi.
"Öyle yapalım o zaman. Ne de olsa şeytan ayrıntıda gizlidir..."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.