Sunny, Jet’i gölgelerin arasından çekip her ikisini de Karanlık Kale’nin yüksek surlarına çıkardı.
Aşağıda, kalenin kapılarından dışarıya doğru akan sonsuz bir karanlık nehri, muhteşem meydanın uçsuz bucaksız genişliğini yavaş yavaş yutuyordu. Bu onun Gölge Lejyonu’ydu. Yanık Orman’daki hisarını korumak için bıraktığı birkaç gölge ve canı istediğinde öylece çağıramayacağı Kutsal gölgeler hariç, yıllar boyunca topladığı her bir gölge buradaydı. Ölümcül otoritesinin dingin huzurunda birleşmiş insanlar ve Kabus Canavarları... Unutulmuş Kıyı’dan, Zincirli Adalar’dan, Antarktika’nın soğuk topraklarından, Büyük Nehir’in sonsuz akıntılarından, Tanrı Mezarı’nın kavurucu sıcağından, Yanık Orman’ın kül ve közlerinden ve bunların ötesindeki sayısız yerden gelenler tek bir çatı altındaydı.
Şimdi hepsi Ebedi Şehir’e gelmiş, mutlak bir sessizlik içinde devasa bir savaş formasyonu oluşturmuştu. Ölümsüz sürüye savaş açmaya hazır yüz binlerce ölü savaşçı...
Kimisi aşağıdaki meydanı doldurmuş, kimisi de Karanlık Kale’nin surlarında mevzilenmişti. Kalenin kendisi bile sarsılarak kımıldandı, surların ötesindeki nefes kesici sokaklara aç bir gözle baktı.
Ama hepsi bu kadar değildi.
Sunny’nin solundaki gölgelerin içinden, siyah zırhının korkunç ihtişamıyla Aziz yükseldi.
Sağındaki gölgelerden ise Katil bir hayalet gibi belirdi.
Çok aşağıda, kararmış çelikten ve cehennem alevlerinden dövülmüş devasa bir figür kale kapılarından dışarı adım attı. Uzaktaki kulelerin gümüşi ışığı, aşılmaz kabuğunu kaplayan sayısız pürüzlü bıçaktan sönükçe yansıyordu.
Oniks pullu devasa bir yılan, Karanlık Kale’nin kulelerinden birine dolandı ve Ölüm’ün savaş borusu gibi tüm dünyayı yalayıp geçen, ürpertici bir tıslama koyuverdi.
Kızıl gözlerinde alevler yanan karanlık bir binek, ustasının yanında durmak için surlara tırmandı. Demir gibi sert toynaklarının tıkırtısı geniş meydanda yankılandı.
Ve nihayet...
Gölgeler kıpırdanıp yükseldi, dört karanlık figür halinde birleşti.
Onlar ortaya çıktığında, gümüş kulelerin ışığı sönükleşti ve Ebedi Şehir’in üzerine çöken dipsiz karanlık daha da koyulaştı.
Meydanda soğuk bir rüzgar esti, beraberinde cinayet ve ölüm vaadi getirdi. Bu dördü de Sunny ile aynı yüze sahipti ve her biri Yüce bir varlığın gücünü taşıyordu.
İşte bu, Gölgelerin Efendisi ve onun lejyonuydu. Tüm diyarları yutup kül etmeye muktedir, sinsi ve yok edilemez bir güç...
Şimdi bu güç, Sükunet İblisi’nin sular altında kalmış şehrini istila etmişti.
Yanı başında duran Jet sessizce içini çekti.
Vay canına.
Meydanı izleyerek birkaç saniye hareketsiz kaldı.
Daha birkaç dakika önce sadece boşluktan ibaret olan yerde şimdi korkutucu bir kale yükseliyordu. Surlarının ötesinde, sessiz gölgelerden oluşan devasa bir ordu savaşa hazırdı. Ebedi Şehir’in havası bile değişmiş, yeni ve dehşet verici bir istilacının gelişini müjdelemişti.
Jet, Sunny’yi dikkatle inceledikten sonra başını salladı.
Demek bir Hükümdar’ın gücü böyle bir şeymiş...
Nephis’in savaşa bizzat dahil oluşuna şahit olmuştu ama Ölüm Hükümdarı’nı ilk kez görüyordu. Yine de onun Yüce gücünü izlemek çok farklı hissettiriyordu. Belki de Değişen Yıldız’ın gücünün gözle görülür tezahürü, akılalmaz yıkıcılığına rağmen daha kişisel bir nitelik taşıdığı içindi. Oysa bu manzara, bir Hükümdar’ın ne olduğunu, özünü çok daha somut bir şekilde gözler önüne seriyordu.
Otoriteyi bir silah gibi kullanan, nüfuzu tüm dünyaya yayılan ve kitleleri boyunduruk altına alan bir varlık...
Bir hükümdar.
Böyle bir yaratığı yakından tanıdığını düşünmek çok garipti.
Sunny ona şaşkın bir bakış fırlattı.
Sahi ya. Benim gerçekten ciddi olduğumu hiç görmemiştin, değil mi?
Jet’in hakkını yememek lazımdı; Gölgelerin Efendisi’nin Yüce gücünü tam anlamıyla kullandığını aslında kimse görmemişti. Gölge Lejyonu, Sunny Hükümdar olduğundan beri çoğunlukla Yanık Orman’da kalmıştı ve oradaki tek insan Sunny’ydi. Cassie onun Alan’ının ne kadar zalimce olduğuna kesinlikle şahit olmuştu ama insanlar bu güce ancak Tanrı Mezarı’ndaki o son, kader tayin edici savaşta sadece şöyle bir üstünkörü bakabilmişti. Üstelik Sunny o zamanlar Yüceliğe henüz yeni adım atmıştı, bu yüzden o an yaşananlar gerçek gücünün bilinçli bir yansıması sayılmazdı.
Jet tekrar başını salladı.
Hayır. Ve nasıl desem... Garip ama, hiç de böyle dehşet verici bir güce hükmeden birinin izlenimini vermiyorsun. Dürüst olmak gerekirse, yanındayken bir Hükümdar olduğunu hatırlamak oldukça zor.
Sunny sırıttı.
Öyle mi? Eksik olma! Zaten amacım da bu.
Jet tek kaşını kaldırınca Sunny omuz silkti.
Bir Hükümdar’ın illa ki insanı boğan, soğuk ve yanına yaklaşılmaz bir hükümranlık aurası saçması gerektiğini kim söylemiş? Nephis’in maruz kaldığı o aşırı hürmet ve tapınma... Öğğ, bana çok garip geliyor. Almayayım, kalsın. Ayrıca eğlenceli ve cana yakın bir yarı tanrı gibi davranmayı tercih etmemin çok daha pratik bir sebebi de var.
Bunun asıl nedeni, kimsenin ona tapınmasına izin veremeyecek olmasıydı; çünkü böyle bir şey Unutulmuş Tanrı’nın uyanışını hızlandırırdı.
Sunny içini çekti.
Bu arada, kalemi ve ordumu şimdi çağırmamın bir sebebi var... Ve bu sadece havalı bir giriş yapmak için değil.
Jet hafifçe gülümsedi.
Dur tahmin edeyim; çünkü bu yozlaşmış ölümsüzlerden binlercesi zaten üzerimize doğru geliyor.
Sunny şaşırmıştı.
Nasıl anladın?
Jet, Gölge Lejyonu’na doğru bir bakış fırlattı.
Çünkü bu bir savunma formasyonu ve kalenin surlarındaki gölgeler sanki bir kuşatma bekliyormuş gibi mevzi alıyorlar.
Sunny birkaç saniye sessizlik içinde kaldı, ardından yüzünü ekşitti.
Haklısın. Çevremizi çok iyi hissedemiyorum ama yaklaştıklarını duyabiliyorum. Ebedi Şehir’in bu adasında yaşayan neredeyse her Kabus Canavarı yolda. İlk grup bir dakikadan kısa sürede burada olur diyebilirim.
Aşağıya, artık Karanlık Kale’nin avlusunda duran siyah zincirlerden yapılma kozaya baktı.
Yani, bu şeylere karşı nasıl savaş kazanacağımıza karar vermek için yaklaşık bir dakikamız var...
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.