Lanetli Gezgin

Sunny ve Jet birbirlerine baktılar.

"Yani şu Uçan Hollandalı eskiden senin peşinde miydi?"

Gece Hanedanı ile o hayalet gemi ve tayfası arasında geçmişe dayanan bir husumet olduğunu biliyorlardı elbet. Ancak bunun sadece uzaktan uzağa yaşanan birkaç karşılaşmadan ibaret olduğunu sanıyorlardı. Fakat Gecegezer kendi klanından değil, sadece kendisinden bahsediyordu; sanki o geminin kendisiyle kişisel bir davası varmış gibi.

Hafifçe güldü.

"Ah, evet. Dürüst olmak gerekirse başlarda epey zahmetli olmuştu."

Gecegezer etrafa göz gezdirip gülümsedi.

"Neyse ki Fırtına Denizi’nde Gece Bahçesi’nden daha hızlı kaçabilen bir tekne yok. O piç hiçbir zaman beni yakalamayı beceremedi."

Sunny tek kaşını kaldırdı.

"Peki ama neden özellikle senin peşine düştü ki? Dur bir dakika..."

Yüz ifadesi hafifçe değişti.

"Bana Hollandalı’nın sırf sen buradasın diye Ebedi Şehir’e koştuğunu söyleme sakın?"

Gecegezer kahkaha atarak başını iki yana salladı. "Hayır... Durumu tamamen ters anlamışsın."

Tam o sırada Gece Bahçesi’nin tepesinde patlayan korkunç bir gök gürültüsü ve hemen ardından gelen, insana benzemeyen dehşet verici bir feryatla irkildi. Ardından yüzünü buruşturarak ekledi:

"Hollandalı benim peşindeydi çünkü Ebedi Şehir’in haritası bendedi. Oraya gitmeyi her şeyden çok istiyordu ve yolu bilen tek kişi bendim. Bu yüzden neredeyse otuz yıl boyunca beni deliler gibi kovaladı durdu. Tabii ona yaklaşma fırsatı bile vermedim. Ben ayrıldıktan sonra Gece Hanedanı’na saldırmamasının sebebi de buydu. Saldırması için hiçbir neden kalmamıştı çünkü haritayı yanımda götürmüştüm."

Sunny şaşkınlıkla ona bakakaldı.

"İyi de o gemi neden Ebedi Şehir’e gelmek istiyordu ki?"

Gecegezer omuz silkti.

"Nereden bileyim? Uğursuz hortlaklarla sohbet etmek gibi bir alışkanlığım yok maalesef. O yüzden sormadım."

Bir an sessiz kaldıktan sonra endişeli bir ses tonuyla konuştu:

"Öncelikle şunu anlamanız gerekiyor ki o Hollandalı dediğimiz şey... tek bir ucube değil. Aslında birbirine körü körüne bağlanmış iki kabus yaratığından oluşuyor."

Sunny ve Jet gayriihtiyari yeniden bakıştılar. Sonunda sessizliği bozan Jet oldu:

"Birbirine bağlı iki kabus yaratığı mı? Gemiyi ve kaptanını mı kastediyorsun?"

Gecegezer gülümseyerek ona baktı. "Tam üstüne bastın! İkisi tamamen farklı varlıklar ama aynı zamanda asla birbirlerinden kaçamıyorlar. Etle tırnak gibiler."

Sunny kaşlarını çattı.

"Uğursuz hortlaklarla konuşmadığını sanıyordum. Bunu nereden biliyorsun?"

Cassie bile onlara bu gemi hakkında pek bir şey anlatamamıştı. Peki nasıl oluyordu da Gecegezer bu kadar çok şey biliyordu?

"Çünkü Fırtına Denizi benim evim." Gecegezer omuz silkti.

"Ve o gemi binlerce yıldır bu sularda dolanıp duruyor. Uyanan dünyadan gelen uyanmış güruhunun onun gazabına uğrayan ilk kurbanlar olduğunu düşünmüyordunuz herhalde, değil mi? Hayır... Yılan Kral’ın halkından kalan harabelerin dört bir yanında ona dair izler ve hikayeler var. Onlar için tam bir vebaydı."

Yüzü ciddileşti.

"Hatta o harabelerin birçoğu tam da onun yüzünden harabeye döndü. Tabii ona Hollandalı demiyorlardı doğal olarak. Onların verdiği isim... Neydi sahi? Hah, tamam. Lanetli Gezgin. Sonsuza dek denizlerde dolanmaya mahkum edilen ve bu yüzden denizin üzerine çöken bir lanete dönüşen ölümlü bir kaptan."

Gecegezer uzaklara doğru baktı, ardından bilgece gülümsedi.

"O eski insanlar Lanetli Gezgin’i görmenin çok büyük bir uğursuzluk olduğuna inanırlardı. Siste süzülen karaltısını uzaktan bile görseniz, ölümün yakında kapınızı çalacağı söylenirdi."

Kısa bir es verdi ve ardından sıradan bir tonda devam etti:

"Efsaneye göre bu Lanetli Gezgin, zamanında Ebedi Şehir’i bulup Huzur İblisi’ne olan sonsuz aşkını ilan etmeye yemin etmiş ölümlü bir kaptanmış. Alacakaranlık Denizi’nde dur durak bilmeden aramış, aradıkça da yaşlanıp güçten düşmüş. En sonunda yeminini gerçekleştirebilmek için kendine zaman satın almak istemiş. Gözünü karartıp fırtınaların kalbine dalmış ve efsanevi bir hazine olan Ruhlar Kuyusu’nu ele geçirmeye çalışmış. Gel gör ki o hazine boşuna lanetlenip mühürlenmemiş; adam hazineyi alacağına, hazine adamı yutmuş."

Gecegezer sırıttı.

"Lanetli hazinelerin şanındandır zaten, hep böyle olur. Her neyse, kaptanın ruhu Ruhlar Kuyusu’na bağlanmış ama onun tutsağı olmak yerine onu dize getirmeyi başarmış. Ruhlar Kuyusu bir gemiye dönüşmüş, kaptan da onun dümencisi olmuş. Fakat ne Ebedi Şehir’e ulaşabilmişler ne de Huzur’u bulabilmişler; fırtınalı denizlerde sonsuza dek huzursuzca dolanmaya mahkum kalmışlar."

Omuz silkip sessizce kıkırdadı.

"Efsane böyle işte. Bence çoğunluğu uydurma... ama bazı kısımları doğru. O gemi gerçekten de bir nevi ruh kuyusu vazifesi görüyor. Adeta iç içe geçmiş bir dehşet yuvası; gemi ruhları yiyip kendine köle ediyor, sonra da canlıları katledip daha fazla ruh toplasınlar diye üzerimize salıyor."

Yüzündeki gülümseme soldu.

"O hortlakları öldürmenin onları yok etmediğini fark etmişsinizdir; sadece küçük gemilerin ambarlarına geri dönüyorlar. O gemileri yok etmek de onları doğrudan Hollandalı’ya geri gönderiyor. Bildiğim kadarıyla o geminin ağına bir kez düştünüz mü kaçışınız yok... Eskiden dostum olan birkaç kişinin ruhu da muhtemelen hâlâ o korkunç ikilinin hayalet askerleri arasında dolanıp duruyordur."

Sunny ona şüpheyle baktı.

"Senin dostların mı vardı?"

Gecegezer ona tehditkar bir şekilde gülümsedi.

"...Kapa çeneni."

Duraksadı ve ardından karanlık bir tonla ekledi:

"Gemin kendisi sadece bir araçtan ibaret. Kaptanı da o tutsak ruhlardan biri olsa gerek ama bana kalırsa o geminin asıl usta beyni o. Binlerce yıldır bu denize kök söktüren, bunca can alan ve onu her görene dehşet saçan o lanetin arkasındaki asıl kötücül irade o."

Gecegezer yüzünü buruşturdu.

"Şansımız varmış ki o gemi kıyılara neredeyse hiç yaklaşmıyor. Yoksa insanlığın elinde çok daha az kale kalırdı."

Savaş hâlâ tüm hızıyla sürdüğünden, Sunny’nin bu tuhaf hikaye üzerine derin derin düşünecek pek dermanı yoktu. Yine de anlatılanlar zihninde yankılanıyor, sanki bu hikayenin içinde çok önemli bir sır gizliymiş gibi hissettiriyordu.

O böyle düşüncelere dalmışken, Jet gülümseyerek konuştu:

"Ben o kaptanı gördüğümde hiç de öyle dehşete kapılmadım."

Gülümsemesi biraz daha genişledi.

"Tek düşündüğüm şey... Bak sen, şu piç gözünü bana dikmiş, oldu. Ah, onu gebertmeyi öyle çok istiyorum ki."

Gecegezer kıkırdadı.

"Güzel. Yakında o fırsatı bulacaksın..."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.