Ebedi Şehir'in düşmüş ölümsüzleri yok edilemiyordu, fakat bir şekilde zapt edilmeleri gerekiyordu.
Bu yüzden, Sunny'nin elindeki tüm çareler arasında, Kabus ve onun rüya laneti en mantıklı seçenek gibi görünüyordu.
Rüya laneti yetenek açıklaması: "Bu Gölge, küçük bir rüya aleminin ustasıdır. Canlıları uyutarak ruhlarını bir kabuslar labirentine hapsetme gücüne sahiptir. Kabus labirentinde yok edilen ruhlar Gölge'yi besler; Gölge güçlendikçe rüya laneti daha hızlı ve daha uzağa yayılır."
Bu sinsi ve korkunç bir güçtü; Kabus Büyüsü'nün bazı özelliklerine olan ürpertici benzerliği ise bu gücü daha da tekinsiz kılıyordu. Kabus'u bir Dehşet yapan da zaten buydu.
Hiçbir Dehşet birbirine benzemezdi ancak hepsinin ortak noktaları vardı. Tiranlar genellikle kendilerinden daha zayıf yaratıklara hükmetme ve bölgeleri kontrol etme yetenekleriyle öne çıkarken, Dehşetler dünyaya etki etme ve yayılma yetenekleriyle ayrışırlardı. Tekil bir varlıktan ziyade ürkütücü birer doğa olayına benzerlerdi ve etkilerinin bu şekilde katlanarak büyümesi onları bu denli tehlikeli kılardı.
Garip bir şekilde, Titanların çoğunda böyle yayılan bir etki görülmezdi. Peşlerinden Kabus Yaratığı sürüleri gelse bile, Titanlar onlara hükmetmez ya da bunu umursamazdı. Bu ucube yaratıklar, tıpkı savaş meydanındaki orduları takip eden kargalar gibi sadece Titanlara doğru çekilirlerdi; Titanlar ise onlara genellikle kayıtsız bir ilgisizlikle yaklaşırdı.
Kendi dünyalarında yaşayan, mesafeli ve yalnız yaratıklardı. Tuhaf bir biçimde bu durum, Tiranlara hizmet eden iğrenç hizmetkar sürülerine veya Dehşetlerin katlanarak artan nüfuzuna kıyasla bir gerileme gibi görünüyordu... Yine de savaş alanında bir Titanla karşı karşıya gelmiş hiç kimse onların daha düşük bir sınıftaki varlıklardan daha zayıf olduğunu düşünmezdi. Dehşetlerin Titanlara dönüşme süreci gizemini koruyordu ve pek bilinmiyordu, ancak bir yaratığın evrim yolunda atabileceği son ve en zorlu adımın Titanlığa ulaşmak olmasının bir sebebi vardı. Titanları tanımlamak için kullanılan, daha az yaygın olan diğer kelimenin Felaket olmasının da bir sebebi vardı elbette...
Yine de Titanlar son derece nadirdi. Dehşetler de nadir sayılsa da Sunny, karşılaştığı birkaç tanesi yüzünden çok daha fazla acı çekmişti. Bugüne kadar çarpıştığı en korkunç düşmanlardan bazıları Dehşetlerdi: Ruh Yiyici, Al Sütun'un Dehşeti, LO49'un Dehşeti, Tenbüyücü... o nefretlik Hırsız Kuş... Ve Kabus.
Rüya laneti bir veba gibi yayılabilir, hem avını tüketebilir hem de bu karanlık binek hayvanını güçlendirebilirdi. Son derece sinsi ve etkili bir güçtü; kendisinden çok daha güçlü yaratıkları bile boyunduruk altına alabiliyordu. Sunny, Tanrıkabri'nde Ulu Kabus Yaratıklarından oluşan orduyu bu sayede toplamış ve Mordret'in tepesine Lanetli bir İblis'i bu sayede salmıştı. En korkuncu da rüya laneti son derece örtülü çalışıyordu. Kurbanlar, uykuya dalıp kaçınılmaz bir kabuslar labirentine kilitlenene kadar saldırıya uğradıklarını bile anlamıyorlardı; anladıklarında ise zaten çok geç oluyordu. Kabus'un kendisinden daha yüksek rütbedeki ucube yaratıkları avlayabilmesinin sebebi buydu.
Rüya laneti bir yaratığı ilk başta uyutmayı başaramasa bile, savunması zayıflayana ve artık direnemeyecek hale gelene kadar onu sinsice etkilemeye devam edebilirdi.
Ancak...
Elbette bu sinsi gücün bile bir sınırı vardı.
Kabus nihayetinde sadece Üstün bir Dehşetti. Tanrıkabri'ndeki Ulu Kabus Yaratığı sürüsünü yavaş yavaş toplamak Sunny ve onun neredeyse iki yılını almıştı ve bu hiç de kolay bir iş olmamıştı.
Sadece Ebedi Şehir'in bu bölgesindeki düşmüş ölümsüzlerin sayısı bile o ucube yaratıklardan çok daha fazlaydı ve her biri dehşet verici derecede güçlüydü. Sefer sona ermeden önce bunlardan daha nicesiyle karşılaşacaklardı ve Sunny'nin hepsini yavaş yavaş boyunduruk altına almak için yılları yoktu... Bu yüzden Kabus'un hepsini uyutabileceğinden pek emin değildi.
Başarsa bile, binek hayvanının bu canavarları kabus labirentinde sonsuza dek tutabileceğinin garantisi yoktu. Sonuçta Sunny'nin kendisi de Kabus'a karşı savaşıyorken o labirentin duvarlarını yıkarak bir kez kaçmayı başarmıştı.
O duvarlar, siyah aygıra hizmet eden kabuslardan inşa edilmişti. Kabus, tohumlarını canlıların kalbine ekiyor, sonra da onları biçerek kendi hizmetkarlarına dönüştürüyordu. Düşmüş ölümsüzlerin bu kabusların pek çoğuna dayanacağı şüphesizdi... ama onlar da kendi kabuslarını göreceklerdi.
Nihayetinde Kabus'un, hizmetkarları yok edilmeden önce antik ölümsüzlerin rüyalarına daha hızlı hükmetmesi ve onları zapt edecek kadar korkunç bir kabus lejyonu kurması gerekiyordu. Grotesk ucubeleri boyunduruk altına almak ve onları o halde tutmak; Sunny'nin önündeki iki büyük sorun buydu ve Üstün bir Dehşet'in, en azından zamanında, her ikisinin de üstesinden gelip gelemeyeceğinden emin değildi.
Fakat Kabus, Tanrıkabri'nden bu yana yeni bir rütbeye ulaşmamış olsa da Sunny ulaşmıştı.
Rütbesinin ötesinde, pek çok yönden de güçlenmişti. Üstelik suretlerinden beş tanesi buradaydı.
Kabus'u destekleyen beş Yüce gölgeyle birlikte, en azından ilk sorunu çözmek için iyi bir şansı vardı; hareketsiz kılınan ölümsüzlere rüya laneti bulaştırmak.
Ancak o noktadan sonra Kabus tamamen yalnız kalacaktı. Kurbanların o ızdırap verici rüyalar labirentinde kaybolup gitmesini bu karanlık küheylanden başkası sağlayamazdı.
Hadi Kabus...
Pek çok gölge düşmüş ölümsüzleri zapt etmek için çabalarken, Kabus kafasını eğdi ve o korkunç, kırmızı gözlerini onlara dikti. Sunny rüya lanetinin yayıldığını göremiyordu, hatta bunu hissedemiyordu bile...
Ama etraflarındaki dünya bir anda karanlık ve korkutucu bir hal aldı, havaya ürpertici bir soğukluk yayıldı.
Çok yukarılarda, Karanlık Kale'nin tepesine tünemiş olan Kuklacı, sanki bir şeyden huylanmış gibi antenlerini oynattı.
Jet hafifçe kaşlarını çatarak etrafına bakındı, o güzel yüzü biraz daha solmuştu.
Zaman sanki esniyor, ağır ağır akıyordu... Fakat en sonunda, önlerindeki bu tuhaf ve tekinsiz manzarada hafif bir değişim oldu.
Kabus'un sadece birkaç metre ötesinde, siyah zincirler ve birkaç Obsidyen Eşek Arısı'nın kıskaçlarıyla yere sımsıkı sabitlenmiş dünya güzeli bir genç uzanıyordu. Sakin ve şefkatli ifadesine rağmen, ölümsüz kendini kurtarmak için şiddetle çabalıyor, etrafındaki taşlar durmaksızın çatlayıp tekrar eski haline dönüyordu.
Ancak yavaş yavaş, çabaları gücünü yitirmeye başladı. Gözlerindeki fer söndü, göz kapakları ağırlaştı. Genç adam birkaç kez kırpıştırdı gözlerini, her seferinde gözleri biraz daha uzun süre kapalı kaldı.
Ve sonra, bir daha açılmadı.
Çırpınmayı bıraktı.
Artık uykudaydı.
Sunny rahatlamış bir şekilde içini çekti.
İşe yarıyor gibi görünüyor.
Bu ilk başarının ardından arkası da geldi. Çok geçmeden meydana tekinsiz bir sessizlik çöktü.
Gölgeler hareketsizce dikiliyor, aralarındaki yerde ise Ebedi Şehir'in o ızdırap içindeki ölümsüzleri huzurla uyuyordu; tepelerindeki gökyüzünde Fırtına Denizi'nin siyah akıntıları gümüşi bir ışıkla parıldıyordu.
...Veya belki de hiç de öyle huzurlu uyumuyorlardı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.