Kanatsız Göğün Muhafızı

Gemiden üç kişi indi: Yaşlı bir adam, yuvarlak bir kalkan taşıyan bir savaşçı ve kızıl saçlı bir çocuk. Kıvrıla kıvrıla uzayan patikada ilerleyip eski bir tapınağın önüne vardılar.

Tapınak ne görkemliydi ne de ihtişamlı, fakat etrafa ağırbaşlı, kutsal bir hava yayıyordu.

Duvarları beyaz mermerdendi ve gül sarmaşıkları bir pelerin gibi her yanını sarmıştı. Tapınağın önünde duran sunağın üzerindeki taş kasede bir ateş yanıyordu.

Yaşlı adam, taze üzümleri, defne yapraklarını ve şahin tüylerini zamanın aşındırdığı yüzeye yerleştirerek sunağa adağını sundu. Sonunda kasede tütsü yakıp geri çekildi ve hürmetle diz çöktü.

Savaşçı, mızrağına yaslanmış halde arkasında dikiliyordu. Çocuk ise bu sırada üzümleri aşırmak için gizlice elini uzattı. Dehşete düşen yaşlı adam, çocuğun eline vurarak onu uzaklaştırdı.

"Auro!" Çocuk irkilip geriledi, tökezlerken dudakları titriyordu.

"Bırak yesin."

Kadının sesi sunağın diğer tarafından yankılandı. Sanki bir büyüyle var olmuş gibi, çıt çıkarmadan ortaya çıkıvermişti.

Onun gelişiyle orman daha bir canlanmış, arkasındaki sarmaşıklarda güller aniden katmer katmer açmıştı.

Çocuk gözlerini kocaman açmış, dona kalmıştı. Yaşlı adam yere kapandı, savaşçı ise saygıyla eğildi.

"Neden buradasınız?"

Yaşlı adam doğrulup kadına hayranlıkla baktı.

"Efendim... Size kara haberler getirdim." Kadın sessizce ona bakınca yaşlı adam anlatmaya devam etmek zorunda kaldı:

"Yüce bir canavar, krallığımızın kuzey sınırlarında dehşet saçıyor. Dağ Geçidi artık yok, birkaç şehir ise zaten yerle bir edildi. Topraklarımızı bir kez daha korumanız için bir kahraman olarak size yalvarmaya geldik."

Kadının büyüleyici yüzünde en ufak bir ifade oynamadı.

"Koskoca krallıkta kudurmuş bir canavarı alt edecek tek bir savaşçı bile kalmadı mı?"

Savaşçı utançla bakışlarını kaçırdı.

Yaşlı adam ise hüzünle gülümsedi.

"Canavarı öldürebilecek olanlar var elbette efendim. Ancak onun gazabını kan dökmeden dindirebilecek tek kişi sizsiniz." Kadın bir süre sessiz kaldı, ardından tek kelime etmeden arkasını dönüp tapınağın içinde kayboldu.

Birkaç dakika sonra, koluna deri bir kolluk bağlamış halde, elinde bir yay ve ok kılıfıyla geri döndü. Yaşlı adam sabırsızca kıpırdandı, gözlerinde sevinçli bir parıltı belirdi.

"Gemimiz..."

Fakat kadın sadece başını sallamakla yetindi.

"Gerek yok." Sunaktaki şahin tüyünü alıp sessizce süzdü, ardından ateşin içine fırlattı. Bir an sonra, sırtından tıpkı bir şahınınki gibi iki kanat açıldı; güneş ışığı kahverengi tüylerin arasından süzülüyordu.

Kadın ok kılıfını kemerine sabitledi, kanatlarını esnetip havalanmaya hazırlandı. Gitmeden hemen önce birkaç saniye duraksadı.

Sunaktan üzümleri alıp çocuğa uzattı, ardından beceriksizce başını okşadı.

"Büyüklerinin senin yerine diz çökmesine izin verme, çocuk." Bir an sonra, o zarif figür gökyüzüne doğru süzüldü. Çocuk ise arkasından bakakalmış, gözlerindeki hayranlıkla göğü izliyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.