Koca bir dağ sırası yıkıntılar içindeydi.
Parçalanmış uçurumların ve yarılmış toprakların ötesinde, harabeye dönmüş bir şehirden gökyüzüne doğru duman sütunları yükseliyordu.
Ve o şehrin önündeki ovada…
Devasa bir yaban domuzu yerde cansız yatıyor, yaralarından sızan kıpkırmızı kan adeta bir nehir gibi akıyordu. Leşi devasa bir tepeyi andırırken, hemen aşağısında duran kadın onun gölgesinde bir karınca kadar küçük görünüyordu.
Ok kılıfı boşalmıştı, yüzündeki endişe ise okunabiliyordu.
Derin bir nefes aldı, ardından sanki bir şeyden tiksinmiş gibi yüzünü ekşitti.
Zehir…
Kadın hafifçe çömeldi ve havaya doğru sıçrayıp ölü canavarın burnunun üzerine indi. Bir dağa tırmanır gibi cesedin üzerine çıktı ve sonunda devasa yaban domuzunun geniş sırtına ulaştı. Orada, sert tüylerin arasına gizlenmiş yüzlerce büyük cirit, metal kısımları çürümüş ve pasla kaplanmış halde bir çit gibi dikiliyordu.
Kadın ciritlerden birini kavrayıp ölü canavarın etinden çekip çıkardı, ardından kaşlarını çatarak inceledi. Az sonra huzursuzluğu daha da arttı.
İmparatorluk çeliği mi?
Yüzü iyice asıldı.
Kuzeye dönüp yıkılmış dağlara baktı. Eskiden dar bir dağ geçidinin olduğu yerde şimdi geniş bir vadi uzanıyordu. Geçit vermez uçurum, açık bir yola dönüşmüştü.
Kadının berrak gözlerine bir gölge düştü…
Ve bu görüntüyle birlikte Sunny, kendini yeniden Kül Kalesi'nde buldu. Soluk soluğa kaldı, ardından dengesini kaybedip bir an sendeledi.
Ne? Ne oluyordu…
Bu gerçek, sorduğu sorulardan hangisine yanıt olmalıydı ki? Dünyanın nasıl yok olduğunu öğrenmek istiyordu, yabancı bir kadının kontrolden çıkmış Yüce bir canavarı nasıl katlettiğini değil.
Ve bundan da öte…
Auro mu?! Şu lanet Dokuzlar'dan Auro mu?!
İşte bu gerçekten geçmişten gelen bir sesti.
Sunny, İlk Kabus'unda öldürdüğü genç imparatorluk askerinin adını tükürürcesine fısıldarken, hemen arkasındaki Katil hafifçe kıpırdandı. Arkasına dönüp onun peçeli yüzüne baktı, ardından zarif hatlarını süzdü.
Bu… bu senin geçmişinden bir sahneydi, değil mi?
Katil kafasını hafifçe yana eğip ona ifadesizce baktı.
Sunny birkaç saniye boyunca gölgesine dik dik baktı, sonra gözlerini kaçırdı.
Doğru ya. Ariel'in Oyunu'nun kendisine hangi gerçeği gösterdiğini bilmiyordu, üstelik kendi geçmişini bile hatırlamıyordu. Ariel'in Oyunu'nun ona sunduğu gerçek Katil ile ilgili olsa bile, teknik olarak bu onun geçmişi sayılmazdı. Çünkü Katil, gördüğü görümdeki kadın değildi; o kadının ölümünden çok sonra, onun gölgesinden doğmuş bir Gölge Yaratığı'ydı.
Yine de…
Ariel'in Görümü'nün ona başka bir şeyi değil de özellikle bu gerçeği göstermesinin bir sebebi olmalıydı.
Bu sahne bir şekilde önemli olmalıydı.
Kıyamet Savaşı'nın ortasında karşılaşan iki iblisin sahnesi kadar önemli hem de.
…Eğer öyleyse bile, Sunny bunun nedenini hiç anlamamıştı.
Hüsranını bastırmaya çalışarak birkaç derin nefes aldı, ardından yavaşça sakinleşti.
Yok… sorun değil. Katletmesi gereken on iki Kar Uba'sı daha vardı ve açığa çıkaracağı on iki gerçek daha bulunuyordu. Bunlardan biri, aradığı cevabı barındırıyor olmalıydı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.