Kan Deryası

"Gölge Lordu... Sunny... Daha ne kadar bekleteceksin?!"

Jet'in sesi tükenmişlik saçıyordu.

Etrafında kıyamet kopmaya devam ediyor, Gölge Lejyonu yavaş yavaş mevzi kaybediyordu. Sessiz gölgeler sayısız hortlağı yerle bir etmişti etmesine ama sisten sürekli yenileri fışkırıyordu.

İşin kötüsü, Lanetli Gezgin'in hayaletimsi palasından zaman zaman yükselen ruhani ışık hüzmeleri, sisin ortasına küf yeşili bir parıltı yayıyordu. Kanakt'ın Ruhu'nda hâlâ hapsolmuş sayısız hortlak vardı ve bu ölümsüz ordu durmaksızın tazeleniyordu.

Jet'in kendisi de artık son raddeye gelmişti.

Uçan Hollandalı'nın kaptanıyla tutuştuğu dövüş dehşet verici ama bir o kadar da garipti. Devasa hortlak, doğrudan göğüs göğüse girmek yerine Jet'in bütün hamlelerinden sıyrılıyor, Jet ise onu kendinden uzak tutmak için elinden gelen her şeyi yapıyordu. Çarpışmalarından yayılan o korkunç güce rağmen henüz ikisi de tek bir yara almamıştı. Zira yeşil palanın tek bir darbesi Jet'in canını almaya yeterdi. Lanetli Gezgin ise son derece güçlü ve kurnaz bir mahluktu; tırpanın tenine değmesine asla izin vermiyordu.

Jet, amansız bir çabayla sağlam bir savunma hattı kurmuştu. Fakat ne kadar çabalarsa çabalasın etkili bir saldırı başlatamıyordu. Ki hem kendi sınırlarına hem de dünyaya karşı direnerek varını yoğunu ortaya koyuyordu.

Dışarıdan bakıldığında bu durum onun lehineydi. Sonuçta bu uğursuz hayaleti öldürmesi gerekmiyordu, tek görevi onu oyalamaktı.

Ancak geçen her saliseyle birlikte tablo daha da kararıyordu. Çünkü bu kadar şiddetli dövüşler genelde uzun sürmezdi. Bir Yüce, kendinden katbekat güçlü bir rakip karşısında sınırlarını böylesine zorladığında, gidişat birkaç saniyede belli olurdu.

Oysa Jet, Lanetli Gezgin ile kıyasıya bir yakın dövüşe tutuşalı... Tanrılar şahitti ki ne kadar olduğunu kendi bile unutmuştu. Bedeni ve ruhu henüz hasar görmemiş olsa da öz rezervleri yavaş yavaş tükeniyordu. Daha da kötüsü, zihni yorulmaya başlamıştı.

Üzerine çöken bu bitkinlik bedensel değil, zihinsel bir tükenişti. Aklını böylesine pürüzsüz bir odaklanma durumunda tutmak muazzam bir güç gerektiriyordu ve şimdi o sarsılmaz dikkati yavaş yavaş dağılıyordu. Henüz bir hata yapmamıştı ama bu gidişle yapması kaçınılmazdı.

Kabus Büyüsü'nün hüküm sürdüğü bu dünyada ise tek bir hata canından olmaya yeterdi. Jet de işte bu yüzden daha ne kadar dayanması gerektiğini öğrenmeye çalışıyordu.

Bu kez etraftaki gölgelerden Sunny'nin sesi yükselmedi. Onun yerine Cassie, Jet'in kulağına hafifçe fısıldadı:

"Bir ipucu buldu. Şimdi tek yapması gereken o ipi çekmek... Ama bunun ne kadar süreceğini kimse bilemez. Biraz daha dayan!"

Jet dişlerini sıktı.

'En son da aynısını söylemişti!'

Tam o anda Lanetli Gezgin nihayet savunmasını yardı. Sis Bıçağı bir salise geç kalmıştı ama devasa hortlağın sıyrılmasına ve dondurucu bir kinle ileri atılmasına bu kadarı yetti. Jet, rakibinin kılıcı göğsüne saplamasını engellemek için silahının sapını son anda araya sokabildi.

Fakat yaratık onu bıçaklamaya çalışmadı.

Uçan Hollandalı'nın kaptanı seri bir adımla uzanıp elini Jet'e doğru fırlattı.

Avcu zırhının siyah derisine temas ettiği an Jet çığlığı bastı.

Hayır... Ağzını açan, başını geriye atıp o dondurucu feryadı koparan kendi iradesi değil, bedeniydi.

Bir sonraki an, sanki görünmez bir duvar ona çarptı. Jet geriye doğru savruldu, sessiz gölgelere çarparak yere kapaklandı.

Ağız dolusu kan tükürdü ve halsizce ayağa dikildi.

Lanetli Gezgin'in olduğu tarafa baktığında yüzü buz kesti. "Bu da ne böyle?"

Saray Gölü'nün öteki tarafında...

Sisin içinden devasa ve dehşet verici bir şey yükseliyordu.

Jet alçak sesle sövdü.

'Anlaşılan şansımız nihayet tükendi.'

Baskı'nın korkunç ağırlığı altında Ebedi Şehir'in dört bir yanından akıp gelen o ezilmiş et nehirleri nihayet birleşmiş, ikinci bir göl oluşturmuştu; pıhtılaşmış kandan ve kıyılmış dokulardan oluşan kıvamlı, kırmızı bir göl.

Bu kırmızı göl, yozlaşmış ölümsüzlerin parça parça olmuş bedenlerinden meydana gelmişti. Bütün bir adayı yutmuş, yıkıntıları boğmuştu. Yüzeyi çalkalanıyor, Ezilme'nin getirdiği baskıya direnerek fokurduyordu...

Derken, şişmeye başladı.

Tam ortasından devasa bir kütle yükseldi, göğe doğru uzandı. Uzaktan bakıldığında Ebedi Şehir'in kalbinde kırmızı bir dağ büyüyordu sanki.

Sonra o dağ patladı ve bu batık cehennemin karanlık göğüne devasa bir kol yükseldi.

Jet'in yüzündeki kan çekildi.

Önce kemikler belirdi, akılalmaz bir hızla büyüdü. Aralarındaki yarıklardan kanlı ilikler sızıyordu. Ardından tendonlar kemikleri sarıp sarmaladı, onları kalın kas lifleri izledi.

Kasların üzerinde deri parçaları belirdi... Ama sonra bir şeyler ters gitti. Deri o devasa kolu kaplayacağına kararıp büzüştü. Kaslar tiksindirici bir biçimde kasılıp deforme oldu, kemikler yamuldu. En nihayetinde bu devasa kol eksik kaldı, belki de sadece mutasyona uğradı ve yıkıntıların üzerinde lanetli bir abide gibi dikildi. Metrelerce yukarıdan aşağıya kanlar süzülüyor, dokularına çürümeler yayılıyordu. Yüzülmüş bir insanın kolunu andırıyordu. Sonra gürültüyle düştü, devasa avcu yıkıntıların üzerine kenetlendi.

Ve ardından, bir ikincisi serbest kaldı.

İki devasa kol, Kanakt'ın Eti'nin bedenini o kırmızı gölden yavaşça dışarı çekmeye başladı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.