Geçmişin Gölgesi

Sunny aradığı cevapların hiçbirini bulamamıştı.

Kar İblisi gizemini korumaya devam ediyordu. Bu yaratığın ne idüğü, kendisine ve arkadaşlarına ne yaptığı belki de hiçbir zaman çözülemeyecekti. Günün birinde, Gölge Diyarı’nın o tekinsiz derinliklerinde yolları tekrar kesişebilirdi. Ancak Sunny o tüyler ürperten iblisin neye benzediğini, hatta bir şekli olup olmadığını bile bilmediğinden, karşılaşsalar dahi birbirlerini tanıyamayacaklardı. Bu yüzden, tek tesellisi o gizemli kâbus yaratığının ölüp gittiği gerçeğiydi.

Cesareti kırılan Sunny ile Kai, Hakikat Tapınağı’na geri döndü. Katil hâlâ eğimli sütunun tepesinde, duvara yaslanmış uyuyor gibi görünüyordu. Sunny daha önce bir gölgenin uyuduğunu hiç görmemişti; yani muhafızı, o kayıp iki günde yaşananlar yüzünden gerçekten bitap düşmüş olmalıydı. Onu ruhunun besleyici karanlığına geri çağırabilirdi fakat bu durum, yaraları tamamen iyileşene kadar onu bir daha çağıramayacağı anlamına geliyordu. Şimdiyse böyle bir lükse sahip değildi.

Ne de olsa sabah olduğunda Hakikat Tapınağı’nın etrafını büyük ihtimalle üç Kar figürü daha saracaktı. Tahtada sadece beş tanesi kalmıştı: iki Canavar, iki İblis ve Hükümdar’ın kendisi. Dolayısıyla bu üç figürden en az birinin İblis olması kuvvetle muhtemeldi.

Sunny gözlerini kapattı. Bedeninin ne kadar harap olduğunu, ne kadar hırpalandığını daha yeni yeni fark ediyordu. Bir kolu eksikti, kahretsin. Aslında artık eksik sayılmazdı. Kolunu bulmuştu bulmasına da henüz gövdesine bağlı değildi. "Komik durum aslında," diye düşündü.

Dişlerini sıkarak Yeşim Zırh’ı ve gölgelerden şekillendirdiği eğreti kolu ortadan kaldırdı. Ardından kopuk kolu, parçalanmış omuz köküne bastırdı. Kan akışını kontrol etmeye odaklanırken sessizce sövdü. Kai onu tuhaf bir ifadeyle izliyordu.

“Ne yapıyorsun?”

Sunny ona bakıp karanlık bir şekilde gülümsedi. “Kolumu kaynatmaya çalışıyorum.”

Aslında bazı Azizler bile kopan uzuvlarını yeniden çıkarabiliyordu; sadece çok zaman alıyordu. Yüceler ise çok daha dayanıklıydı fakat Sunny bir Hükümdar’ın bir uzvu yeniden çıkarmasının ne kadar süreceği konusunda doğal olarak pek bilgi sahibi değildi. Bu konuda veri yoktu.

Kan Dokusu sayesinde diğerlerinden çok daha hızlı iyileşiyordu ama yine de kopan bir kolu yerine kaynatmak, sıfırdan yenisini büyütmekten çok daha az zaman alacaktı. Ayrıca… kollarına bağlıydı. Birlikte çok şey atlatmışlardı. “Yemek yapmak için iki elime de ihtiyacım var, biliyorsun değil mi? Başka şeyler için de tabii.”

Arayı yumuşatma çabası boşa gitti. Sonrasında ne Sunny ne de Kai bir süre konuştu. İkisinin de morali bozuktu. Bu savaştan sağ çıkmışlardı çıkmasına ama bu başarı kendi becerileri veya çabaları sayesinde olmamıştı. Şans bile değildi… Hâlâ hayatta olmalarının mantıklı hiçbir açıklaması yoktu. Bu da tamamen tesadüfen yaşadıkları anlamına geliyordu.

En sonunda Kai içini çekti. “Neden şaşırdığımı ben de bilmiyorum.”

Sunny kaşını kaldırdı. “Ne demek istiyorsun?”

Kai bir an tereddüt ettikten sonra hafifçe gülümsedi. “Sanırım sen ve Nephis yüzünden. İkinizin de imkânsızı sıradan göstermek gibi bir huyu var. Mantık sınırlarının ötesinde güçlüsünüz ve düşünce yapınız da bir o kadar akıl dışı. Bu yüzden bazen yaptığınız şeylerin makul olmadığını unutmak kolaylaşıyor. Hiç doğal değiller.”

Başını iki yana salladı. “Bir tanrıyı yenmek normal bir şey değil. Hatta tanrıyla savaşmaya çalışmak, hele ki kadim, kötücül ve yozlaşmış bir tanrıyla savaşmak tamamen akıl kârı değil. Yine de bu garip diyara girdiğimizden beri yaptığımız şey tam olarak bu, değil mi? Sadece bu da değil, düşmüş tanrılardan birkaçını öldürmeyi bile başardık. Sen bunu o kadar doğal karşıladın ki, bir noktada işlerin böyle yürümesi gerektiğini sanmaya başladım. Ama Sunny…”

Kai birkaç saniye sustu, ardından hafifçe kaşlarını çatarak ona baktı. “İşler böyle yürümez. Biz ne kadar güçlü olursak olalım, bu varlıklar hâlâ Lanetliler. Onlar eski tanrılar… Efsanelerin ta kendileri. Travmatik ve korkunç türden efsaneler hem de. Bu yüzden böyle bir şey yaşandığında şaşırmamam gerekirdi. Aslına bakarsan, böyle bir felaketin daha önce başımıza gelmemiş olması bile bir mucize.”

Sunny, nasıl yanıt vereceğinden tam emin olamayarak kaşlarını çattı. “Bana düşüncesiz mi demek istiyorsun?”

Kai başını salladı. “Hayır… Pek sayılmaz. Düşüncesiz olmak, güvenlik ile tehlike arasında bir seçim şansın olduğu anlamına gelir. Bize gerçekten bir seçim şansı verilmedi, değil mi? Bu lanetli yerde öylece dursaydık Lanetliler peşimize düşmeyecek miydi sanki?” İçini çekti. “Demek istediğim, o Kar İblisi ile karşılaşmak belki de bir şanstı. Bize bu tür varlıkların bizim seviyemizin çok üzerinde olduğunu hatırlattı… O kadar üstümüzdelerr ki, bırak onlarla boy ölçüşmeyi, onları anlayamıyoruz bile. En azından bazılarını. Karşılaştığımız her rakip sonumuz olabilir. Ve bak sen şu işe? Bu hatırlatmayı ölmeden almayı başardık. Bu iyi bir şey.”

Sunny onu bir süre süzdü, ardından yavaşça başını salladı. Kai haklıydı. Sunny, Ulu Kâbus Yaratıklarıyla savaşırken iyi iş çıkarmıştı; bu yüzden artık bir Yüce olduğuna göre Lanetlilerle savaşmanın da pek farklı hissettirmeyeceğini varsaymıştı. Fakat gerçekte, her biri küçümsenmeyecek birer rakipti.

Aslında gerçekten tehlikeli olan Ulu yaratıklarla karşılaşmadığı için şanslıydı. Büyük ihtimalle katlettiği yaratıkların çoğu Tanrımezarı ormanlarından geliyordu. Rüyalar Diyarı’ndakiler, Kıyamet Savaşı’ndan beri o korkunç enginliklerde dolaşan kadim dehşetlere kıyasla daha genç ve daha az kötücüldü. Lanetli Kâbus Yaratıkları ise kötülük söz konusu olduğunda tamamen farklı bir boyuttaydı.

Kai içini çekti. “Bir de… haklı olduğunu fark ettim.”

Sunny sessiz bir soruyla ona baktı. Kai bir an duraksadı, ardından ciddi bir tonla konuştu: “Bütün bunlar başlamadan önce, bana birkaç Yüce’nin insanlığı korumaya yetmeyeceğini, senin ve Nephis’in tek yolunun Kutsal mertebeye ulaşmak olduğunu söylemiştin. Gözüme o kadar muazzam derecede güçlü, o kadar erişilmez görünüyordun ki bunu yeterince ciddiye almamıştım. Ama şimdi haklı olduğunu görüyorum. Lanetliler şimdiden bu kadar korkunçken, Kutsal Olmayan Kâbus Yaratıklarının nelere kadir olduğunu hayal bile etmek istemiyorum. Edebileceğimden de emin değilim. Dolayısıyla gerçekten tek bir yol var: İleriye gitmek. İstesek de istemesek de.”

Sunny bir süre ona baktı, yüz ifadesi okunmuyordu. "Bir hatırlatma, ha?" diye düşündü.

Ardından yüzünü buruşturup yüksek sesle sövdü.

Kai irkildi. “Oh… Üzgünüm. Çok mu ileri gittim?”

Sunny dişlerini sıkıp başını salladı. “Hayır, sadece… Sanırım sinirlerim yeniden kaynamaya başladı…”

Kopan kolunu aniden yeniden hissetmeye başlamıştı. Ona kavuşmak harika bir duygu olsa da canı cehennem gibi acıyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.